twitter'da takip et
Paris
 
Franz Liszt 200 yaşında
( 1811-1886 )
Franz Liszt, Salieri'nin klasik eğitiminden başlayan ve diğer ucunda Schönberg gibi bir moderne ipuçları veren uzun bir çizginin temsilcisidir. XIX. yüzyılın her iki yarısını da yaşamış bir piyanist ve besteci olarak önemli olduğuna inanıyoruz. "klasisizmin demokratikleşmesi" diyebileceğimiz romantizm denen yüz yıllık serüvenin, kendi kişiliğinde yansıdığını da söyleyebiliriz. Liszt, klasik Viyana uslubuyla bestelemeye başlamış, empresyonist, ekspresyonist akımlardan etkilenerek, XX. yüzyılın müziğine ışık tutan ve ipuçları veren ilk XIX. yyıl bestecisi olmuştur. ( temsili resim: 1840, Danhauser ) Hugo, Dumas, Sand, Paganini, Rossini vs. Listz dinliyor   
Viyana Modernlerinin ilki: Arnold Schönberg ve Ekspresyonizm / A.Ceyhan
 Viyana'da doğan Schönberg, müzik öğrenimi görmemiş, ancak çocukluğundan beri keman ve viyolonsel dersleri alarak özellikle viyolonselde iyi bir seviyeye gelmişti. Gençliğinde geçimini viyolonselle sağlayabilmişti. 1894 yılında, kendisinden birkaç yaş büyük Alexandre Zemlinsky'den ( 1872 - 1942 ) kontrpuan dersleri alan Schönberg besteci olmaya karar vermiş. Geç- romantik bir besteci olan...  
Felix Mendelssohn 200 yaşında / A. Ceyhan
 Düşünür Moses Mendelssohn'un torunu ve Berlin'e yerleşmiş bir bankerin oğlu olan Felix Mendelssohn ( 1809-1847), babasının hırıstiyanlığı kabul etmesinden sonra ( Bartholdy), Mozart gibi bir ''harika çocuk'' olarak küçük yaşta yeteneğini belli etmiş, Mozart gibi de genç yaşta ölmüştür. Mendelssohn'un müzik tarihindeki önemi, klassisizm ile romantizm arasında bir köprü olması, klasik geleneği romantizmle bağdaştırmaya çalışmasıdır.
Ölümünün 250. yılında G. F. HÄNDEL / Arsen Ceyhan
 GF Händel ve JS Bach, aynı dönemin iki koca bestecisi idiler. Barok müziğin mirasını ve zenginliğini sindirip sentezini yapmak için, talih, aynı güçte, fakat ayrı yapıda, iki deha yaratmıştı. Biri yerinden pek kıpırdamayan, öteki Hamburg'da, İtalya'da, İngiltere'de kendi evindeymiş gibi yaşayan... Biri kilise, okul ve kent sorumlularıyla sürekli tartışma halinde, öteki kastra'larla, diva'larla, opera yöneticileriyle boğuşmada. Biri opera ve oratoryo biçimlerinden hoşlanmayan, öbürü bütün gücünü bu dramatik biçimlere veren, biri içine dönük, öbürü dışa dönük iki koca dev insan...
Ölümünün 200.yılında FRANZ JOSEPH HAYDN / Arsen Ceyhan
 Ölümünün 200.yılında Klasisizmin büyük ustası tüm Avrupada büyük şenliklerle anılacak. Franz Joseph Haydn ( 1732-1809 ) Avusturya'nın doğusunda, Macar sınırına yakın bir köy olan Rohrau'da 1 Nisan günü doğmuştur. Babası köy bekçisi idi. Sesi güzel birisiydi. Nota bilmezdi ama arp çalardı. Haydn ilk müzik derslerini köyün öğretmeninden aldı. Müziğe olan yeteneğiyle çok kısa zamanda herkesi şaşırtmaya başlamışdı. Keman ve klavsen dersleri de almaya başlamıştı.
Stanley Kubrick ve Görsel Senfoniler
Arsen Ceyhan
 Stanley Kubrick (1928-1999)7 Mart 1999'da Londra yakınlarındaki evinde hayatı bıraktı. Ölümünün 10.yılında filimleri etrafında oluşan polemikler dinmiş olsa da, bazı sahneleri zihinlerimizdeki canlılıklarını devam ettiriyorlar. Kimliği, hala hayranlık veya nefrete neden olabiliyor. Kubrick sadece sinema sanatı için yaşadığı izlenimini verirdi. Buna rağmen sinema yeteneği sürekli kuşkuyla karşılanmış ve tenkit edeni çok olmuştu. Fakat artık giderek sinema tarihinin köşe taşlarından biri olarak kabul edilmeye başladı.
 
Glenn Gould ( 1932 - 1982 )
 Bilhassa 1955 ve 1981 Jean Sebastien Bach'ın klavye için yazılmış , klavye sanatının Everest'i olarak bilinen 'Variations Goldberg' eserinin plak kayıtlarıyla tanınan Kanadalı bir piyanisttir. Klavye sanatı çok erken şahsiyetini bulmuş, analitik stili, hemen tanınan tekniğiyle , tüm dünyayı çabucak büyülemişti. Herbert Von Karajan, Leonard Bernstein, Yehudi Menuhin gibi dünyanın en önde gelen müzisyenleriyle konserler verdi. Kendisini Amerika, Avrupa ve Rusya'ya kadar götürecek olan 15 yıllık konser kariyerine ,1964 yılında , henüz 32 yaşında iken son verir. Bu tarihten itibaren tüm enerji ve sanatını stüdyo kaydına vakfeder; kariyerinin bu ikinci bölümünün büyük bir bölümünü J S Bach'ın eserlerine ayırdı. Buna paralel olark Kanada Radyosunda yayıncılık yaptı. Piyano aleminde uluslararası üne kavuşması 1955 yılında CBS'in New York stüdyolarında kaydettıği 'Variations Goldberg' le başladı. Yorumunun çabukluğu, tüm seslerin akıl almaz berraklığı, bilhassa o zamana kadar alışılagelmiş Bach yorumlarından tamamen bağımsız bir yoruma sahip olması, derhal meşhur olmasını sağlamıştı. Uluslararası şöhretine J S Bach'ın klavye eserlerine getirdiği yeni yorumlarıyla kavuşan G. Gould'un piyano tekniğinde legato ve pedal oyunları tamamen yok gibidir. Ayrıca, ömrü boyunca üzerinde çalıştığı CD318 numaralı Steinway piyanonun , bilhassa çabuk çalma tekniğine daha uygun kılınması ve mükemmelleştirilmesi için devamlı büyük çaba sarfetmiştir.
Münir Nurettin Selçuk ( 1900 - 1981 )
 Askerlik görevi sırasında, 1923′te mülazım (teğmen) rütbesiyle Muzikai Hümayun’a girdi; Cumhuriyet’in ilanından sonra da Riyaseti Cumhur Heyeti’nde üç yıl görev aldıktan sonra ayrıldı. Aynı yıl Sahibinin Sesi plak şirketi adına Paris’e giderek iki yıl ses tekniği dersleri aldı. Aynı zamanda özgün bir ses tekniği eğitimi görmüş ilk Türk müziği ses sanatçısı olan Münir Nurettin, 19. yüzyıl İtalyan opera şarkıcılığının izlerini taşıyan icra üslubu 'Bel Canto'dan etkilendi.Dönüşünde, 22 Şubat 1930 gecesi, Beyoğlu’ndaki Fransız Tiyatrosu’nda kemanî Nubar Tekyay, kemençeci Ruşen Kam, tanburî Mesut Cemil ve kanunî Artaki Candan’ın sazları eşliğinde yepyeni bir anlayışla ilk sahne konserini verdi. Mikrofon kullanmadan, ayakta okuyarak verdiği bu konserlerde ortaya koyduğu icra üslubu ve tekniği solo icrada bir dönüm noktası oldu, yeni ufuklar açtı. Selçuk 1953′te İstanbul Belediye Konservatuarı’na üslup ve teganni öğretmeni olarak atandı. M.N.Selçuk yirminci yüzyıl Türk musikisinin en önde gelen birkaç sanatçısından biridir. İcraya en önemli katkısı, daha çok hafızlara özgü olan “gaygaylı” okuyuş tarzını büyük ölçüde temizleyerek yerine daha sade, daha “düz” bir okuyuş getirmesidir. Selçuk eski geleneğe özgü bu gırtlak süslemelerini yeni bir anlayış, zevk ve teknikle, büyük bir ustalık göstererek kullanmıştır. Gerek Osmanlı Türk musikisinin yapısını, gerekse eski icrayı çok iyi bilen bir sanatçı olarak, getirdiği bütün yenilikleri bu musikinin aslından uzaklaşmadan gerçekleştirdi. Selçuk hemen hemen bütün beste şekillerindeki eserleri okuyabilen bir yorumcuydu. Kar, karçe, murabba beste, nakış, ağır semai, yürük semai, şarkı, türkü, koşma, gazel gibi dindışı; mevlevî ayini, durak, tevşih, ilahi gibi dinî beste şekillerindeki pek çok eseri konserlerinde ve plaklarında okumuştur. Selçuk , gazeli dindışı bir üsluba kavuşturmuş, bu üslubuyla da çok değerli bir gazelhan olarak kendini kabul ettirmiştir. Selçuk sesini bir saz gibi kullanabilen eşsiz bir hanendeydi.
Thelonius Monk ( 1917 - 1982 )
  Muhteşem emprovizasyon kabiliyetiyle tanınan amerikalı jazz piyanisti. Bebop müziğinin yaratıcısı olarak bilinen Monk, sonradan kendi şahsi stiliyle bu müzikten uzaklaşmışti. Baladlarda çok geleneksel bir stile sahip olmakla beraber, piyano tekniği ve stili bakımından 1920/ 1930 yıllarının stride tarzına yakın akrabalığı göze çarpar. Besteleri ve piyano stili, melodi, harmoni ve ritme getirdiği derin değişiklikler nedeniyle zamanında birçok tepkiye neden olmuş, bestelerinin çoğu sonradan jazz standardı olarak kabul edilmiştir. Blue Monk, Round Midnight,Well You Needn't, Straight No Chaser, Trinkle Trinkle, Epistrophy, Misterioso... Dizzy Gillespi, Bud Powell ve Charlie Parker'la çalıştı. 1947 yılında ilk defa kendi adına Blue Note labeli için kayıt yaptı. Monk birçok turne ve 1950 ile 1960 yılları arasında kayıtlar gerçekleştirir. En son kaydı 1971 yılındadır: Something in Blue, Nice Work in London, Blue Sphere and The Man I Love.
Eski-Yeni sorunsalı içerisinde hâlâ önemini koruyan fakat unutulan Dede Efendi
Dede Efendi, Osmanlı tarihinin en bunalımlı dönemlerinden birinde yaşadı. Bir uygarlık ve kültür değişimi üzerinde daha da hızlanan bir toplumsal çöküş ortamında yetişti. Yenilik hareketlerinin yarattığı tepkilerden doğan kanlı olayları gördü .Döneminin sınırlı Batılılaşma eğilimlerini, II. Mahmud döneminin hem Doğu'ya hem de Batı'ya yönelişlerini, Abdülmecid'in toplu bir yenileşmeyi öngören Batıcılığını izledi. Dede Efendi müziği bugün sadece aydın ve müzikten anlıyan bir tabaka tarafından dinleniyor; geniş kitlelerce tanınmıyor. İkinciGrup, klasik Türk müziğinin bu büyük sanatkarına ışık tutuyor .   


Müzik ve 'eski-yeni' sorunsalı üzerine


Türkiye'de, tüm sanat alanlarında, plastik sanatlar,mimari, edebiyat, bilhassa roman konusunda oldum olası, entellektüel ve teorik bir söylem olmuştur.Fakat gerçekten garip olan, müzik üzerine, analitik ve kapsamlı bir tartışma zemininin bulunmaması, yaratılamamasıdır. Arada bir, tansiyon yükselmesinin sebep olduğu kesin olan , eski ile yeni, sanat müziğiyle halk müziği, klasik geleneksel ile yoz arabesk arasında satıhi ve sadece kitle medyalarını ilgilendiren kavgalar çıkarılır. Kavga diyoruz, zira bu tür girişimlerin , temelinde Fazil Say gibi, belki de XXI.yyılın en büyük Türk sanatkarlarından biri bulunsa da, teorik tartışma olma niteliği katiyyen bulunmuyor. Bu ise, konuya , en kötü, en olumsuz cepheden girilmesi açısından çok endişe verici bir olgudur. Bu olumsuzluktan, Fazıl Say'ın sanat zekası malesef sakınamamıştır. Esas şaşırtıcı olan da budur ! Yani, müzik konusunda, aydınlarımız, tartışma zemin ve seviyesini yükseltmekten aciz görünüyorlar.

Halbuki, şöyle bir geri dönüp , toplum yaşamımızın , Osmanlı kültürünün tarihine baktığımızda, müziğin, toplumun en belirleyici entellektüel faaliyetlerinden biri olduğunu kolaylıkla görürüz. Osmanlılarda, aydın olmanın ilk şartlarından biri, edebiyatta olduğu kadar müzikte de derin bilgi sahibi olmaktı.

Tabii ki toplumumuz, kendi müziğinden başka birşey tanımıyordu; Batılılaşma ile batı müziği de geldi ve tüm mekan ve kurumlara yerleşti. Bu kaçınılmaz idi. Fakat, bu yerleşmenin tabii bir neticesi olarak, yaşamımızda gerçekten önemli ve somut bir yeri olan kendi müziğimiz, haliyle bir kenara itildi ve yer değiştirmek zorunda bırakıldı. Batılılaşmanın getirdiği yukardan inme eğitim ve sindirme metotlarıyla, türk insanına yeni bir yaşam tarzı telkin edildi; bu metotlardan tabii ki müzik de kendi payını aldı...

Yeni bir yaşam tarzının gereksinimleri, toplumun geleneksel yaşam biçimlerine nasıl uyum gösterecekti? Müzikte bunun toplumumuzdaki tercümesi melodi/polifoni, tonal/ modal tezatları ile belirdi. Bu bağlamda, muhafazakâr, batıcı ve sentezci diyebileceğimiz,davalarını müziğin araç ve gereçleri ile müdafa edebilen gerçekten münevver çevreler kendilerini gösterdi.

Bunun yanında bir de Dede Efendi ve Fazıl Say tavırlarından bahsedebiliriz.Genel olarak Klasik üsluba bağlı kalmış olmakla birlikte, çağdaşlarında bulunmayan bir yenilik çabası da görülür Dede Efendi'de. Sanatının ayrı bir yönü olan bu özellik, Klasik üslubu içerden değiştirmek isteyen bir anlayışın ürünüdür. Gerçi bu yenilik arayışı onunla başlamış değildir, daha öncekilerde de aynı doğrultuda bir çaba görülür; ama bu arayış Dede'de en ileri noktasına ulaşır.Yenilikleri, öncelikle melodi yapısında görülür. Türk müziğinde bir bestecinin kişiliğini, üslubunu ayırt etmekte en geçerli ölçütlerden biri sayılabilecek modülasyon (geçiş taksimi) sanatında kendi tekniğinin ürünü olan büyük bir ustalık gösterir. Bu alandaki en önemli niteliği kalıplaşmış modülasyon yollarından kaçınmasıdır. İki makam arasındaki ortak sesleri bulmak için giriştiği hazırlığı dinleyiciye farkettirmeden, son derece şaşırtıcı, ama doğal bir biçimde makam değiştirir.Yenilikçiliğin bir başka yönü, Batı müziğiyle olan ilişkisindedir. Muzika-yı Hümayûn'un kuruluşuyla saraya giren İtalyan müziğini dinleme olanağı bulmuştur. Kulak gücüyle kavramaya çalıştığı Batı müziğinin etkisi bazı yapıtlarında, özellikle Rast Kâr-ı Nev' de ( vals ritmini gelenekte bulunan üç zamanlı semai ölçüsüyle verdiği ) Yine bir gülnihal..' şarkısında açıkça görülür.Dede Efendi geleneklere bağlı olduğu ölçüde onları geliştiricidir de. Seçkinlere seslenirken halktan uzağa düşmez. Eski ile yeniyi yadırgamadan kaynaştırır. Sanatının özü, bu ikiliklerin uyumundadır. Yüz elli yıldan sonra da geniş bir dinleyici kesiminin duyarlığına seslenebilmesi, sadece sanat gücünün değil, aynı zamanda, eski zevki yeni zevke bağlayan bir köprü rolünü oynamış olmasının bir sonucudur.

Buna benzer olduğu kadar tamamen tersden diyebileceğimiz bir yaklaşıma, eğitimini Batı klasik müziği çerçevesinde almış besteci Fazıl Say'da gözlemleyebiliriz. Fazıl Say , 4 Nasreddin Hoca Dansı, İpek Yolu, Manhattan'da bir Derviş, Keman Konçertosu gibi, biçim ve nitelik bakımından, batı klasik müziğine göbek bağı ile bağlı eserlerinde bile , türk müziğinin melodik ve ritmik öğelerini değerlendirip öne çıkarmasını bilmektedir. Bu, folklora düşmeyen, çok önemli bir tavırdır..

Bizce müzik sorunlarımıza bakış açımız, onu dahiyane bir biçimde yaratanların teknık ve metotlerına yönelik olmalıdır. Günümüzde ise, malesef, klasik ve geleneksel müzik sorunlarımız, teorik bir çerçevede değil sadece icra ve yorumlanış biçimlerinde tartışma konusu edilmektedir. Sanki icra ve yorumdaki nitelikler,müziğimizin ulusal kimliğini belirleyen kıstaslar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bizce çıkmaz bir yoldur.

Müziğimizin tartışma zemini neden bu şekilde , teorik olandan pratiğe kaymış, örneğin tonal/ modal sorunsalından icra ve yorum kavgasına düşmüştür. Fazıl Say'ın arabesk denen kitle müziği ile ilgili son çıkışı bu kaymanın en canlı belirtilerinden biridir. Bu noktada Hilmi Yavuz bize, meseleyi doğru yerine oturtmakta yardımcı olabilir, bakın ne diyor : '' Arabesk müzik, geleneksel müziğin yapısını büyük bir dönüşüme uğratmıştır ve bu dönüşüm musikinin icrasını öne çıkaran, teorik sorunlarını silen bir entellektüel yuksulluğu birlikte getirmiştir. Türkiye'de, son yıllarda, bilgi'nin kendisinin değil, onun kullanımının, işe yararlılığının öne çıkarılması; kısaca pratiğin teorinin önüne geçmesi, bana kalırsa, musikide de aydınca bakış açısının yerini, teknik ve somut icra sorunlarının almasına yol açmış olmalıdır '' ( Türkiyenin Zihin Tarihi/Timaş Yay ). Müzikseverlere ise bu berrak ve bilinçli analizin analizini yapmak kalıyor.

03-8-2010

arsenceyhan@ikincigrup.com


 
KÜNYE
© Telif Hakları http://www.ikincigrup.com'a aittir.