Sarkozy'nin teklif ettiği 'öteki' nden nefret etmek'

29.12.2009 08:10:00
Tarihçi ve demograf Emmanuel Todd ( Paul Nizan'ın torunu), ilk defa, birkaç aydır Sarkozy hükümeti tarafından başlatılan ''milli kimlik'(identité nationale) tartışmasına, öfkesini hiç de gizlemeden katılıyor; ''İktidarda iseniz ve ekonomik planda hiçbir şey beceremiyorsanız, günah keçisi arayışı tabii bir biçimde çıban gibi belirir; Fransızlara teklif ettiği,''öteki nefret'' in den başka birşey değil . '' diyor.

27-12-2009 tarihli Le Monde gazetesinin Emmanuel Todd ile yaptığı söyleşinin tam metnini yayınlıyoruz.
Çizgi: Plantu/Le Monde

Tarihçi ve demograf Emmanuel Todd Instutut National d'Etudes Démographiques'de ( INED ) araştırmacı olarak çalışıyor.  Jacques Chirac'in 1995 Fransa Başkanlık seçim kampanyasında pervazsızca kullandığı ''sosyal çatlama'' ( fracture sociale ) kavramını da ortaya ilk atan kişi; Emmanuel Todd bu kavram ile uzun zamandan beri Fransa seçkinleri ve halk tabakaları arasındaki kopukluğu gözlemliyordu. Chirac ekibinin bu kavramı kullanması, hiç de E. Todd'un izni ile olmamıştı ve her defasında kavramın seçim kampanyası şartlarında demagojik biçimde kullanilmasının kendisi ile hiçbir ilgisi olmadığını vurgulamıştı. Esasında bu kavram haksız bir biçimde E. Todd'a atfedilmiştir. Saint-Simon Vakfının 1994 raporunda yazdığı ''Fransız siyasi tedirginliğinin kökenleri'' adlı yazısında, küreselleşmeci seçkinlerle, her türlü aidiyeti firsat bilerek içine kapanan halk tabakaları arasındaki karşıtlığı işlemişti. Aslında bu kavram fransız filozofu Marcel Gauchet' ye aittir; ve bu kavramı Fransa'da sınıf mücadelelerini incelediği bir eserinde kullanmıştır.

E.Todd, ilk defa, birkaç aydır Sarkozy hükümeti tarafindan başlatılan ''milli kimlik'  ( identité nationale ) tartışmasına, öfkesini hiç de gizlemeden, kendi analizini sunmaktadır; '' İktidarda iseniz ve ekonomik planda hiçbir şey beceremiyorsanız, günah keçisi arayışı tabii bir biçimde çıban gibi belirir'' diyor.

Aşağıda 27-12-2009 tarihli Le Monde gazetesinin Emmanuel Todd ile yaptığı söyleşinin tam metnini yayınlıyoruz.

Le Monde: Milli kimlik tartışması ile ilgili neler söyleyebilirsiniz ?
E.Todd: Mümkün oldugu kadar uzak durmak istedim , zira son derece ahlaksız bir tartışma. Fransız hükümeti, 2010 yılının ilkbaharında gidilecek seçimlere yaklaşırken, milleti İslam'a karşı çıkaran bir tema teklif ediyor, hatta zorla kabul ettiriyor. Bir yurttaş olarak allak bullak vaziyetteyim. Tarihçi olarak da, bu milli kimlik temasının, son derece kinik, utanç verici bir proje olarak nasıl yukarıdan harekete geçirildiğini gözlemliyebiliyorum.

Le Monde: Bu tartışma sayesinde elde edilmek istenen neticelerle ilgili analiziniz nedir ?
E.Todd: Seçkin sınıfların, göçmenlerin topluma uyumu ile ilgili sorunsallarla ilgilenmediği bir dönemde, Le Pen' in Milli Cephe Partisi ( Front National ) 1986 yılından itibaren işçi sınıfı dünyasında kök salmaya başladı. Bu andan itibaren, bu partinin 2007 yılına kadar var olmasını sağlayan, toplumun derinliklerinden gelen bir sıkıntı belirdi. 1994 yılında yayınladığım ''Göçmenlerin Kaderi'' ( Le Destin des Immigrés ) adlı çalışmamda da dediğim gibi, Milli Cephe Partisi'nin oy dağılımı haritası istatistik olarak Kuzey Afrika kökenli göçmenlerin varlığı ile belirleniyordu; bu ise örf ve adet farklılıkları ve kadın statüsü gibi gerçek antropolojik problemler yüzünden spesifik sıkıntılar yaratıyordu. Buna rağmen, o zamandan bugüne tansiyonlar yatıştı. Tüm toplum anketleri bunu göstermektedir: göç ve islam temaları tamamen eriyip gittiler, ekonomik kaygıların arkasında kaldılar.

Fransız toplumsal gerçekliği odur ki, yabancı kökenli yurttaşların kaynaşma süreci tamamlanmak üzere. Fransa' nın müslüman kökenli nüfusu, Avrupa' nın en laik ve en kaynaşmış topluluğunu temsil etmektedir; bunun da başlıca sebebi karma evliliktir. Benim için bu yatışmanın belli başlı neticelerinden biri ise Milli Cephe Partisi' nin çökmesi oldu.

Le Monde: Halbuki genellikle Sarkozy'nin izlediği politikanın, Milli Cephe Partisi' nin oylarını erittiği kabul edilir...
E.Todd: Evet, Sarkozy büyük şehir banliyölerini alevlendirdi, Sarkozy ve kurmayları, bu provokasyon politikası, reaksiyoner ve kimlik üzerinden göz kırpmalar sayesinde, Milli Cephe Partisi' nin oylarını toparladığını zannediyor. Fakat bu bir yorum hatası. 2005 banliyö ayaklanmalarının da etkisiyle, 2007 yılında Fransa'nın sağa kayması, göçmen sorunu ile ilgili bir çatışmadan değil, daha çok yaşlanmakta olan Fransız toplumunun gençliğe karşı aldığı tavırdan kaynaklanıyordu. Sarkozy' nin yaşlıların Cumhurbaşkanı olduğunu unutmayalım.

Le Monde: Bu sağı nasıl niteliyorsunuz ?
E.Todd: Buna, bir sağ hükümeti demeye dilim varmıyor. Artık buna sağ diyemeyiz, en azından sadece sağ değil... Aşırı sağ, ultra sağ belki ? Tamamen başka birşey. Doğru kelimeleri bulamıyorum. Giderek sarkozyzmin sosyal bir patoloji olduğuna ve durkheim cı olduğu kadar ( dinin zayıflaması, vs gibi ) , marksist bir analize ( sınıf, kapital, sosyalizm ve oligarşi sorunsalları gibi ) tâbi tutulması gerektiğine kanaat getiriyorum.

Le Monde: Cumhurbaşkanı Sarkozy ''halkın arzu çığlıklarına sağır kalmamaya gayret sarfedeceğini'' söyledi. Ne dersiniz ?
E.Todd: Bu, benim için büyük bir yalan. Geçenlerde Le Monde gazetesinde yayınladığı yazıda halk dan bahsediyor, halka hitab ediyor. Fakat, ekonomik problemleri çözemediği için, Fransızlara teklif ettiği, sadece ''ötekinden nefret'' den başka birşey değil.

Bu dönem, toplum, pek nerede bulunduğunu bilmiyor olabilir, fakat Fransa'ya olan aidiyetleriyle ilgili bir kuşkularının olduğunu zannetmiyorum. Ben bu konuda daha çok iyimserim: meselelerin uzun vadede ve derinine gittiğimizde, Fransızların eşitlikçi mizaçları nedeniyle, ten rengi, etnik köken ve din gibi sorulara pek kulak asmadıklarını görürüz !

Le Monde: O halde, sizce, neden hükümet, hâlâ aşırı sağ temalarını kullanmaya devam ediyor ?
E.Todd: Bu bir alışkanlık haline geldi. Sarkozy' nin banliyö gençlerine karşı son derece kaba bir tavrı ve kelime dağarcığı olduğunu biliyor ve görüyoruz; bu tavır ve dağarcığı, seçim kampanyası esnasında, islama karşı duyguları kamçılamak ve Türkiye' nin AB'ne girmesine karşı olduğunu göstermek için, kodlu bir biçimde kullanmaktan çekinmedi. Bunun hâlâ bugün aynı şekilde işleyebilecegine inanıyor.

Hatta ( Afganistan ve İran gibi ) islami ülkelerle çatışma stratejilerine olan meylinin, iç politika kaygılarından kaynaklanıp kaynaklanmadığı sorusunu bile soruyorum kendime ! Belki de, zamanında belediye başkanı olduğu zengin Hauts-de-Seine ile daha çok göçmenlerin yaşadığı Seine-Saint-Denis şehirleri arasındaki ilişkiler kendisi için dış politikayı temsil ediyor olabilirler ? Bu soru bence tamamen meşrudur...

İktidarda iseniz ve ekonomik planda hiçbir şey beceremiyorsanız, günah keçisi arayışı tabii bir biçimde çıban gibi belirir. Aynı şartlı refleks gibi. Fransız toplumunun değişik kategorilerde yurttaşları arasındaki gerginlikleri kamçılayan bir hükümetle karşı karşıya olduğunuzda, aynı II. Dünya savaşı arifesinde olduğu gibi, açıkca bir günah keçisi arayışı içerisinde olunduğunu görmemek elde değil.

Le Monde: Sizce, bu dönemle kıyaslanabilecek noktalar hangileridir ?
E.Todd: Hükümetin bakanlarından biri ''Eğer II. Dünya Savaşı arifesinde, ekonomik krizin büyük zaiyatlar verdiği bir dönemde, Alman toplumu, Aydınlık felsefesi, Goethe ve romantizmin mirasçısı olarak, milli kimliği ile ilgili sorulara cevaplar arasa idi, belki de Avrupa medeniyetinin korkunç ve ağrılı çöküşüne tanık olmazdık'' diyerek, nazizme atıfda bulunmadı mı ( bilinç altı diye buna derler ) ? Ayrıca bu bakan, son derece içler acısı bir tarih cehaleti de sergilemektedir. İki Dünya Savaşı arasında, Alman toplumu tarihinin gerçekliği sadece bir milli kimlik sorgulamasına indirgenemez. Fark orada ki, naziler gerçekten anti-semit idiler. Buna gerçekten inanıyorlardı ve isbat da ettiler. Tabii ki Fransa bu şemaya girmiyor.

Elbette meseleleri karıştırmaya gerek yok, fakat II. Dünya Savaşı öncesi aşırı sağ akımları ile mukayeseler yapmaya mecburuz. Bir çok yeniye benzeyen tavır ve davranışların geçmişten esinlendiği ortada. Devletin, finans kapitalin hizmetine bu denli girmesi faşizm değil mi ? Anti-entellektüel seferberliği, eğitim sistemine karşı beslenen nefret, öğretmen sayısının azaltılması gibi önlemler faşizmin tarihine ait değil mi ? Sarkosyzmin başlıca özelliklerinden biri olan, herşeyi ve tersini söyleme yeteneği de bu döneme götürülemez mi ?

Le Monde: Faşizmle mukayese aşırı değil mi ?
E.Todd: Aynı şeydir demek istemiyorum. Büyük farklar var. Fakat, Avrupa' da aşırı sağı iktidara getiren fikir özelliklerini hatırlatan, tamamen sağa sapan, yeni bir sosyal ve siyasi sistem içerisine girmek üzereyiz.

Le Monde: Halbuki, göçmen ailelere mensup şahsiyetleri hükümetine alan da Sarkozy değil mi ?
E.Todd: Sarkozyzmin becerikliliği iki kutup üzerinde eylem gösterebilmesinde: bir yandan nefret ve kin; diğer yandan islam dinine yönelik olumlu önlemler veya Rachida Dati ve Rama Yade gibi kişiliklerin hükümete alınmaları. Gerçek ise tamamen başka; her halükarda, etnik tema, sınıf sorunsalını unutturmak için demagojik biçimde kullanılmaktadır.

27-12-2009 tarihli Le Monde' dan
derleyen
Arsen Ceyhan / İkinci Grup


Emmanuel Todd kitapları