Lévi-Strauss 'milli kimlik' kavramının siyasi kullanımına karşı idi

14.02.2010 17:32:00
Fransa, 21.yüzyılın ufku ile uyuşmayan bir 'milli kimlik' tartışması başlattı. Cumhurbaşbakanı Sarkozy, bu, seçim kurnazlıkları içeren tartışmayı da, Sosyalist Parti den dönen 'milli kimlik bakanı' Eric Besson marifeti ile yürütüyor. Lévi-Strauss, 2005 yılında, milli kimlik prensiplerine dayanan devlet politikalarının çarpıklıklarına dikkati çeken bir konuşma yapmıştı. ''Milli kimliğin, Devletler arası ilişkilerde yegâne prensip olduğu bir tarih döneminde yaşadım. Bunun, nasıl bir felaketle sonuçlandığını biliyoruz'', diyordu.

Collège de France' da, İnsan Antropolojisi Laboratuarı'nda Lévi-Strauss'un yerini alan, profesör Phılıppe Descola için ''Bir yandan şahsi ve politik , diğer yandan etnolog tecrübesi, Lévi-Strauss'u, milli kimliğe sahiplenen Devletleri tenkit ve redde itiyordu''.  

Le Monde: Neden Lévi-Strauss'un düşünce dünyası günümüz milli kimlik tartışmasına ışık tutuyor ?

Philippe Descola: Lévi-Strauss, gençliğinde, Avrupa demokrasilerinin faşizme mani olamamalarından şahsen çok etkilenmiştir. Halbuki politik bir kariyer ilgisini çekmişti; SFIO ( Section française de l'internationale ouvrière ) Partisinin genç umutlarından biri olmuş, 1930 yıllarında seçim kampanyaları yapmış, bir araba kazası yüzünden politıkayı terk etmişti. Daha sonra, Avrupa demokrasilerinin mutlakiyet ideolojilerinin kıskacına düşmesindeki tehlikeyi görememesinin onu politika yapmaktan diskalifiye ettiğini, esas sebep olarak göstermişti. Vichy hükümetinin ırkçı yasaları onu sürgüne zorlamıştı; özel hayatında milli kimliğin Devlet politikasına dönüşmesinin ne olduğunu görmüştü. Diğer yandan, etnolog tecrübesi, kimliklerin, sınırlar ve insan toplulukları saçakları arasındaki alışverişlerle oluştuğunu gösteriyordu. Kimlikler, Devlet ideolojilerinin eline düştüğündeki gibi, müzeden çıkarılan ögeler kataloguyla oluşmuyor. Toplumlar, kimliklerini, eski tarih sandıklarından, hazinelerinden çıkarılan özelliklerle kanıtlamıyorlar; sadece, komşularıyla daimi bir diyalog ve değişim süreci içerisinde bulunarak kimlik yaratıyorlar. Bir yandan şahsi ve politik, diğer yandan etnolog tecrübesi, Lévi-Strauss' u, milli kimliğe sahiplenen Devletlerin köklü tenkit ve reddine itiyordu.

Le Monde: Kültürel çeşni çok haz ettiği bir tema idi. Halbuki ''Irk ve Kültür'' gibi bazı metinleri, her zaman doğru anlaşılmadı; bu metinde, her kültürün, kendini diğer kültür değerlerinden muhafaza etmeye hakkı olduğunu savunuyordu ...

Philippe Descola: Claude Lévi-Strauss, II. Dünya Savaşı felaketinin sebep olduğu caniliklerin, ırkçılık ve hor görmelerin tekerrür etmemesi için UNESCO' nun sarfettiği ideolojik çabaların baş sanatkarı olmuştu: bu çabalar, 'Irk ve Tarih' metni ile, ırk diye bir mevhumun olmadığı neticesine varıyordu. Şüphesiz var olan fenotipik farklılıklar insan topluluklarının aklı ve kültürel yetkinlikleri üzerinde hiçbir etkide bulunmazlar. Önemli olan diğerine açılmak ve kültürel çeşniden istifade etmektir.
İkinci metin 'Irk ve Kültür', birinci metnin bazı yönlerini açıklamayı hedeflemekteydi; bilhasa, komşu topluluklar arasında alışveriş ve kontrast olabilmesi için bağlı oldukları değer ve müesseselerde belirli bir devamlılık arayışının olması gerektiği vurgulanmaktaydı. Lévi-Strauss, alışverişin, illa da tekdüzelikle sonuçlanmasının şart olmadığını söylüyordu. Fransız Akademisine kabul edildiğinde, eski bir müesseseye girmekle eleştiriliyordu; o ise, tören ve müesseselerin hassas olduklarını, yaşayabilmelerine yardım etmek gerektiğini belirtiyordu. Kendi ülkesinin müesseselerine karşı, etnografik, uzakta bulunan toplumlara çevrilen ''uzaktan bakış' biçimi vardı.

Le Monde: Irk ve Kültür metninin yanlış anlaşılmasının sebebi, kimlik ile kültür arasındaki karışıklıktan gelmiyor mu ?

Philippe Descola: Kültür terimi, kavram ve politik söylem olarak XIX. yyılda Almanya'da gelişir. Alman aydınları kültür kavramını, geleceğin alman milleti potasını betimlemek için kullanmaya koyulurlar. Fransa ve İngiltere' de kavram pek az kullanılır. Bu ülkelerde daha çok medeniyet kavramı geçerliydi. Kültür kavramı sonradan, hepsi alman kökenli illk amerikan antropologları tarafından Amerika' ya ulaşacaktı. II. Dünya Savaşından sonra, amerikan antropolojisinde kazandığı anlamlarla Avrupa'ya geri döner. Lévi-Strauss, bu kültür kavramını hem klasik felsefi anlamında, hem de alman geleneğindeki teknik anlamında kullanacaktı. Avrupa'da , Batı' nın, kimliği düşünme biçimine son derece bağlı olan kültür prensibi, derhal büyük sükse elde etti; fakat kimlikleri, içlerine kapalı sistemler olarak telkin etmesi açısından büyük yanlışlar içerisine düşmeye mani olamadı. Müzecilik geleneği bunda önemli rol oynamıştır. Bir kültürün, birkaç eşyayı yan yana koyarak bir vitrin içerisine sığdırılabileceğine inanmak çok küçültücüdür.

Le Monde: O halde, bu kültür kavramına alternatif kavramlar var mıdır ?

Philippe Descola: İçine düşürüldüğümüz doğa ve kültür düalizminden kurtulmamız gereklidir. Bunun için tüm canlı varlıklar için ortak projeler düşünmeliyiz. Lévi-Strauss, insanlığın, hayvan ve bitki alemi ile ilişkilerden itibaren geliştiği üzerinde ısrarla durmaktadır. Bu tür karşılıklı ilişkiler sayesindedir ki yeni bir sosyal yaşam tarzını anlayabilir ve geliştirebiliriz. Bu şantiye, Claude Lévi-Strauss'un düşüncesi ve eseri sayesinde açılabildi; umarız ki, bu şantiyenin politik neticeleri de mümkün olsun.

7-11-2009 tarihli Le Monde'dan derleyen
Arsen Ceyhan / İkinci Grup