Dublin
 
SÖZ UÇMASIN
 
'İnsanların haksız yere çektikleri acılara şahitlik edenler, şahit oldukları acıların utançlarını da taşırlar.'

J.M.Coetzee
Aleksandr Soljenitsin öldü

Sovyetler Birliği'nde Stalin yıllarının önde gelen muhaliflerinden ve Gulag Takımadaları kitabının yazarı Nobel ödüllü yazar Aleksandr Soljenitsin 89 yaşında öldü. Yazarın inme geçirerek öldüğü bildirildi. Soljenitsin, ikinci dünya savaşı sırasında Sovyet ordusunda subay iken Stalin'i eleştirdiği gerekçesiyle tutuklanarak, hayatının sekiz yılını çalışma kamplarında geçirmişti. İlk kitabı 'İvan Denisoviç'in Hayatında Bir Gün' yayınlandıktan sonra 1970 yılında Nobel Edebiyat ödülüne layık görüldü. Yazar Sovyetlerin yıkılmasından sonra 1994'de Rusya'ya dönmüştü.
Soul müziği büyük ustasını yitirdi
Soul müziğin Oscar ödüllü ustalarından Amerikalı şarkıcı ve söz yazarı Isaac Hayes 65 yaşında öldü.
Yusuf Şahin hayatını kaybetti
Mısırlı film yönetmeni Yusuf Şahin 82 yaşında Kahire'de hayatını kaybetti.
Film Festivali Dosyaları
Sayfamızda Festival süresince yayınlanmış dosyalar: Milos Forman, Marc Caro, 68 Mirası, Kıyamet-Redux.
27. Uluslararası İstanbul Film Festivali Ödülleri
Türk sinemasının damga vurduğu ödüllerde Altın Lale 'Yumurta' filminin oldu.
Film Festivali’nin ardından
27. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde 6 salonda, 473 seansta gösterilen 200’ün üzerindeki filmi, 170 bin kişi izledi.

 


ZOHAN’A SAKIN OLAKİ BULAŞMAYIN

Zohan’a Bulaşma-Don’t Mess With Zohan
Yönetmen : Dennis Dugan
Oyuncular: Adam Sandler, John Turturro,
Emmanuelle Chiqui, Rob Schneider.


Kaba saba Amerikan komedilerini sever misiniz bilmem (şahsen nefret ederim) işte ‘Zohan’a Bulaşma-Don’t Mess With Zohan’ bu türün en son örneği. İnce mizahtan yoksun , bolca popo ve penis üzerine esprinin güldürücülüğüne sığınmış absürdite sınırında bir komedi Zohan.
Adam Sandler tipine uyan samimi , doğal karakterler ile  bilhassa genç kuşakta sevilen bir oyuncu. Bu kez canlandırdığı 360 derece farklı bir karakter ile şaşırtıp, hayal kırıklığı yaratıyor. Anlaşılması güç şivesi , itici saç şekli , sıklıkla popo/penis dışarda dolaşması hele hepsinin üstünde yaşlı kadınları mutlu eden jigolo özelliği ile saç baş yolduran bir karaktere dönüşmüş. James Bond parodisi olan bir ajan tiplemesinden Shampoo (1975) filmindeki çapkın kuaför George Roundy benzeri bir başka tipe  (Warren Beatty) geçiş yaparken her şeyi fazlasıyla abartmış.
Mossad’ın en başarılı anti terör ajanı saç stilisti olma tutkusunun peşinden gider Amerika’ya sığınır, üstelik sahibesi Filistinli bir kuaför dükkanında çalışmaya başlarsa ne olur ? Kağıt üzerinde oldukça iyi gözüken bir tema ne yazık ki kaba bir mizah anlayışına kurban edilmiş.  Sandler ile öncesinde üç film çevirmiş olan yönetmen Dennis Dugan bu kez daha fazla aksiyon ve daha farklı ve çarpıcı karakterler yaratma çabasına girmiş. Big Daddy , Happy Gilmore, Chuck and Larry gibi Sandler/Dugan ortaklığından eğlendirici ve başarılı sonuçlar çıkmıştı. Big Daddy’deki fedakar ve samimi kimlik Sandler ile özleşmişti. Gittikçe muzırlaşan,  penisini sık sık tutan  karakterler Sandler imajını ciddi olarak sarsıyor.

Öykünün karakterler dışında en büyük sorunu taraf tutmada ortaya çıkıyor. Finale dek bombacı , kötü terörist olarak çizilen Arap kökenli tiplemeler (karikatüre daha yakın duran karakterler) bir anda sorunsuz , sevecen insanlara dönüşüp İsrail karşıtları ile halvet oluyor. Onları birbirine düşüren kötü emperyalist Donald Trump benzeri Amerikalı Walbridge (Michael Buffer) her şeyin müsebbibi oluyor. Ne şiş yansın ne kebap yansın şeklinde şişirme bir mesaj ile Dugan meseleyi toparlamaya çalışmış. Zohan ve Filistin asıllı Dalia arasındaki aşk tabi ki her şeyin üstüne tüy dikiyor. Bir dünya problemi daha bu şekilde çözülüyor. 

Diğer abartılı bir karakter olan Filistin ajanı The Phantom’u  canlandıran John Turturro (esasında  karakter oyunculuğunu neden kenara koydu, bilinmez ) da karikatür bir figür olmanın ötesine geçemiyor. Filmin en oturmuş ve güldüren karakteri Rob Schneider’in oynadığı Filistin asıllı taksi şoförü.

Derin ve anlamlı işlenebilecek bir konu ne yazık ki çöpe atılmış. Slapstick (durum komedisi ) bile olmayı başaramayan abartılı bir komedi.    

23-8-2008

eminyeginboy@ikincigrup.com
    


 
 KİTAP EVİ
Ivan Denissoviç'in Bir Günü
A. Soljenitsin
Klasikleri Niçin Okumalı?
Italo Calvino
Bedenin Tarihi
Kolektif
Yan Etkiler
Woody Allen
 SİNEMALARDA
The Dark Knight
Yön: C. Nolan
Mamma Mia
Yön: Phyllida Lloyd
İkinci Nefes
Yön. Alain Corneau



JOKER’İN KARA ŞÖVALYE KARŞISINDAKİ
ÖLÜMCÜL DANSI

Batman-Kara Şövalye (Batman-The Dark Knight)
Yönetmen: Christopher Nolan
Oyuncular: Christian Bale, Michael Caine,
Heather Ledger, Aaron Eckart, Gary Oldman

Yazıya son söyleneceği en başta söyleyerek başlamak istiyorum. Batman Kara Şövalye- Batman The Dark Knight’ bu güne dek çevrilmiş olan süper kahraman filmlerinin en kusursuzu olmaya aday .  Dizinin bir önceki filmi ‘Batman Başlıyor –Batman Begins’ ile gecelerin karanlık efendisinin maceralarında yönetmen koltuğunu devralan İngiliz asıllı Christopher Nolan seriye yeni bir nefes ve yorum kazandırdı. Kendisini bir kurgu harikası olarak hafızalarımıza kazınmış ‘Memento-Akıl Defteri’ filmi ile tanımış, takdir etmiştik. Gotham kentinin Tim Burton döneminden gelen gotik görüntüsünü çağdaş büyük bir kent yapısına dönüştürdükten sonra aksiyon sahnelerini, dijital hilelere başvurmadan gerçek çekerek öykünün masalsı havasını kırdı. Batman’i daha sert ve gerçek bir aksiyon olarak biçimlendirdi. Bunlara yerinde oyuncu seçimleri de eklendi. Christian Bale, Bruce Wayne/Batman çifte kimliğini mükemmel taşıyarak tüm seleflerini solladı. Yanına monte edilen Michael Caine ve Morgan Freeman gibi iki efsanevi karakter oyuncusuyla iyi bir ekip  oldular.
Tüm bu unsurlar yine de ‘Batman –Kara Şövalye’nin başarısını açıklamaya yeterli değil. Bu bölümde aksiyon film kalıplarını zorlayan karakterler mevcut her şeyden önce. Ezeli düşman Joker bir kez daha sahne alıyor. Heather Ledger kötülük ve kaos bağımlısı bir karakteri müthiş bir ironi ve ruhla canlandırıyor. Zekice planlar ile kötülüğü uygulayan bunlardan ruhi tatmin dışında beklentisi olmayan korkunç bir palyaço Joker. Batman onu ne kadar hırpalarsa hırpalasın yine geri gelip sadist planlarını sahnelemekten bıkmıyor. Kısa bir süre önce yaşamını kaybeden Ledger unutulmaz bir son karakter çizmiş. Öykünün diğer bir anahtar karakteri bölge baş savcısı Harvey  Dent. Aaron Eckart kötülerin peşinde kazandığı başarılar ile kahramanlaştırılmış baş savcı iken yaşadığı travma sonrası karanlık tarafa geçiş yapan trajik bir figür. Onun öyküsüne, kötülüğü seçmesinin sebeplerine sıfır noktasından itibaren tanık oluyoruz. Bir önceki filmin iyi fakat tipik memur polisi teğmen  James Gordon (Gary Oldman) bu kez oldukça aktif. Artık olaylar vuku bulduktan sonra olay mahalline gelen ve Batman’in işleri halletmesini beklemek yerine kendisini ateşin ortasına atabilen cesur bir karakter. Batman bu kez bir kahraman olarak oldukça yıpranıyor. Varlığının kötülüğü çağrıştırdığına inanan halk onu istemiyor. Bu ara aynı kostümü kuşanmış bir çok imitasyonu ayrı bir problem doğuruyor. Bruce Wayne/Batman haklı olarak kendisini geriye çekiyor ve başarılı savcıyı daha fazla kahramanlaştırmaya çalışıyor. Ne de olsa zengin yaşamında kaybedeceği çok şey vardır. Fakat bir kez daha karşısına hiç bir şeyi kaybetmekten korkmayan kötüler dikilir.
Nolan hiçbir karakterini daha öne çıkarmıyor. Hepsine eşit şanslar vererek karakterler arasında mükemmel bir ilişki yaratıyor. Bu süper kahraman filmleri için oldukça  alışılmadık bir durum ortaya çıkarıyor. Bir yerde esas kahraman bir anti kahramana dönüşebiliyor veya seyirci kötüyü izlemekten daha fazla keyif alabiliyor.
Bir aksiyon film yazısında aksiyondan hiç bahsetmemek sadece karakterler üzerinde durmak oldukça tuhaf . Batman’in mükemmel araçlarına bu kez bir motosiklet eklenmiş. Olağanüstü bir dizayn. Dijital efektlerden hiç hazzetmeyen Nolan tüm aksiyon sahnelerini yine gerçek çekmiş ve bu da tüm sertliğiyle algılanıyor. Çizgi roman karakterine uygun hızlı bir kurgu ile zaman ve mekan atlamalarını kusursuz birbirine ekliyor. Yapılacaksa tek bir eleştiri yapılabilir o da final bölümü biraz uzun tutulmuş.. 

Karakterleri , öyküsü ve aksiyonu ile damıtılmış bir sinema örneği. Oscar kazanan ilk aksiyon olabilir. 

9-08-2008

eminyeğinboy@ikincigrup.com


 
KÜNYE
© Telif Hakları http://www.ikincigrup.com'a aittir.