René Girard ve Modernlik / Arsen Ceyhan

27.09.2009 16:01:00
René Girard düşünce dünyasına anında ve kolayca girmek mümkün olmayabilen zor bir yazar. Fakat okudukça, günümüz sorunlarıyla ne denli içli dışlı olduğunu ve nasıl hem eski ve de hem de yeni bir ışık tuttuğunu gözlemleriz. Girard ne edebiyat eleştirmeni, ne etnolog, ne de din bilimci; belki bunların hepsi.'Romantik Yalan, Romansal Hakikat ' i okuduğunuzda bir edebiyat eleştirmeni, 'Şiddet ve Kutsal' ı okuduğunuzda bir etnolog, 'Bu Şeyler Başladığında' veya 'Sapık İnsanların Antik Yolu' unu okuduğunuzda bir din bilimciyle, Tevrat' ı, İncil' i okuyan ve yorumlayan birisiyle karşı karşıya bulursunuz kendinizi.

Girard, birşey icad etmediğini, yazdıklarının aşağı yukarı önemli bir bölümünün St Augustin' de bulunduğunu söyler. Halbuki büyük kültürü ile, Batı düşüncesinin en bilimsel geleneğine bağlı olarak, sosyal bilimleri altüst etmiştir. Çalışmaları, bu bağlamda modernliğin nabzını alan eserlerin başında gelir. Girard düşünce dünyasının merkez mevhumlarından birisi ''şiddet'', ve bilhassa şiddetin insan gurupları tarafindan kontrolü olmuştur. İlkel toplumlarda beliren buhranlarla gerginlikler çoğalır, tüm saldırganlıklar bir fert üzerine odaklaşır ( bu bir hayvan da olabilir ), kurban edilir, cemaat kendisiyle barışır ve yeni bir hayat başlayabilir. Bu sürecin sonrasında kurban edilen fert' in kahraman, mübarek, kral veya allah yerine konması olağandır. Şiddet bulaşıcı bir olgudur. Genelleşmesine engel olabilmek için ''günah kurbanları'' na (victimes émissaires) doğru yönlendirildiğinde, tüm cemaat bir hedef etrafinda bütünleşir. Bunun sonucunda, kurban, ''günah keçisi'' (bouc émissaire) ve âyin cinayeti (meurtre rituel) belirir. Şiddetin patladığı yerde kutsal da beliriyor. Sanki doğaüstü bir müdahale varmış gibi. ''Gurubun toplu şiddeti, tanrısallığın belirmesiyle yeni bir hal alır''. Din olgusunun can alıcı noktası, varlık nedenidir bu. Bu mekanizma ise tüm kültür ve medeniyeti etkiler.

Girard şiddetin ilk nedenlerini izah etmiyor. Sadece varlığını kaydediyor, herşeyi yerle bir eden bir güce sahip olduğunu biliyor; insan gruplarının, yayılmasına engel olmayı ögrendikleri muazzam bir güç. İlkel bir toplumda, fertleri birbirine düşüren bir buhran belirdiğinde, eğer şiddetin yıkıcı gücü yönlendirilemez hale gelirse, toplumu oluşturan tüm fertlerin ölümüne sebep olabilir. İşte bu şekilde toplum saldırganlığının odaklaştığı ''günah keçisi'' ayini anlamını kazanmaktadır; kurban ise topluluğun selametini sağlayan tek unsur olmaktadır. Dini ayinler şiddeti böylece sınırlar ve yayılmasına mani olurlar. Modern toplumlarda şiddetin belirmesiyle, aynı toplumlarda dinin maruz kaldığı hücumlar birbirlerine benzerler. Zira modern toplumlarda dini ayinler işe yaramazdırlar; bu toplumlarda akıl, tüm tabu, örf, adet ve yasakları hiçe indirerek insana özgürlüğünü kazandırdı. Fakat buna rağmen Girard ''yasakların temel bir işlevi vardır; topluluklar içerisinde, minimum bir şiddete karşı durma mekanı yaratırlar; bu mekanlar ise temel müesseselerin işlemesine gereklidir'' der. İlkel toplumlar, kurban ayinleri sayesinde, şiddetin olumsuz etkilerini kısıtlamayı başarmışlardı. Bu ayinlerin insanlık için büyük bir terakki teşkil ettiğini söyleyebiliriz. Hatta Girard bu ayinlerin, kültür ve medeniyetin temelini oluşturduğunu bile ileri sürüyor. Fakat bu kurbancı dinler, şiddeti, sadece günahsız insanları kurban ederek kısıtlayabiliyorlardı. Hiristiyanlık gerçek bir devrim gerçekleştirir bu anlamda; kurban' ın kabul edilemez vahşiliğini ifşa eder ve şiddetin firtına gibi boşalmasını engellemek için başka çözümler önerir. Tevrat' da kurban mekanizmasının sorgulandığını gözlemliyoruz zaten. Örneğin Job, cemaatinin ayinsel kurbanı olmayı reddediyor ve suçsuz olduğunu haykırıyor. İncil daha da ileri giderek, İsa ile, güruh şiddetinin engellenmesi için insan kurbanı sistemini açıkça mahkûm ediyor. Girard İsa' nın sözlerinden birisine verdiği önem büyük : ''Kurban değil, merhamet istiyorum''. İsa' nın bildirdiği cennet, kurban' a son verir ve bağışlama ve barışma' nın egemenliğini ilan eder. Girard, cennet' in, sadece, insan ilişkilerinde her türlü intikam ve misillemenin ortadan kalktığı yer olduğunu söyler. İsa insanlar tarafindan öldürüldü, fakat kendisi şiddete hiçbirşey borçlu değildir. Zira insanlar öldürmeden barışamıyorlar. Fakat herkes İsa' nın suçsuz olduğunu bilmektedir. Suçlu olan topluluktur. Ve İsa'nin çektiği zulüm yepyeni bir âlemin kapılarını açmaktadır. Bu yeni âlem ise kurban mekanizmasını işlemez hale sokar ve insan haklarının temelini atar. Bu yeni âlem tamamiyle devrimcidir. İnsan ilişkilerine ve bilhassa şiddet meselesine başka bir biçim vermeyi öngörüyor. Hiristiyanlar bu yeni âleme inanan insanlar oluyorlar; eylemleri çoğu zaman inançlarıyla tezatta olmasına rağmen.

Tabii ki insanlık bu mesaji hemen kabul etmedi; kurban mekanizmaları daima varlıklarını sürdürdüler; zulümler, savaşlar ( Haçlı Seferlerinden başlayarak Amerika' nın keşfine kadar ) ve her türlü çatışmalar, her türlü kurban vermeye hazır despot rejimler vs vs . Kurban zihniyeti varlığını devam ettirdi. Düşünce, akılcı biçiminde dahi, kendini arkaik şemalardan kurtaramadı. Girard' a göre ''kurucu kurban'' tezi, XIX. yyıl büyük tanrıtanımaz düşüncelerinin mantiken vardıkları tez oldu. Değişik bir şekilde söylemek gerekirse, birşey kurmak için öldürmek gereklidir, yeni bir toplum kurmak için yok etmek şarttır; kırımları, gulagları, terörizmi ve nükleer caydırmayı vs vs ancak bu şekilde izah edebiliyoruz. İnsanlık hala şiddeti kurban mekanizmasıyla halletme safhasında bulunuyor. İsa' nın öğretisi katiyyen anlaşılmış ve içe sindirilmiş değildir. Girard, gerçek İsa öğretisine yukarıdan ve ilgisizlikle bakan toplum bilimlerin ikiyüzlülüğünü ve hala insan ilişkilerini mit' lerle izah etmeye çalışmalarını ifşa eder. İsa' nın öğretisinin ''antropolojik önemi'' henüz anlaşılmamıştır der Girard . Bu bağlamda, Girard düşüncesi, din' in ve modernliğin bazı görünümlerine son derece aydınlatıcı bir ışık tutar. Eseri modern dünyada hala varlığını devam ettiren kurban mekanizmalarını daha iyi anlamamıza yardımcı olur.

Girard düşüncesi bizi, küreselleşmenin neticelerinden biri olan benzerleşmeyle daha ciddi bir şekilde mücadele etmeye iter. Bu benzerleşme olgusu birçok biçim alır. XX. yyıl despot rejimleri insanı yok ettiler. ''Irkın muhafazası için bazı insanların kurban edilmesi gereklidir'' diyebiliyordu Nazi Almanya' sının şefi. Kapitalist pazar toplumları ise insanları artık birey olarak görmüyorlar; insanlar, birbirlerinin yerini alabilen birer müşteridirler.

Çağdaş dünya, farklılıkları siliyor, insanları birkaç modele indirgiyor. René Girard, barışın, farklılıkların inkârı ve yokedilmeleriyle mümkün olmayacağında israr ediyor; barış sadece farklılıklara saygı duyduğumuz ölçüde gerçekleşebilecek diyor. Farklılıkların inkârı şiddete sebep olmaktadır. Benzerleşme olgusu büyük bir ihtimalle, yeryüzünde beliren birçok şiddet olayının baş sebebi olarak belirmektedir. Örnegin amerikan gücü, tüm dünyada, sadece ekonomik ve siyasi bir emperyalizm olarak değil, kimlikleri tehdit eden bir güç olarak da beliriyor.

Girard, ilkel toplumlarda ''saf'' ile ''saf olmayan'' arasındaki fark gözlemlenemez hale geldiğinde, kültür geriler ve toplum yok olmaya mahkûm olur diyor. Çağdaş toplumlarda ise bu , ''iyi'' ile ''kötü'' ayrımına tekabül eder. İyi ile kötü mevhumlarının ortadan kalkmaları senaryosu, toplumları genel bir göreciliğe düşürür; herşey aynı değerde oluverirler. Hayat bile gereken saygıyı görmez; kültür ve sanat olgusu işe yaramaz değersiz kiç sanatla bir tutulur !

Düşünce dünyası bilhassa etnoloji ve edebiyattan esinlenen Girard, herşeyden evvel modernlikle ilgili sorgulamalar yapar. Kültür buhranı ile modernlik birbirleriyle ilgilidirler. İnsanlik tarihinde görülmemiş bir durum yaşandığını, tüm dünya kültürlerinin yok olabileceği bir tarihi döneme girdiğimizi söylüyor Girard. Buna rağmen umutsuz değildir. Girard' a kalırsa, yeni bir insanlık doğum sancıları içerisinde gün görmeye hazırlanmaktadır.

Arsen Ceyhan / İkinci Grup