Amerika nın 'keyfi bozuk' !

14.12.2009 17:24:00
Amerika da ( ABD) herşey beşikte başlıyor. Küçük Amerika lılar gözlerini dünyaya açar açmaz, hep aynı tebrik nakaratını işitirler : ''Good job''. Bu çocukların tüm öğretim süreçleri aynı teşvik ve tebriklerle geçer... İlk okul yıllarında bile, kimse onlara imlâ' da veya aritmetik' te zayıf olduklarini söylemeye cesaret edemez. Devamlı, yaratıcılıkları öne çıkarılır, övülür ( creative spelling ). Tüm eğitim yılları boyunca, başarı veya başarısızlıkları ne olursa olsun, gençler daima ellerinden geleni en iyi şekilde yaptıklarina inandırılırlar. Hâlâ Amerika da, bu durumu eleştirebilmek için cesaretli olmak gerekiyor; eleştirmeye kalkanlara pek iyi gözle bakılmıyor.
çizgi.G.Taxali,The New York Times

  

Başkan Obama, ilk konuşmalarından birinde, Singapur lu çocukların beynelmilel aritmetik testlerinde Amerikalı çocuklardan 3 misli yüksek not aldıklarını hatırlattığında, neredeyse vatan haini ilan edilmişti ! 

Evet ''pozitif düşünce'' tavrı Amerika nın en önemli silahlarindan biri. Amerikalı, amerikalı olarak düşündügünde ''iyimser'' dir, ''atılgan'' dır, '' bardağın yarısını dolu'' ve ''engel yerine vaad'' görür. İyimserlik Amerika lının sanki milli DNA'sında yazılı gibidir !

Yarın bugünden iyi olacaktır ! Bu tavır, Amerika lının koruyucu kalkanıdır. Bilhassa ekonomi bu tavıra dayanır. Robert Reich, birgün ''iyimserlik, acaba, Amerika lıların neden paralarını bu denli tüketime harcadıklarını ve hiçbir tasarrufa yaklaşmadıklarını izah edebilir mi ?'' sorusunu sormuştu.

Bu durum, geçen yıl The Financial Times' ın, ekonomik krizin en alevli olduğu bir safhasında yaptığı beynelmilel ankette ortaya çıktı: karamsarlığın şampiyonu Fransız larken, iyimserliğinki Amerika lılar oluyordu ( of course ! ). Bununla beraber, bugün, Amerika nın keyfi bozuk. Gelen haberlere göre, tüm Amerika lılar, her yıl olduğu gibi  'Thanksgiving'' ertesi günü mağazalara koşmuşlar, fakat az para harcamışlardı. Bu, Amerika lıların ''positive thinking'' dedikleri olumlu düşünce tavrının büyük sarsıntı geçirmekte olduğunun bir belirtisi değil miydi ? 

Bu çerçevede sarı kapaklı bir kitap, 'Bright – sided' ( sarının iyimserlik rengi olduğu düşünülürse, yayıncının nereye gönderme yaptığı açıktır ) Amerika da satış rekorları kırmaktadır: yazarı Barbara Ehrenreich, yüksek öğrenim görmüş bilimsel bir yazar; Amerikan yaşam biçiminin yol kenarında bıraktığı Amerika lılar üzerine yayınlanmış birçok anketi var. Tabii olarak şüpheci bir aydın. 2000 yılında kendisine, göğüs kanseri teşhisi konduğunda, kimya tedavisi bir yana, bilhassa ''kanseri iyi yandan alma'' nasihati veren pozitifçilere karşı büyük nefret duyguları beslediğini yazıyor. Ünlü bisiklet şampiyonu Lance Armstrong, bir gün ''kanser, başıma gelen en iyi şey oldu'' demedi miydi ? Ehrenreich' in bu tür saçmalıklara kızgınlığının haddi hesabı yok. Fakat cevap olarak istatistiklere baş vuruyor; ve malesef bu istatistiklerde mutlu olduklarını iddia eden insanların uzun yaşadıklarının kanıtını bulamıyor . Bunun üzerine, olumsuz düşünceleri dışlayan, herşeyin iyiye varacağına kendini inandıran, 'keyifli olma mecburiyeti'' tarikatina karşı savaş açıyor.

Bu pozitif düşünce artık bir tavır olmaktan çıkmış, giderek, insanlara ''rahatsız edici haber ve gerçekleri dışlama'' refleksi veren bir ideoloji haline gelmiş bulunuyor.'' Pozitif düşünce, başarısızlığa sürükler korkusuyla, olayların olumsuz neticelerini inkâra kadar gitmektedir'' diyor Ehrenreich. İşte bu tür muhakemelerdir ki, Irak' ın istilasına, subprimes çöküntüsüne yol açmıştı. Ronald Reagan ve G W Bush gibileri, sadece iyi haberler dinlemeyi severlerdi. 60. yaş gününde, ''ergeç herşeyin hallolacağına iyimserlikle inandığını'' söyleyen Bush değil miydi ?

'Bright-sided' adlı eserinde B. Ehrenreich pozitif düşüncenin kökenlerine kadar gidiyor; evvela Kalvinizme bir tepki olarak belirdiğini gözlemliyor. İç Savaş tan sonra, 'Christian Science Monitor ' un kurucusu Mary Baker Eddy ve Phinea Parker Quimb adlı metafizikçi düşünürler, ''Tanrı nın katı yürekli olmadığı'', yaratıklarını, Kalvin gibi, ebedi zorluklara mahkûm etmediğini ve yaşamın vaadlerle dolu olduğu fikrini yaymaya başlarlar.

Bugün bu ideoloji, bir bilim dalı olarak Amerikan Üniversitelerinde okutulmaktadır: buna ''pozitif psikoloji'' veya ''mutluluk bilimi'' bile diyebiliyorlar ! Aynı zamanda, evanjelist protestan kiliselerinde vaiz edilmekedir ( bu kiliselerde çarmıha gerilmiş İsa görülememesi ise ibret verici başka bir özellik !). Bu kiliselerin İncil' i neo-liberallerin  'refah'' kavramı: bu kiliselerde ''Tanrı hepimizin zengin olmasını istiyor; günah ve suçluluk fikirleriyle vakit kaybetmeyiniz'' çekici sürekli kafalara vurulmaktadır.

Buna rağmen Amerika' nın keyfi bozulmaya devam etmekte ve bilhassa basında genel bir çöküşten bahsetmek olağan bir hale gelmektedir. Bu ise Amerika bağlamında çok önemli bir gelişme.

Arsen Ceyhan / İkinci Grup