twitter'da takip et
Manaus
 
İnternet kullanıcıları daha çok mu mutlu ?

İnternet öyle bir icad ki, beş kıtanın insanlarının her an, her yerden, her türlü bilgi, iş, eğlence ve habere ulaşmasını sağlıyor, birbirlerine bağlıyor; Dünya'yı, Kanadalı sosyolog Marshall McLuhan'ın 1970'li yıllarda bahsettiği "küresel köye" e dönüştürdü. Ne eski Çinliler, ne kutsal metinler, ne de Jules Verne böyle bir gelecek öngörmemişti ! fransız Pénard, Suire ve Poussing'in “Does the İnternet make people happier?” başlıklı çalışmalarının sonuçlarına göre de, İnternet, kullanıcılarının daha mutlu olmasını da sağlıyor..!

daha ne olsun..?  
Yürütmeyi daha iyi kontrol etmek, işte modernlerin özgürlüğü !
 Evvela Locke ( 1632-1704 ), sonra da Montesquieu ( 1689-1755 ) tarafından geliştirilen kuvvetler ayrılığı teorisinin, gelişmiş modern demokrasilerde soluklanmaya başladığını görüyoruz. Yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin ayrılığı veya dengesi de diyebilecegimiz bu model, bundan böyle modern demokrasilerin işleyişine zor ayak uydurmaktadır. fransız Sosyalist Partisine yakın, Pierre Rosanvallon, Le Monde ( 18-6-2011 ) gazetesinde modern demokrasilerin bu uyumsuzluğu aşması gerektiğini tartışıyor...   
her türlü kontrol dışında bir İnternet projesi, Commotion
 Son on yılda, İnternet Dünyada eşi görülmemiş bir gelişme kaydetti. Bu gelişme, düşünce özgürlüğünü, prensiplerinin başlıcası olarak belirleyen demokratik toplumlara önemli sorunlar yarattı. 1789 İnsan ve Yurttaş Hakları Beyannamesinin 11. maddesinde belirtilen iletişim, ifade ve düşünce özgürlüğü, mütemadiyen, demokratik olsun veya olmasın tüm dünya devletleri tarafından ihlal edilmekte. Giderek genelleşen ve demokratik yaşamda, düşünce ve inanç ifadesine katılımda İnternet'in kazandığı önem, bu düşünce özgürlüğünün, İnternet hizmetlerine ulaşma özgürlüğünü de zorunlu kılıyor. AC/ÇŞ/İkinciGrup
( yeni ) Empati Medeniyeti
 Ekonomist Jeremy Rifkin ( ABD başkanı Bill Clinton ve AB Komisyonu başkanı Romano Prodi’ye danışmanlık yaptı ) Ekonomik Eğilimler Vakfı başkanı sıfatıyla yazdığı denemeler ve çalışmalar ile biliniyor. Ütopist ve kaos senoryalarına ait düşünceleri tartışma yaratıyor. J. Rifkin’in yeni kitabı, “The Empathic Civilization: The Race to Global Consciousness in a World in Crisis” İnsanlığın 20. yüzyılın endüstriyel devriminden artık çıktığını, aynı yüzyılın fosil ve nükleer enerji bağımlılığının bizi bügünkü çevre kaosuna getirdiğini ve egoist bireyci büyüme modelinin nasıl iflas ettiğini, İnsanlığa yeni bir empatinin nasıl hakim olduğunu anlatıyor...
İmdat ! herşey çok hızlandı ! Aciliyet hissi veya 'Hızlanma, zamanın sosyal eleştirisi'
 
Çağdaş insan, devamlı sökülerek yıkılan bir yokuşa, umutsuzlukla tırmanmaya çalışmakta. Aynı yerde kalabilmek için süratle ileriye atılıyoruz. Durduğumuzda, hemen en aşağıya düşüyoruz. Alman sosyolog Hartmut Rosa, 'Hızlanma, zamanın sosyal eleştirisi' başlıklı incelemesi üzerine Le Monde Magazine' in 29-8-2010 tarihli sayısına konuştu; Hartmut Rosa, hızlanmanın yarattığı büyük dalgayla sürüklenen demokrasinin, değerlerin, düşünmenin, kimliklerin, çözülüp dağılmasına ışık tutuyor...(AC/ÇŞ/İkinciGrup)
Şiiri demokratikleştirmek
 Bütçe kesintileri, arzu ve irade yokluğu; tüm dünyada gözlemlenen, bilhassa, orta sınıfların kültürel seviye kaybı problemi ve kitlesel gösteri sanayisinin güttüğü minimum kültür politikaları, sanat ve kültür çevrelerinin rahatsızlığını ve endişelerini zirve noktalara taşıdı. Avignon Tiyatro Festivali esnasında "Théâtre des Idées" (Fikir Tiyatrosu) konferansları kapsamında birçok düşünür, kültür adamı ve akademisyen, katkıda bulundular; İkinciGrup'da önemsediğimiz, fransız düşünür sosyolog, Edgar Morin'in, biyografik olanı olduğu kadar evrenseli de kucaklayan hayat tecrübesi yazısını bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor... AC/ÇŞ/İkinciGrup
popülizmi düşünmek
 18-22 Temmuz tarihlerinde, fransız France Culture radyosu ve Le Monde gazetesinin katkılarıyla, Pétrarque / Montpellier 'de gerçekleştirilen '26. Rencontres de Pétrarque' ( Pétrarque Toplantıları ) konferanslar serisi, bu yıl 'halk'ın bir geleceği var mı ?' sorunsalını irdeliyor.

Açılış konferansını 'popülizmi düşünmek' başlıklı konuşması ile yapan tarihçi-akademisyen PierreRosanvallon halk'ı kibirli ve yüksekten bir küçümseme ile değerlendirmek yerine, popülizmi ciddiye almamız gerektiğini, ve mutlaka demokrasiyi 'karmaşıklaştırarak' yeniden inşa etmemizi öneriyor...
 
John Dewey
 Dewey, Batı felsefesini 17. yüzyıldan beri etkisi altına alan zihin ve dünya, düşünce ve eylem ikiliğine karşıt bir bilgi felsefesi geliştirmeye çalışmıştır. Dewey’e göre düşünce insan yaşamının devamına ve insanın refahına hizmet edecek şekilde evrimleşmiş bir fonksiyondur. Düşüncenin bilgiye dönüşebilmesi için eylemle sınanması gerekir. Dewey’e göre demokratik toplumun temel kriteri bireyin kendi yaratıcı potansiyelini toplumsal yaşama gönüllü katılımı suretiyle ve toplumun iyiliği için çalışarak açığa çıkarabilmesidir; aşağıdan yukarıya bir demokrasi ideali söz konusudur; bu ideal, bireyi toplumun iyiliği adına toplumsal bir çalışmaya davet etmek suretiyle birey ve toplum arasında bir denge arayışındadır. Dewey’in eğitim reformuna olan ilgisi ABD ile sınırlı kalmamıştır. 1920’lerde Çin, Meksika, Japonya, Türkiye ve Rusya gibi modernleşen ve eğitim altyapılarını oluşturmaya çalışan ülkeleri ziyaret etmiş ve reform çabalarına destek vermiştir. Dewey 1924 yazında, iki ay gibi sınırlı bir zaman aralığında Mustafa Kemal'in davetiyle Türkiye’ye gelmiştir. Bu ziyaretin hemen ardından yazdığı rapor on beş sene boyunca, 1939’a kadar Türkçe’de yayımlanmamış ve İngilizce orijinali ölümünün ardından, toplu çalışmalarının yayımlanması esnasında gün yüzüne çıkmıştır. Dewey’in İstanbul, İzmir, Bursa ve Ankara’da, okulların kapalı olduğu yaz aylarında yaptığı incelemelerin sonucunda, yazdığı raporda, Türkiye’yi eğitimde “aşırı merkezileşme” çabalarına karşı uyardığı, maarif vekaletini “çeşitliliğin” esas alınması yönünde uyardığı dikkati çekmektedir.
Amartya Sen
 1998 ile 2004 yıllarında, Cambridge Üniversitesine bağlı Trinity College 'in başına geçerek, Oxbridge kolejlerinden birinin başına geçen ilk Asyalı olmuştur. Günümüzde Sen, Harvard Üniversitesinde felsefe ve ekonomi profesörüdür. Amartya Sen'ın kitapları otuzdan fazla dile çevrilmiştir. Açlık, insani kalkinma teorisi, refah ekonomisi, ile yoksulluk, cinsiyet ayrımcılığı ve liberalizmin altında yatan mekanizmalar hakkındaki çalışmalarıyla refah ekonomisine büyük katkıda bulunmuştur. Bunun neticesinde 1998 yılında refah ekonomisi konusundaki katkıları için 'Nobel Ekonomi' Ödülüne layık görülmüştür.
Naom Chomsky
 Chomsky bugün dilbilimindeki yadsınamaz katkılarıyla beraber Amerika’ nın dış politikalarında zamanın en önemli muhaliflerinden birisidir ve haksız politik düzenlemelere ve medyanın, yönetimi destekleyen tutumuna her daim karşı çıkmıştır. Chomsky, kendisinin kişisel görevini aydınlanma ve klasik liberalizmden kökenini alan geleneksel anarşist olarak tanımlar. Anarşist sendikalarına ve işçi haklarını önemseyen ‘Dünyanın Endüstri İşçileri’ sendikalarına eğilim göstermiştir ve bu işçi sendikasının bir üyesidir
Pierre Rosanvallon: Sol, toplumu değiştirmeli
Collège de France'da akademisyen, fransız tarihçi ve sosyolog Pierre Rosanvallon 'un yeni denemesi "eşitler toplumu / la société des égaux" Fransa'da 1 eylülde yayınlanıyor. fransız Sosyalist Partisine ( PS ) yakın olan P. Rosanvallon, 21.yüzyılın ilk çeyreğinde ve 2012 fransa cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde, Sol'un toplumu değiştirmesi mecburiyetini hatırlatarak, ortak bir dünya inşasının tam ortasına "eşitliği" koyma gerekliliği çağrısında bulunuyor. fransız Libération gazetesinin 27/28-8-2011 tarihli sayısında birinci sayfa manşetinden yer bulan bu röportajı İkinciGrup yayınlıyor...   


sosyal ve siyasi bir tablo  denemesi (2)


14 Nisan 2008 günü Ankara’da çok büyük, çok etkileyici bir gösteri yapıldı “Laik”-”Türk” kampına ait, ama siyasal temsil bulamadıkları ayan beyan ortada yüzbinler, aynı durumdaki milyonları temsilen algıladıkları “tehlike”ye karşı duruşlarını gösterdiler. Yalnızca miting olarak bakılınca, her türlü endişe verebilecek mesajına karşın, kabul edilebilir bir gösteri. Ama yalnızca miting ile kalmıyor: Mitinge katılmayanlar evlerine bayrak asmaya çağrılıyorlar. Mitingi destekleyenler bileklerinde “biz kaç kişiyiz” bileklikleri taşımaya başlıyorlar… Herkes “biz” ya da “öteki” olmak, bunlardan birini seçmek durumunda bırakılıyor. Balkonunda bayrak yoksa “öteki”lerdensin, bileğinde bileklik varsa “biz”densin.

Buna benzer “işaret” kampanyalarını hep yaşadık . 12 Eylül öncesi bıyığımız göstergeydi, son yirmi-yirmibeş yıldır kadınların başörtüleri/türbanları gösterge. Sözcükler bile gösterge olabiliyor, “başörtüsü” birşey, “türban” başka birşey. Telaffuz gösterge, renkler gösterge… Karşılaştığımız birisine sorduğumuz şeylerden birisi de “Nerelisin?” değil midir? Memleketimiz bile bir gösterge.

Modern toplum olabildiğince göstergelerden uzak durmaya çalışır. Çünkü aslolan herkesin aynı haklara sahip olmasıdır ve göstergeler bu temeli zedeleyebilecek bir unsurdur. Taraf göstermenin anonim olması tercih edilir, oylar kapalı verilir, mitinge katılanlar evlerine döndüklerinde mitinge katılmayanlardan ayırt edilemezler, vs. Yani modern toplum anonimlik yoluyla ötekileştirmenin önüne geçmeye çalışır. Geleneksel toplumlarda ise göstergeler önemlidir: Kişilerin toplumdaki yerine göre hak sahibi olması yerleşik kuraldır ve bunu sağlamak için göstergelere ihtiyaç vardır. Kavukların büyüklüğü, madalyaların kalabalıklığı, arabanın at sayısı, “ye kürküm ye” misali…

Türkiye’de modern toplumun bekçisi olduğu iddiası ile yola çıkanlar geleneksel toplumu çağrıştıran bir gösterge sistemi kurmaya çalışıyorlar. Halk bu göstergelere göre ayrıştırılmaya, karşı tarafta kalanlar “öteki”leştirilmeye çabalıyorlar. “Tehlikenin farkında olmamak” neredeyse suç ilan edilmek üzere. Oysa takipçisi oldukları Atatürk modern topluma evrilme aşamasında göstergelerin yok edilmesine özellikle çaba sarfetmişti. Demagojik bir biçimde, sınıfsız ve zümresiz bir toplum yaratma yoluna girilmişti. Hatta anonim modern toplum vatandaşı olma yolundaki kazanımların çoğu o eski zamanlara dayandığına göre, bugünki takipçileri “laik”-”muhafazakar”, “Türk”-”diğer etnik”, “bağımsızlıkçı”-”işbirlikçi” gibi birden çok eksende toplumu fişlemeye ve etiketlemeye çalışıyorlar. Ve bunu beğenmedikleri “muhafazakar”larla, “Kürt”lerle karşılaştırınca çok daha sert bir şekilde ifade ediyorlar.

Oysa , “öteki”leştirilenler bizim dostlarımız, arkadaşlarımız, komşularımız, kardeşlerimiz… Bu “öteki” kardeşlerimiz de Çanakkale’de Osmanlı ordusunda, sonrasında Anadolu’nun dört bir yanında Kuvva-i Milliye ile birilikte, Kuvva-i Millliye olarak savaşmadılar mı? Bu “öteki” arkadaşlarımız da aynı bayrak için vurulup gazi, canını verip şehit düşmediler mi? Bu “öteki” dostlarımız da tehlike altında gördüğümüz cumhuriyette bizim kadar hak sahibi değiller mi?

Olan bitenler bu kişileri “öteki”leştirmeye değecek, yarın öbürgün onların da sizi “öteki”leştirdiğini görmek, bir süre sonra birbirinizin yüzüne bakamayacak hale gelecek kadar büyük bir “tehlike” barındırmıyor mu gerçekten? Yoksa yalnızca kendi haklılığımıza olan inançtan aldığımız güç ile her türlü eylemde haklı mı görüyoruz kendimizi? Bu hakkın fay hattının, karşı tarafca duyumsanması ile oluşacak depremin büyüklüğünü, şiddetini düşünüyor muyuz? Yoksa enkaz altından çıktığımızda mı düşüneceğiz? Eğer çıkabilirsek !

3-08-2010

arsenceyhan@ikincigrup.com


 
 "Yeni Dünya" tartışmaları hafızamız
 kapitalizmin ahlak imtihanı / Arsen Ceyhan
2008 yılında ABD gayrimenkul piyasalarındaki çöküşle başlayan finansal kriz ABD Merkez Bankasının eski Başkanı Alan Greespan'ın tabiriyle tam bir ''küresel kasırga' ydı. Hükümetler farklı şekillerde küresel piyasalara 2,4 trilyon dolar enjekte etmelerine rağmen büyük bir ekonomik kriz engelenemedi. Kapitalizm sorgulandı. Sadece Sol düşünce değil, liberal kapitalizmin en radikalleri bile kapitalizmin ahlaklı kılınması üzerine düşünmeye başladılar. İkinciGrup, bu çerçevede hiçbir ciddi önlemin alınamadığı, tüm ulusal egoizmlerin pervazsızca sergilendiği Seoul G20 zirvesi sonrasında, kapitalizmin ahlakla olan ilişkilerini sorgulamaya çalıştı...
 krizden bir yaşama kültürü çıkar mı ? (1) ve (2)
21.yüzyılın ilk çeyreğinde, (yeni) bir Dünya, (yeni) bir Türkiye ve (yeni) düşler arayışının peşine düşen, (yeni) dergisinin, ilk sayı dosyası, son üç yıldır Batı’nın özgüvenini sarsan, sarsmayı sürdüren iktisadi kriz ve kriz durumu. (yeni) dergisinde, Oruç Aruoba, Enis Batur, Betül Çotuksöken, İsmail Ertürk, Ekrem Işın ve Soli Özel, dünyada belki de tek “kriz” felsefesi yapmış düşünür Nermi Uygur’un 'Bunalımdan Yaşama Kültürü' kitabından yola çıkarak, 'kriz ve kriz durumunu' tartışıyorlar. benzer (yeni) arayışları paylaşan İkinciGrup, Kırmızı yayınları ve dergi yayın kurulunun izni ile bu tartışmayı 2 bölüm halinde yayınlıyor.
 Şerif Mardin' in 'profesörce' Türkiye tespitleri
Uzun yıllar süren Üniversite hayatı sonrası, kendisini, evinde oturan, kitap okuyan kişi anlamına gelecek “emeritüs” profesör olarak tanımlayan sosyolog-siyaset bilimci Şerif Mardin, NTV’de Mirgün Cabas ve Ruşen Çakır'ın sorularını yanıtladı. ( 16-9-2010 ) 100 dakikalık söyleşi, Basın da gerektiği önemde, ve doğru açıdan değerlendirilmedi. Şerif Mardin in “cemaat” ile igili söylediklerini manşete çıkarıp, söyleşinin bütünü, ve Mardin in yaptığı önemli tespitler, yazılı Basın da yer almadı. İkinciGrup, bu söyleşinin bütününe sadık kalarak ( bilhassa Mardin'in sözlerine ) bir metin çıkarttı. NTV de yayınlanan şöyleşi şöyle: ( ÇŞ/İkinciGrup )
 popüler kültür ve seçkin kültür /
ittifak veya ölüm
bu yıl 'halk'ın bir geleceği var mı ?' sorunsalını irdeleyen, '26. Rencontres de Pétrarque' ( Pétrarque Toplantıları ) kapsamında, yazar Marin de Viry'nin katkısı, fransız toplumunda popüler ve seçkin kültürlerin mutlaka ortak bir kültür yaratmaları ihtimalini uzak görüyor; 'beklenmedik bir deha, ortak bir kültür yaratabilir; bunu geçmişle çok uzak gelecek arasındaki hattı yakalayarak gerçekleştirebilir. Geçmiş, gelenek hazinesinin sosyal bir etiketi yoktur. Haydi bir gayret, yok mudur yeni bir Molière ?'
diye soruyor...
 'halk' diye bir şey var mı ?
France Culture radyosu ve Le Monde gazetesinin katkılarıyla gerçekleşen '26. Rencontres de Pétrarque' ( Pétrarque Toplantıları ) 18-22 Temmuz tarihleri arasında, Pétrarque / Montpellier 'de yapılıyor. Her yıl bir tema üzerine kurulan bu konferanslar serisi, bu yıl 'halk'ın bir geleceği var mı ?' sorunsalını irdeliyor.
Açılış konferansını Collège De France'da akademisyen-tarihçi PierreRosanvallon 'un yapacağı bu toplantıları İkinciGrup, geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da yayınlıyor.

filozof Myriam Revault d'Allonnes' un 'halk diye bir şey var mı ?' başlıklı katkısı şöyle:
KÜNYE
© Telif Hakları http://www.ikincigrup.com'a aittir.