GRAU: Bir yazar için, her ağzını açtığında ülkesinin Avrupa Birliği' ne girişini tehlikeye atabileceğini düşünmesi ağır bir yük değil mi? PAMUK: Bunu tamamen reddediyorum. Benim sözlerim böyle bir şeye pek yol açmaz. Kendimce, politikadan bahsetmeye devam edecegim.
GRAU: Avrupa ve Türkiye' ninki kesinlikle imkânsız bir aşk mı? PAMUK: 90' lı yılların sonunda ve 2000' li yılların başında 'Benim Adım Kırmızı' yı tanıtırken Barcelona ve Madrid'de bulunduğum sıralarda çok olumlu ve çok uygun bir tavırla karşılaştım. Birçok gazeteci, İspanya' nın demokrasi ve modernliğe geçişiyle Türkiye' deki aynı süreç arasında paralellik kurarak ortak Akdeniz kültürü hakkındaki düşüncelerini dile getirdi. Bu, birkaç yıl böyleydi, ancak aniden kapılar kapandı ve Avrupa'daki Merkel' li ve Sarkozy' li muhafazakâr dalga ile perspektifler çok kötü oldu: Din özgürlüğü ve ifade özgürlüğü konularında ödevlerini yapmayan Türkiye...
GRAU: Türkiye' nin Avrupa Birliği'ne girişine dair çekinceler her zaman muhafazakârlıgın esaslarından değil... Bazen, Irak savaşı yıllarına denk düşen güçlü bir Amerikan karşıtlığı oldu. Obama' nın bir destek olabileceğini düşünüyor musunuz? PAMUK: Obama, yardım edebilir ancak bu, gerçekte hangi partilerin iktidara geldiğinin çok ötesinde. İki taraflı kültürel güvensizlik ve kızgınlıkla alakalı. Türkiye' yi kabul etmeye ve ABD gibi güçlü olmaya veya büyük bir Avrupa olmaya hazırlar mı? Yahut daha kolay ancak daha az tutkulu bir hayatı mı tercih ediyorlar? Laik bir Türkiye' yi Avrupa' nın dışında bırakmanın ekonomik ve kültürel maliyetleri vardır.

|