
Amerikalılar, şimdiye kadar, modellerinden bu denli şüphe duymamışlardır herhalde. Birkaç hafta evvel, tamamen değişik iki siyasi cephenin gazete yazarlarından Fred Hiatt (The Washington Post) ve Thomas Friedman (The New York Times) ''Amerikan demokrasisi felçe mi ugradı ?'' sorusunu soruyorlardı. Soru hiç de yadırganacak bir soru değil. Demokratların zaferle sonuçlanan seçim kampanyaları,maalesef müdafasını yaptıkları reformların gerçekleşmesiyle devam etmedi. Obama yönetimi hummalı bir biçimde çalışıyor, fakat elle tutulur, kayda değer bir neticeye varılmış değil; sanki yürütücü iktidar boşa dönüyor. Banka sisteminin çökmesinden 15 ay sonra, mali sistemin düzenlenmesi ile ilgili önlemler Kongre komisyonlarından ancak çıkıyorlar !
Sağlık Sigortası Reformu, Kongre ve Senato maniyalarını aşmasına rağmen, tamamen hadım edilmiş bir reform niteliği taşımaktadır; Reform, ancak, birçok taviz sonucu oylanabildi; bu tavizlerin en önemlisi ise, bu reformu gerçekleştirebilmek için bir tek kamu dolarının kulanılamayacağı taahüdü oldu. Obama' nın çok önem verdiği reformun içeriği tamamen boşaltıldı. İklim tartışmalarının, biraz da bu reformun kurbanı olduklarını düşünürsek, bu konuda, 2011 yılından evvel, yani Kongre'nin yenilenmesinden evvel, hiçbir hatırı sayılır neticeye varılamayacağı da herkesce biliniyor. Dünyanın her yerinde olduğu gibi, ABD'de de, seçim yılında, hiçbir meclis temsilcisi, iklim ısınması gibi yeryüzünün geleceğini belirleyen bir konuda, tartışmalı bir kanun oylamasına adının karışmasını istemez.

Amerikan toplumunda, Sağlık Reformu kanununu çoktandır bekleyen sivil toplum örgütleri ve sendikalar, bu reformun istedikleri biçimde gelmediğini gördüler; bu, Başkan adayı Obama' nın seçim vaatlerindan biriydi; fakat Başkan, Cumhuriyetçileri daha fazla kızdırmak ve karşısına almak istemedi ve bu şekilde, Sağlık Reformu tartışmalarında Obama pragmatizminin sınırlar belli oldu.
Yasal alanda ise, hakimlerin yarısından fazlası hala atanamadı veya Senato tarafindan tasdik edilmedi. Amerika da kağıtsız olarak yaşayanların durumunun yoluna koyulması ( diğer bir kampanya vaadi ) duraklamış bulunuyor. İşsizliğin rekorlar kırdığı bir bağlamda, kanunsuz göçmenlerin durumunu ele alabilecek bir yönetimi hayal etmek bile mümkün değil. Kongre Başkanı Nancy Pelosi, Demokrat' ların 2010 yılında kamikaz rolü oynamayacaklarını ve ilk adımın Senatörler tarafindan atılmasını beklediklerini söyledi. Demokratların cüreti bundan daha iyi ispatlanamazdı !
En tecrübeli siyasi gözlemciler aynı sorunları öne çıkarıyorlar: federal yönetime ve Senato ya büyük bir tıkama gücü veren 'checks and balances' siyasi sistemi, internet ve televizyondan oluşan ikilinin, gerçek ağırlıklarıyla hiçbir alakası olmayan aşırı uç siyasi akımlara verdiği rezonans imkanı, ülkenin sürekli seçim kampanyasında olması gibi olgular, Beyaz Saray' ın gerçekten yönetmesi için pek az zaman ve imkan veriyor.
Bu sistemin bozuk işlemesinin en önemli elemanlarından biri filibuster denen (parlamentoyu engelleme ) ''süper çoğunluk'' pratiği, yalnız Senato'ta, azınlığa tıkama gücü vermektedir. Barack Obama' dan mucizeler bekleyenlerın, şimdilik çok iyi anladıkları bu özellik, Senato'da tartışmalara son verebilmek ve oylamaya gidebilmek için, en az 60 oyla çoğunluk ( % 50 + 60 ) gerektiren bir sistem. Bu 60 senatörün oyu olmadan % 51 'e sahip olmak yetmiyor ! Yani Demokratların, partilerinin de ötesinde 60 senatörü ikna edebilmeleri gerekiyor; tabii ki bu da çok önemli tavizlerle mümkün olabiliyor. Bunu Sağlık Reformu oylamasında gözlemledik.
ABD Senatosunun geçmiş tarihinde, maraton tartışmaların varlığını biliyorsak da, Anayasa'da filibuster diye bir parlamento aracı yok. Peki o zaman sistem neden değiştirilmiyor ?
2005 yılında, Demokratların, ( Irak Savaşının finansmanı bile değil ) yeni hakimlerin atanması tartışmaları esnasında oluşturdukları parlamenter tıkama ve gerilla, Cumhuriyetçileri bir hayli çileden çıkarmış ve ciddi bir şekilde sistemin değiştirilmesi öngörülmüştü. O zaman, bu önlemin adına, nihayi caydırıcı güç olarak ''nükleer opsiyon'' denmişti ! Cumhuriyetçiler tehditlerini sonuna kadar devam ettirmemişlerdi. Zaman haklı olduklarını gösterdi. Şimdilik, 'filibuster sistemi' nin son bulmasını isteme sırası Demokratlarda. Fakat bu davanın başını Beyaz Saray çekmiyor. Kimbilir, bugünün çoğunluğu belki de yarının azınlığı olabilir ...
2009 Eylül ayında New York Times'dan Tom Friedman, XXI. yüzyılın sorunlarına karşı Çin' in ABD' ye nazaran ''siyasi bir avantaj'' ının olup olmadığını soruyordu. İklim değişikliği gibi, ağır yatırımların, ani ve kararlı cevapların gerekli olduğu konularda, muhalefet partilerinin iktidar partisinin tekerine çomak sokmakta yarıştığı çok partili rejimlere kıyasla, tek parti rejimlerinin avantajının olabileceğini belirtiyordu. Friedman' ın makalesi tabii olarak skandal yarattı. Birkaç hafta sonra aynı gazetecinin geri adım atarak: ''XXI. yüzyılı Çin' e terk etmeye hiçbir sebep yok'' dediğini okuduk. '' iPod belki Çin' de üretiliyor, ama ABD' de hayal edildi'' diyerek, ABD' nin birinci sırayı terketmiyeceğini, yaratıcılık ve hayal gücünün cenneti olmaya devam edeceğini vurguluyordu...

Bu meyanda tüm amerikalılar, Twitter, Facebook, iTouch üzerinden, filibuster maceralarını, senatörlerin tanıklıklarıyla dakikası dakikasına takip edebiliyorlar; Çin ise şimdilik bundan ışık yılı uzaklarda bulunuyor.
Arsen Ceyhan / İkinci Grup |