ABD dönüşebilir mi veya Obama'nın zorlukları / Arsen Ceyhan

20.02.2010 15:38:00
Bir yıl evvel Cumhuriyetçilerin yenilgisi, GW Bush'un başkanlığının sona ermesi büyük umutlar vermişti. O günlerin heyecanı sönmüşe benzese de, Obama' ya oy veren milyonlarca orta halli ve yoksul amerikalı, ekonomik durumları düzelme göstermese de hala umut besliyorlar. Barıştan yana olanlar Afganistan' da olup bitenlerden umutsuzluğa düşerken, sağlık reformu beklentilerin çok gerisinde, çevre politikası ise son derece ihtirassız kaldı. Bu gibi durumlarda ''iyiden daha az, fakat hiçden daha iyi' türünden yuvarlak laflar edilse de, keyifler bozuk.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 




 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ara seçimlerde Demokratlar şimdiye kadar iki senatör seçimi kaybettiler, henüz bir yıldır Obama yönetimi iş başında olmasına rağmen, Kongre' de mutlak çoğunluklarını (% 50 + 60 senatör ) kaybetmiş bulnuyorlar.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



Siyasi umutların zayıfladığı anlarda lobilerin ağırlığı çoğalır ve ABD Başkanının gerçek iktidarının ne olduğu sorusu sorulmaya başlar. Anladık, şimdikinin adı Bush değil Obama. Fakat sadece bununla yetinemeyiz; sadece bununla Obama' nın nereye varmak istediğini anlayamayız; sadece bununla Obama' yı takib edemeyiz. Halbuki Amerika sancılar içerisinde kıvranmaya devam ediyor: işsizlik % 5 'den % 10 sıçradı; satılığa çıkarılan, haciz edilen ev sayısı giderek çoğalmakta. Obama devamlı konuşuyor, izah ediyor, ikna etmeye çalışıyor; ardı ardına verdiği söylevlerinin çoğu zaman retorik sanatının uç örnekleri olduğunu gözlemliyoruz ( ikincigrup' da bu söylevlerin birçoğunun tam metinlerini verdik ). Bu söylevlerden geriye ne kaldı ?

Kahire' de İsrail' in Filistin'deki kolonilerini mahkûm etti; yenileri kuruldu, boynunu eğdi. İhtiraslı bir sağlık reformu sözü verdi; Senato'dan aslı ile hiçbir alakası olmayan bir reform çıktı, yine de memnun gözüküyor. Başka bir gün West Point kışlasında askeri ögrencilere, Afganistan' a yeni askeri takviye yollayacğını beyan ediyor, birkaç gün sonra Barış Nobeli' ni alıyor.

Durum şizofrenik bir hal almak üzere.

Neticede Obama ''ilerici dostlarım birçok reform bekliyorlar, ama Cumhuriyetçiler muhalefeti ayyuka çıkardılar; dostlarım çok iş istiyor, muhalefet çok şeyi reddediyor; ben ise orta yolu tercih ediyorum'' der gibi !

Obama West Point öğrencilerine ''askeri gücün kullanımında ölçülü olmalarını'' salık veriyordu; Oslo Nobel Jürisi' ne ise ''aklın sınırları ve insanın mükemmeliyetsizliği nedeniyle güç kullanımının gerekliliği'' nden bahsediyordu. Herhalde Jüri üyeleri,  'Kültür Devriminin korkunç eylemleri'' ne rağmen, 1972 yılında Mao Zedong' la görüşmeyi kabul eden Richard Nixon' u hatırlarından geçirdiler ! İnsan Hakları konusunda çok hassas olduğunu bildiğimiz Nixon (!), bu görüşmeyi pahalı ödedi ... Fakat hemen ertesinde Vietnam' ın büyük şehirlerinin bombalanmasını ve Şili Başkanı Allende' nin Pinochet darbesi ile tarih sahnesinden silinmesini emredebildi. Garip bir şekilde, Obama tüm bu olaylardan bahsetmiyor; tam bir pragmatik orta yolcu olarak, bir yandan Martin Luther King' i, diğer yandan da Reagan' i selamlıyor !

Halbuki herşey ne de güzel başlamıştı; 2008 Kasım ayında oy kullanan 3 amerikalıdan 2'si yeni Başkanın seçilmesine katıldı ( % 89,7 ). Beyaz Saray'a atipik bir başkan yolladılar. Yeni başkanın şeceresi bile gelecek değişimlerin habercisi oluyorlardı:  'alışılmış bir soy ağacım yok ve kariyerimi Washington salonlarında geçirmedim'' diyordu. Bu yüzden gençleri, zencileri ve ispanikleri seferber ederken, bilhassa beyaz seçmenlerin % 43'ünü ikna edebildi. Cumhuriyeçilerin mağlubiyeti kesindi. Obama' nın başarısı ( % 52,9 ) hiçbir tartışmaya yer bırakmadı. İdeolojileri ''zengin olanlara daha da fazla vermek ve bu sayede fakir ahalinin refaha kavuşmasını sağlamak'' olan Liberaller dize getirilirken, Demokratlar Kongre' nin her iki meclisinde çoğunluk elde ediyorlardı.

Seçilmeden 3 ay evvel, Obama ''alabileceğimiz en büyük risk, aynı oyuncularla aynı siyasi teknikleri kullanmak ve değişik neticeler almayı ummak olacaktır. Tarihin buna benzer anlarının bize verdiği ders ise, değişimin Washington' dan değil Wasington' a geldiğini, zira amerikan halkının ayağa kalkıp yenilik istediğini bize göstermesidir'' diyordu. Zemin militancılığı, başkentin muhafazakar ağırlığını telafi edecek ve lobilerin gücünü azaltacaktı. Bir yıl sonra bu yönde hiçbir popüler seferberlik gözlemlenmedi, Kongre'de ''aynı oyuncular ve aynı tekniklerle'' tıkanan veya yontulan kanun projelerinin haddi hesabı yok.

Yeni Başkanın soy ağacı gerçekten de daha evvel görülenlerin hepsinden farklıydı. ABD Başkanının, gençliğinde New York hukuk kabinelerinde çalışarak zenginleşeceğine, Chicago' nun fakir mahalle sakinlerine yardım etmeyi tercih etmesi görülmüş şey değildi. Bununla beraber Obama' nın, kabinesini kurarken yaptığı seçimlere baktığımızda bunun kendi yakın geçmişiyle hiçbir alakası olmadığını da görüyoruz. Geçmiş politikalarla gerçek bir kopuşu müjdeleyen, sendikalara yakın bir çalışma bakanı Hilda Solis'in yanında, dışişlerinde, diplomatik eğilimleri geçmişle pek fark göstermeyen Hillary Clinton'u, ve resmen Bush yönetiminin savunma bakanı Robert Gates' i ayni görevde buluyoruz; maliye de, ekonomik bir reformu arzulaması şüpheli, Wall Street' le bağları büyük Timothy Geitner' i ve ekonomik danışman olarak mali düzensizleştirme kralı Lawrence Summers' la karşılaşıyoruz. Obama ekibinin çeşitliği hiçbir sosyolojik temele dayanmıyordu; ilk atanan 35 görevlinin 22'si, ya ABD seçkinlerinin çıktığı üniversitelerde ya da İngiltere'nin en meşhur kolejlerinde yetişmiş şahsiyetlerdi.

Bildiğimiz gibi Amerikan Demokratları XX. yüzyılın başından bu yana, Cumhuriyetçi liberal demagojiye karşı iradelerini kabul ettirmek için, teknokratik yetenek, pragmatizm, en makbul şahsiyetlerin idaresi ( the best and the brightest ), mükemmeliyet gibi nitelikere inanırlar. Son ABD Başkanı şahsi şeceresinden dolayı ve bilhassa herhangi bir afro-amerikali sivil haklar militanıyla karıştırılmamak için, böyle bir felsefeyle akrabalığı olduğunun altını birçok defa çizdi; bu Başkan her türlü kitle seferberliğini ve popülist faaliyetlere şüphe ile bakmaktadır. İşte bu yüzden yönetiminin ilk gününde itibaren Cumhuriyetçilerin en ilerici ve anlayışlı kanadına elini uzatarak ülkesini dar boğazdan çıkarabileceğine inandı; fakat nafile. En son konuşmalarından birinde, biraz da umutsuzluk içerisinde ''birçok zor kararlar almak zorunda kaldık ve bu meyanda muhalefetten hiçbir yardım görmedik; ülkeyi yıllardır yöneten ve krize sokan muhalefet partisi, krizin sorumluluğunu bile üstlenmek istemiyor'' diyordu. Ne garip bir yaklaşım ! Sanki 2008 seçimlerinde Cumhuriyetçileri iktidardan uzaklaştıran halk değilmiş de, Cumhuriyetçiler kendi arzularıyla iktidarı Demokratlara terk etmişler gibi! Anlaşılan, Obama kendi pragmatizminin verdiği şevkle, Cumhuriyetçilerin belirli bir kanadından çok şey bekliyordu.

Halbuki Cumhuriyetçilerin Obama' ya hiçbir tahammülleri yok; nefret bile ediyorlar. 1951 yılında, Harry Truman'ın, hiç tereddüt etmeden, Amerikan Imparatorluğunun ve General Electic' in menfaatlarini müdaafa için, komünizme ve Sovyetler Birliğine karşı soğuk savaşı kabul ettiğini hatırlayalım; buna rağmen Cumhuriyetçilerin ezici çoğunluğu için bir vatan haininden başka birşey değildi. Senatör McCarthy bakın ne diyordu: ''Devletin en yüksek kademelerinde bulunan şahsiyetlerin ne şekilde söz birlik olup memleketi felakete sürüklediklerini anlamaz isek, genel durumun ne olduğuna vakıf olamayız; bu öyle bir komplo ki, geçmişin mirasını çarçur etmektedir; birgün bu komplo açığa çıktığında, baş sorumlusu ( Truman ), tüm iyi niyetli ve namuslu insanların lanetine maruz kalacaktır''. İşte, Wisconsin senatörü McCarthy, 4 yıl boyunca yorulmadan, ABD' nin tüm ilerici sanatçı, sendikacı ve politikacısının sonunu hazırlayacaktı.

Tarih 1951 değil, 2010 ! Şimdilik böyle bir tehlike yok. Fakat hava bozuk ve kötü kokular gelmeye başladı: sağcı militanların paranoyaya varan seferberliği, radyo ve televizyonlarda talk-shows 'ların saldırganlığı, Fox News' un devamlı ''haberler'' i, Wall Street Journal'in ithamlı baş yazıları, fondamantalist Kiliselerin hararetli faaliyetleri, internette sürekli olarak kaynayan dedikodu kazanları ve söylentiler... Örneğin, bu şekilde, milyonlarca politika meraklısı Amerikalı, Başkanlarının bir yalancı olduğuna, nüfus kütüğündeki bilgilerin doğru olmadığına ve Amerika dışında doğduğundan, seçilmeye hakkının olmadığına inanıyor. Ve aynı Amerikalılar, bu 8 milyon oy fazlasıyla seçilen Başkanın, büyük bir komplo ve hile sayesinde iktidara geldiğinden eminler. Sadece, Endonezya'da 2 yıl bir müslüman okulunda okumuş, kozmopolit, eski bir sol militan ve entellektüel bir Başkan tarafindan yönetilmekte olmaları gözlerini döndürüyor; Sağlık Reformunun, ilerde, tedavi görecek hastaların belirleneceği 'ölüm mahkemeleri'' ne bir girizgah olduğuna inanıyorlar. Cumhuriyetçilerin bu çok faal elemanları tüm Amerikada etkinlik göstererek Kongrede ağırlıklarını hissettirebiliyorlar. Obama ise bu Cumhuriyetçilerle ele ele yürüyebileceğine, bazı zor kararlar alabileceğine inanıyordu.

Böyle bir inancın sınırları çok çabuk belli oldu. Başkanlığının ilk ayında oylamaya sunduğu kamu harcamalarının çoğaltılması planı, 177 Cumhuriyetçi temsilcinin bir tanesinin bile desteğini alamadı; Kasım ayında, Sağlık Reformu oylamalarında bir Cumhuriyetçi temsilcinin Demokratlarla beraber oy kullandığı görüldü. Aralık ayında, tüketimciyi, kredi şirketlerinin aşırı faaliyetlerine karşı korumak için çıkarmak istediği kanun, muhalefet partisinin hiçbir desteği olmadan Kongre den geçti. Halbuki her seferinde, bu kanunların ön projeleri, Başkan Obama' nın açılımcı, pragmatik anlayışına uygun olarak ve muhalefetin bir kısmının dahi olsa, desteğini kazanmak için hazırlanmıştı. Tüm bu çabalar hiçbir işe yaramadı.

28 Eylül 2008' de, Başkanlık adayı Obama' nin da desteği ile, Amerikan bankalarını iflasdan kurtarmak için Kongrede oylanan 700 milyar $' lık yardım tartışmaları esnasında, Demokrat senatörlerden Dennis Kucinich ''Burası ABD Kongresi mi, yoksa Goldman Sachs' ın yönetim kurulu mu?'' diye haykırıyordu. Soru hala güncelliğini koruyor olmali ki, Başkan Obama geçenlerde ''Wall Street'in ağalarına yardım etmek için seçim kampanyası yapmadım'' demeye gerek duymuş ! Bununla beraber 2008 yılında Goldman Sachs, Citigroup, JPMorgan, UBS ve Morgan Stanley, seçim kampanyasına para yardımında bulunan şirketlerin başında geliyorlardı. Gazeteci William Greider durumu çok güzel özetliyor: ''Demokratlar önemli bir ikilem önünde bulunuyorlar: kendi kariyerlerini finanse eden bankaları hoşnutsuzluğa düşürmeden, kamu menfaatlarine hizmet verebilecekler mi ?''

ABD dönüştürülebilir mi ?

Amerikan sisteminin ''güçler dengesi'' nden oluştuğu söylenir. Aslında denge diye adlandırdıkları, bu birçok karar kademesinin devreye girdiği, dolar iktidarından başka birşey değil. 2008 yılında, Obama' nın Başkan seçilmesinin akabinde, milyonlarca amerikalı genç politikaya girmeye karar vermişti; gelecege umutla bakan bir gençlikti bu. Gelin görün ki, bundan böyle Obama da, Kongre de oy satın alıyor, nefret ettiği bir muhalefet temsilcisini tavlamaya çalışıyor. Neden bu böyle oldu ? Obama başka türlü davranabilir mi ? Bir şahsiyetin, bu Obama dahi olsa, sistemin yapısının zorbalığı karşısında hiçbir ağırlığı yok; bilhassa muhalefet, son derece histerik bir faaliyet içerisindeyken, Demokrat militanlar sadece klavyelerinin başında ve internette siyasi mücadele verdiklerine inanıyorlar ! ABD' de, ilerici adımlar atabilmek için neredeyse tüm Amerikalılarin desteği gerekirken, Reagan, zengin sınıfların vergilerini azaltmak için Cumhuriyetçi sentörlerin çoğunluğunun oyuna bile ihtiyacı olmamıştı...

Obama' nın yaşam öyküsü bir yanlış anlamanın doğmasına sebep oldu. Bir yandan tüm beklentileri ve ışıkları üzerine çekti. Diğer yandan, bu ABD Başkanının, Hatıraları nda tasvir ettiği sosyalist konferanslara katılan radikal delikanlı ile pek az ortak yönü var. Hatıralar ında anlattığı gibi, kendisine hain gözüyle bakılmaması için tüm dostlarını itinayla seçiyordu; en eylemci zenci veya şikanos ögrenciler, marksist, feminist ve yapısalcı profesörler bunların arasında idi; ''Deri ceket giyiyor ve bol sigara içiyorduk; sabahlara kadar kampus yatakhanelerinde, yeni-sömürgecilik, Frantz Fanon, Avrupa kavim-merkezciliği ve babaerkillik üzerine tartışıyorduk'' diyordu .

Cumhuriyetçiler için, böyle bir yakın geçmişi olan bir insan mutlaka tehlikeli idi.  'Özgürlük düşmanları'' ile hoşgörülü, ''sağlık sistemini sosyalleştirmekten yana'' bir insan, Amerikan bireyselciliğine tamamıyle yabancı idi. Diğer yandan ise, şimdilik hayal kırıklığı içerisinde olan birçok Demokrat militan, Başkanlarının, firsatını bulur bulmaz ilerici bir politika güdeceğini umuyorlar; zira Obama' nın gerçek iradesinin bu olduğuna inanmaya devam ediyorlar. Bazılarının hoşnutsuzluğu, diğerlerinin umudunu oluşturmaya devam ediyor. Esas dönüm noktası ise 2010 yılının Kasım ayındaki genel seçimler olacak; büyük bir ihtimalle, Demokrat Parti nin, Kongre deki temsilci sayısında azalma kaydedilecek.

Netice itibariyle, her ne olursa olsun, Obama, üzerinde çok konuşulan bir şahsiyet oldu; öyle ki, sosyal güçleri, kurumları ve menfaatları alt etmeye muktedir bir tanrıya dönüştürüldü ! İktidarın bu şekilde şahsileştirilmesi, Fransa ve İtalya gibi ülkelerde de gözlemlenen bir olgu haline geldi. Bizce, bu iktidarların tamamen paranoyak olduklarını söylemek hiç de abartılı değil. Atlantiğin iki yakasında da aynı paranoyanın içerisinde bulunuyoruz: bireyselciliğin giderek önem kazanması, entellektüelliğe karşı popülist savaş, entellektüel tembelliğe övgü, politik tartışmaların isterik bir hal alması, medyaların demokrasiye zararlı faaliyetleri, marksizmin gücünün azalması; işte bütün bu olgular demokrasinin köklerine zehirli sular akıtmaktadır. Krizleri yaratan, bankaları iflasa sürükleyen, depresyonun sorumlusu, felaketleri sahneleyen ve sonra da felaketzedelerin imdadına koşan ve tüm günahlarını yıkayan yine bu sorumsuz ve gözü doymaz sistem.

Aslında, Obama' yı iktidara getiren Kasım 2008 seçimleri, bizlere ''mucize'' lerin var olmadığını hatırlattılar. ABD' nin veya herhangi bir ülkenin kaderi, ne bir Başkanın iradesine, ne de bir bireyin şahsiyetine bağlı olabilir. Belki de, sadece bu yüzden Kasım 2008 seçimleri 'mucize' idiler.

Arsen Ceyhan / İkinci Grup