Etnolog Claude Lévi-Strauss ve Batı'nın vicdan azabı
Etnolog C Lévi-Strauss, incelediği yabancı kültürlerle devamli içli dışlı olmayı arzulamıştı; bu ise onu, kendi öz kültürünü az da olsa yadsımaya ve aşağılayıp hırpalamaya, diğer yandan kendi kültürüne olan göbek bağı, onu, bilinç altında da olsa, diğer kültürleri basit bir merak konusu olarak algılamaya itiyordu. Uzun yaşamı boyunca bu iki kutup arasında tereddüt içerisinde yaşadı durdu.
''Diğer'' inin gündelik yaşamından başka birşey olmayan egzotizmden kurtulmanın yolu ne olabilirdi ? C L Strauss çok erken, etnolojinin baş hastalığı olan bu egzotizmden kurtulmasını, her çıktığı seyahatte, bir Batılı olarak egzotizme olan eğilimini tatil edip rafa kaldirmasını bildi. Giderek, ''diğer'' inde devamlı yoksulluğu gözlemlemek, etnologun dramı oldu; bu ise, egzotizmin, içinde barındırdığı romantik ideolojiyi açığa çıkartmayı sağladı.
Ayrıca, etnologun seyahati, yalnızca bir mekan değişikliği değil, aynı zamanda 'sosyal hiyerarşi'' de bir yer değişimidir de: 'Hüzünlü Dönenceler ( Tristes Tropiques )' adlı şaheserinde ''Fakirdim, zengin oldum, zira maddi imkanlarım değişti. Seyahat, insanı binlerce kilometre uzağa götürürken, toplumsal konumunu da birkaç derece yükseltip alçaltabiliyor.'' der. Etnoloji serüveninin doğasında var olan bu tek yanlılık, bilimselliğine sekte vurmuyor muydu ? Kendi kültüründen sıyrılıp kurtulmadan, başka bir kültüre, az da olsa nasıl hakim olunabilirdi ? Kültürünü hor görmeden, kendi kültürüne nasıl mesafe konabilir ve nasıl yadsınabilirdi ? Etnolog kendi kültürüne hem uzaktan, hem de aşağıdan bakmalıydı. Kendi kültüründeki ögeler ''sıradan ve kaba'' olabilirken, ''diğer'' kültürlerde ''özgün ve zarif'' olabiliyordu: etnolog, kendi kültüründe tenkitkar, dışarda ise son derece muhafazakar oluyordu.
Bununla beraber, Lévi-Strauss'un, ''ilkel insanı, uygarlığın tuzağına düşmüş zavallı bir av hayvanı'' na çeviren Batı toplumundan tiksinmesi için az kanıtı yoktu. Bu ilkelleri ziyaret ettikten sonra, elinde bir sürü nesne ve klişelerle geri dönen etnolog ile ülkesine geri dönen kahraman ordu kumandanı arasinda benzerlikler yok muydu ? 'Irk ve Tarih' ( Race et Histoire ) adlı eserinde ''biz, Avrupalılar için, Yeni Dünya serüveni, her şeyden evvel, bu yörelerin bize ait olmadığının ve yok olmasının suç ve günahını taşıdığımızın kanıtıdır'' der.
Bozylmuş bu kültür zenginliğinin, bilincinde miyiz ? Bu insanlar, ''beslenme ve tedavi için ( diğer canlılarla beraber yaşayarak ) birçok bitki türünü yetiştirmesini, dünyada az eşi görülen, manyok gibi zehirli bitkilerin temel besin, uyuşturucu ve anestezik maddelere dönüştürülmesini başarmışlar. Bu büyük eseri anlayabilmek için, Amerika kıtasının, Eski Dünya uygarlıklarına katkısını görmek yeter: herşeyden evvel, patates, kauçuk, tütün ve koka ( modern anestezinin kökeni ). Buna, Maya' ların ( Hintliler ve Araplarda, ve dolayısıyla Avrupalılardan 1 000 yıl evvel ) bulup kullandığı, aritmetiğin temelini oluşturan ''sıfır'' ı da ekliyebiliriz'' .
Belki de Lévi-Strauss hiçbir zaman yolculuk yapmadı. Fakat kendi kültürünün şiddetini ve sessiz arka yüzünü sorgulamasını bildi: 'Hüzünlü Dönenceler' in sonunda ''Eğer Batı etnograflar ürettiyse, bu onun büyük bir vicdan azabı içerisinde olduğundadır'' demiyor mu ?
15-11-2009
arsenceyhan@ikincigrup.com
|