Dublin
 
Ezra Pound ( 1885-1972 ) : evrensel bir ideogram
Çok büyük bir şair ve aynı zamanda hem inanmış bir faşist, hem de azgın bir anti semit olunabilir mi ? Bunun cevabı sadece hayır olabilir, öyle değil mi ? Ezra Pound' un objektif muazzam biyografisinin yazarı Humphrey Carpenter, 'çok az yazarın hayatı bu denli aşırılık ve ölçüsüzlüklerle dolu, değişken ve öfkeli olabilir' diyor. Hayal gören bir deha ? Vatan haini? Zır deli? Düşler içinde yaşayan birisi? Bağnaz? Evet, fakat herşeyden evvel, ciddi bir sanatçı, cömert bir genç değer bulucusu, otodidakt ve daima orijinal bir bilge, algılama ve dil devrimcisi, kaotik XX.yyıl edebiyat ve sanatının önemli bir bölümünün yaratıcısı ve tanıtıcısı da değil mi? Arsen Ceyhan/İkinciGrup   
Roman, Modern Çağ ve Kemal Tahir
Arsen Ceyhan

 Kemal Tahir ükesinin ''modernlik ve çağdaşlık yolunun neresinde olduğunu'' sezinlemiş bir aydındı. Don Kişot'un modernliği, bize, dünyanın ''taklit'' kaideleri dışında anlaşılamayacağını göstermesindedir ( René Girard ). Romanları, Osmanlı Devleti'nin XIV. yyılda kuruluşundan XX. yyıla kadar Türk toplumunda bir Osmanlı sürekliliği arayışıdır. Osmanlı seçkin ve aydınlarının, XVIII. yyıl sonunda gözlemlenen donkişotvari düşüşleri, benzeşleşme sürecinin ve model arayışının başlangıcını teşkil eder.   
 PANORAMA
Jean-Michel Basquiat ( 1960 - 1988 )
 Beyeler Vakfı, 27 yaşında aşırı doz uyuşturucudan ölüme giden Basquiat 'in 50.doğum yılı anısına, İsviçre de 5 Eylül 2010 'a kadar kalacak, 'Retrospektif' bir sergi açıyor. Beyeler Vakfı, bu çeşitlilik ve zenginlikte Avrupa'da bir ilk olacak sergi için ( 100 ü aşkın tablo, ve eşyalar vs...) Paris Modern Müzesi ile birlikte hareket ediyor. Sergi, 15 Ekim'den sonra da Paris Modern Sanatlar Müzesi' nde yer bulacak.
Boxer, ( 1982 )
 Basquiat'nın eserlerinde, figürlerin çocukluktan kalma, çoğunlukla iskelet formunda ve tabloların şiirsel sloganlanlarla isimlendirildiği, grafik ve renklerin kuvvetli olduğu görülür. Basquiat, 80'li yılların amerikan toplumunu eleştirdiği eserlerinde, siyasi nitelikli kelime ve cümleleri de ihmal etmezdi.
Basquiat Basel'de ( İsviçre )
 Pop kültüründen ve kültürel mirastan ( bilhassa müzik, Charlie Parker ve Miles Davis hayranıydı ) motifleri birlikte kullanan, çizgi romandan ve spordan beslenen Basquiat'ın sanatı için 'ekspresif' sıfatını kullanabiliriz. Kendisine referans aldığı Picasso ve Dubuffet dan başka, italyan Cy Twombly, amerikalı Robert Raushenberg e de hayranlık duyardı. Andy Warhol ile birlikte 100'den fazla ortak esere imza attı.


Basquiat / Beyeler Vakfı

Baselstrasse 101
4125 Riehen - Basel - İsviçre


5 Eylül 2010 e kadar
Le Monde: 'filozof Gilles Deleuze 'yeni' Türkiye'de giderek önem kazanıyor'
 Fransız filozof Gilles Deleuze' ün (1925-1995) eseri Türkiye de giderek daha fazla ilgi görmektedir: birçok eseri üzerine Istanbul' da, Nisan' dan Eylül ayına 3 önemli seminer düzenleniyor. Evvela...
Yabancı Basın dan 'Günter Grass Türkiye' de'
 17 Nisan’da Santralİstanbul‘da gerçekleştirilen “Avrupa Birliği Kültür Köprüleri” panelinde Günter Grass’la Buket Uzuner, Elif Şafak, Mario Levi ve İsveçli yazar Asa...
'Flaubert benim !'
 Orhan Pamuk’a 17 Mart 2009 tarihinde Fransa’daki Rouen Üniversitesi tarafından edebiyata ve Flaubert düşüncesine katkılarından dolayı şeref doktorası verildi. Rouen,romancı...



Ezra Pound efsanesi ve Cantos

Avrupa'nın yeniden yapılandığı, küreselleşmenin sorgulandığı bu XXI. yüzyıl şafağında Cantos okumak, herşeyden evvel geçen yyıla ve klasiklerine geri dönüp bakmayı gerektiriyor: Joyce, Céline,Borges, Pound. Ezra Pound, bilhassa Cantos'larda, iki büyük savaşın canavarlıklarının sebep olduğu sarsıntıların yükünü taşımaktadır.

Cantos'lar, Avrupa kültürünün belirmesine yakinen bağlı birçok olgunun, ve kurucularinin şiirsel hikâyesi veya efsanesi gibi karşımıza çıksa da, bir birey olarak Pound'un yaşam macerası, hassasiyeti ve zamanı ile de sıkı bir ilişki içerisindedir.

Pound, 1962 yılında bir söyleşide dediği gibi, Cantos'lara, Dante'nin ''İlahi Komedya'' sını keşfettiği sene olan 1905' de başladığını söylüyor; halbuki bu büyük şiir tasarımının sadece 1915 yılından itibaren gerçekleşmeye başladığını da biliyoruz.

Bu iki tarihin önemi var. Cantos' lar bir amerikan üniversitesinde keşfedilen Dante'nin eseri ile başlıyor, ve dostu, heykeltraş Henri Gaudier-Brzeska'nın I. Dünya Savaşı cephesinde ölmesiyle, ciddi biçimde tekrar ele alıyor.

Birden, Cantos'ların, savaş görüntüsü ve hatıralarıyla bütünleştiği fark edilir; ölen dostlar, sosyal durum : ''Batı'da hayatin bedeli'', silah kaçakçılığı : ''Çalışmalarım, beni, savaşları birer kaza olarak değil, sistemin temelli parçası olarak görmeye itti''. Pound bu saptamasından asla şaşmayacak, ve çok daha vahşi II.Dünya Savaşından sonra 1962'de ''Avrupa'nın ve medeniyetin lanetlenmiş oldukları fikrine direnmek için yazıyorum'' diyecekti.

Böyle bir hesaplaşmaya girebilmek, ve bunun şiirsel bedelini verebilmek için herhalde Amerika gibi bir yerden gelmek gerekliydi. İlk Cantos'lardan itibaren Pound rengini belli eder, Odyssea'nın X. ve XI. rapsodilerinde Ulis'in cehenneme seyahati ve ölüleri sorgulaması bölümünü kelimesi kelimesine tercüme eder.

Cantos'lara başlık olarak, terakkiden çok şey bekleyen Victor Hugo'nun ''Bir rüya gördüm / asırların duvarı belirdi / insan labirentinin gizemli çizgisi / Terakki'' konabilirdi; fakat Pound artık terakkiden birşey ummamaktadır. Kendinin ve en yakın çağdaşlarının tecrübeleri ikna etmişti : '' gerçek çoktan varoldu, ve ihanete uğradı '' der; ve izah eder : ''işler evvela böyle başladı: aşağı yukarı altı asırın paketlenmesi gerekiyordu. Ilahi Komedya'da bulunmayan ne varsa, ortaya çıkarıp ilgilenmek gerekiyordu. Victor Hugo'nun Asırların Efsanesi bir bilanço teşkil etmiyordu, sadece istiflenen tarih parçalarindan oluşuyordu. Mesele tutarlı bir bütün oluşturabilmekti ; bilhassa çağdaş düşünceyi, Rönesans'dan beri Avrupa'nın başına musallat olan klasik kültürden temizleyerek Orta Çağ'la ilişkiye geçirmekti.Fakat Orta Çağ'ın kendisi sorgulanmayı ve tarihinin tekrar yazılmasını bekliyor.' Işte Pound'un yargısı bu . Bu yüzden Cantos çok önemli bir tasarım.

Ezra Pound, tamamen Cantos'ların yazımına kendisini 50 yıl boyunca vakfetmeden evvel birçok şiir kitabı yayınlamıştı. Pound, tarihe panoramik olarak bakmasına imkan veren belirli bir biçim bulduğu an, Cantos yaşamının eseri haline geliyor. Ve XX. yyılın modern şiir serüvenine kendisini tamamen kabul ettiriyor ; bilhassa Fenollosa'nın Çin Yazı Karakterleri üzerine çalışmasını ve ideogramların belirme sürecinde önemli bir noktayı keşfeder : ''ardı ardına gelen iki şey üçüncü bir şeyi oluşturmaz, fakat sadece aralarındaki temel ilişkiyi telkin eder ''. Bu keşif sayesinde, '' çince okumanın kavramlarla oynamak değil, fakat şeylerin kaderlerini tamamlamalarını gözlemlemektir '' sonucuna varır ; bu ise Pound'u, dillerin, kültür ve medeniyetlerin dağınık figürlerini birbirleriyle diyaloga geçirmeye itecektir ; bilhassa Dante ve Konfüçyus vasıtasıyla batı ve doğu kültürlerini . Bu bakımdan, Cantos'da bulunan çin piktogramları,birer süsleme değil, eserin temel tasarımının belirtileridirler. Pound'un, LXXVII. Cantos'da, iki çin ideogramına eklediği yorum şu: ''evvel ve sonra gelenin ne olduğunu bilmek, olup biteni anlamanıza yardımcı olacaktır'' ''MÜZIK''.

Eserin devasalığı ve yapısı , birçok okuma ve yorum zorluklarına sebep olmaktadır. Bağlı oldukları kompleks tarihi, siyasi, ekonomik, lengüstik ve artistik öğeler , okumayı karanlıklaştırarak herbir Cantos'u zorlaştırmaktadır; bu durumu gizlemenin gereği yok.Pound, bu zorlukların bilincinde ; 1921 yılında Thomas Hardy'ye yazdığı bir mektupta, ''okurlarımdan, zor bir latin veya grek metnini okurken sarfettikleri çabaların aynısını bekliyorum'' diyor.

Pound'un şiiri 1920 Cantos'larından, 1948 Pisa Cantos'larına kadar giderek kompleksleşir ve okurdan daha çok çaba bekler hale gelir. Cantos'ların bütününe hayran, fakat Pisa Cantos'larından birine neden bir müzik partisyonu koyduğunu anlamayan genç bir şaire, Pound, ''gördüğüm kadarıyla müzik okumasını bilmiyorsunuz' cevabını verir. Cantos tercümesi çok önemli müzik sorunlarını çözmek zorundadır, zira Pound, tüm ömrünü çeşitli dillerin kendi aralarında kurdukları müzikal ilişkilerin keşfine vakfetmiştir. Cantos'ların türkçeye kazandırılması için henüz çok uzaklardayız .

''sevdiğin var olmaya devam ediyor, gerisi kül
sevdiğin elinden alınmayacak
sevdiğin tek mirasın
dünya kimin, benim, onların , veya kimsenin ?
evvela gördün, sonra dokundun
cehennemin koridorlarında bile olsa , işte cennet
sevdiğin tek mirasın
sevdiğini senden kimse çalmayacak''

( çeviri A.C )

30-8-2010

arsenceyhan@ikincigrup.com


 
 DÜNYA / KÜLTÜR
31-8 Paris
Culture
'La Suisse restitue au Liban les archives du fonds Dunand'
30-8 New York
Arts
'A Temple of Drama, Burnished'
30-8 Londra
Culture
'Brett Dean on the trials of getting his opera Bliss on to the stage'
Milliyetçi ayrımcılığın romanımızdaki kökenleri / Arsen Ceyhan
 Aidiyet, toplumsal kimlik ve milliyetçiliğin farklı biçimleriyle ilgili kavram ve anlam kargaşası sebebiyle birbirimizi anlayamamız devam ediyor. Ortalama bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı tarihini ne kadar biliyor? Bu bilgileri nereden edinmiş ? Devlet okullarında verilen tarih eğitiminin ne kadar ‘bilimsel’ ve ‘pozitif’ olduğu hepimizin malumu. Tabii kendince geçerli sebepleri var bütün bu çarpıtmaların. Milli devlet kuruluyor, devrimler yapılıyor, herşeyin mübah olduğu Cumhuriyet Dönemi bitemiyor bir türlü.  
Joseph Beuys: Heykel olarak Nesne ya da Eylem / A. Ceyhan
 Joseph Beuys ilk kişisel sergisini 1953' te Kranenburg'da gerçekleştirdi. 1961' de sanat eğitimini aldığı Düsseldorf Sanat Akademisi' ne profesör olarak atanan Beuys, 1972' ye kadar bu kurumda...  
José Saramago 'virgül' ünü 'dünya kültür mirasına' bırakıp, gitti
 1998 Nobel Edebiyat Ödüllü Portekizli büyük kültür adamı yazar Jose Saramago öldü. Yayımcısı Zeferin Coelho, Portekiz gazetesi Publico' nun internet sitesine yazdığı kısa açıklamada yazarın Kanarya...  
JMG Le Clézio, Nobel söylevi ve 'evrensel edebiyata övgü' / derleyen:Arsen Ceyhan
 Le Clezio 7 Aralık 2008'de Nobel Edebiyat ödülü töreninde '' Paradokslar Ormanı'' başlıklı bir söylev okudu. Le Clezio, Stockholm'da yaptığı konuşmada «Neden Yazıyoruz ?» sorunsalını irdelerken, bu...  
C.Darwin:'herkese karşı tek başına'
Arsen Ceyhan
 İngiltere'nin tenha köşelerinden Kent şehrinde, büyük bir aile konağının araba parkına varır varmaz, ziyaretçiyi beyaz sakallı ve saçsız kafasıyla karşılayan büyük bilim adamının resmiyle karşı...  

Eski meyhaneler neden bu kadar çekiciydi acaba?

Hürriyet, 28 Temmuz 2002


Vefa Zat, İletişim Yayınları'ndan çıkan kitabında, hayıflanmadan, sahte ve hastalıklı bir nostaljiden yola çıkmadan, eski İstanbul meyhanelerini anlatıyor. ‘‘Biraz bohem, biraz salaştı meyhanelerimiz, ama güzeldi. Buram buram biz kokuyordu hemen her türü. Tahta masaları, tozlu duvarları, isli perdeleri, kırık camları ile bizimdi'' diyor.


Vefa Zat'a bir vefa borcum var. Üstat, Türkiye'de içki kültürünün onursal büyükelçisi olmanın hakkını vermek için büyük bir gayret gösteriyor. Ödüllendirilmek bir yana, Müslüman mahallesinde salyangoz satanlara reva görülenlerden kısmetine düşeni aldığı halde, barmenliğin bir meslek olarak itibarını ayakta tutmaya çalışıyor. Küçük bir meraklı kitlesine hitap ettiğini bilmesine rağmen, içki kültürünü yazdığı kitaplar yoluyla bizlerle paylaşıyor.

Devamı...
KÜNYE
© Telif Hakları http://www.ikincigrup.com'a aittir.