Alman Sinemasında yirmili yıllardan başlayarak kırklı hatta daha sonraki yıllara uzanan bir western geleneği oldu. Korku filmlerinin unutulmaz oyuncusu Bela Lugosi bile Alman kovboy filmlerinde ‘Kahraman Kızılderili’ rolü oynar. Hindistan, Meksika, Rusya, İsveç, Avustralya, Güney Afrika gibi ülke sinemaları da kendilerine çok uzak bir coğrafyadaki bu türün cazibesine kapılır. Yeşilçam da kayıtsız kalamazdı. 1965-1972 yılları arasında dönemin tüm jönlerinin oynadığı kovboy filmleri çekildi. Kadir İnanır, Yılmaz Güney, İzzet Günay, Kartal Tibet gibi dönemin hızlı aktörleri en az birer kez kovboy oldular. Hülya Koçyiğit, Sezer Güvenirgil, Seyyal Taner, Feri Cansel gibi döneme damgasını vurmuş kadın oyuncular da Calamity Jane’leri, kasabanın dilberlerini oynadılar. Bu yaygın ilginin esas nedeni kovboy filmlerinin kazandığı ticari başarıydı. Gerçekten yediden yetmişe herkes seyrediyor, bir nesil bu filmler ile büyüyordu. Sık tekrarlanan şablonlar zamanla önce ana vatanında sonra dış ülkelerde ilgiyi azalttı. Azalan ilgi karşısında film maliyetlerini düşürmek için Amerikalı yapımcılar da Avrupa’da çekmeye başladı. Artık İspanya’da, İtalya’da kurulan bir çok setten hem Amerikalılar hem de Avrupalılar faydalanmaya başlar. Yetmişli yıllara gelindiğinde artık western cazibesini ve popülaritesini yitirmiş bir tür olarak arşivlerin tozlu raflarına kaldırılmıştı. Sinema salonlarına düşen yeni bir western bir anda herkesin ilgisini çeker. Dinamik müziği, baş roldeki kısık bakışlı silahşör, abartılı şiddet, kısa diyaloglar (yerine şiddet), kirli tozlu kasaba, pasaklı tipler alışılanın dışında bir western tablosu çiziyordu. Kurosawa’nın Samuray başyapıtı Yojimbo’sunun kare kare kovboy kasabasına uyarlamasıdır. ‘Bir Avuç Dolar-For A Fistfull Dollar’ ile Sergio Leone, Clint Eastwood, Ennio Morricone isimleri bir anda tanınır. Film ilk piyasaya çıktığında Avrupalı olduklarının sezinlenmesi korkusuyla yönetmen Bob Robertson (Leone), Dan Savio (Morricone), John Wells (Gian Maria Volonte) takma adları afişe yazılır. İlk filmin inanılmaz başarısı üzerine çok geçmeden ikincisi ‘Birkaç Dolar İçin – For a Few Dollars More’ aynı kadro ile fakat bu kez gerçek adları kullanılarak çevrilir. Leone’nin stilini oturtup seyirciye kabul ettirdiği bir film olur.İlkinin başarısını ikiye katlar. Daha ilk karelerden itibaren ıslığın eşlik ettiği çoşkulu müzik ve gerilim dolu bekleyiş seyirciyi ele geçirir. Kıraç arazide uzaktan gelen bir atlının yüzü gözükmeyen keskin bir nişancı tarafından vurulmasıyla başlayan sekans klasik westernde rastlanmayacak bir başlangıçtır. İki ödül avcısı adı olmayan kovboy (Eastwood) ve emekli Albay Mortimer (Lee Van Cleef) başına 10 bin dolar ödül konulan İndio (Gian Maria Volonté) adlı çete reisinin peşine düşer.İndio El Paso’daki zengin bankayı soymayı planlamaktadır. Çetenin kalabalık olması her iki ödül avcısını iş birliğine iter.
Leone klasik westernin tüm kurallarını baştan aşağı siler, aynı öğeleri kullanarak türü yeniden şekillendirir . Spagetti westernin temelini abartılı , hatta gerçek üstü denilebilecek bir şiddet üzerine inşa eder . Şiddet zaman zaman komedi sınırlarında dolaşır. Karakterleri hiç bir ahlaki kurala uymayan silahşörler , hedefleri sadece dolar olan ödül avcıları , sadist ruhlu haydutlar , azize veya fahişe olan kadınlar, basiretsiz kanun adamları arasından seçer. Kasabalar genelde güneyde yer alan toz toprak içinde , bakımsız yerleşim alanlarıdır. Ahali kimliksiz, aciz , pasaklıdır . Düello sahnelerinde uzun kısık bakışlarıyla birbirine meydan okuyan düşmanlar, hareketli kamera ve müziğin eşliğinde mükemmel bir kareografi sahneler. Klasik westernde olduğu gibi ahlaki değerlere sahip çıkan idealize bir kahramana rastlamak imkansızdır. Ruhları da kendilerini çevreleyen doğa gibi toz toprak içindedir. Kamera açıları da oldukça özgündür. Geniş açılardan yakın plana geçişler , yakın plan yüz çekimlerinde çiçek bozuğu ciltleri , kirli sakalı , kötü nedbeleri uzun uzun gösterir. Arkadaki doğa manzarasının kenarında yakın plan yüz çekimi en sevdiği planlardan birisidir. Atlı sahnelerde bile Hollywood’un çok sevdiği profil çekimlerden çok karşıdan önden veya atın arkasından çekimler kullanır.
Ennio Morricone’nin müzikleri sahnelerin akışıyla emsalsiz bir senkronizasyon gösterir. Leone bu konuda fanatikçe bir titizlik gösterir. ‘Bir Avuç Dolar‘ ı öncesinde bir müzik klibi gibi çekmeyi gibi bile düşünmüştür. Klasik erkek vokallerin söylediği klasik western melodileri yerine çoşkulu Meksika folk ezgileri taşıyan unutulmaz Morricone melodileri en az filmler kadar ünlenir.
Dolar üçlemesinin son halkası ‘İyi, Kötü, Çirkin-The Good, Bad und Ugly’ hepsinin üstüne çıkan bir başarıya ulaşır. Artık Leone Amerika’da tanınan ve ilgiyle izlenen bir yönetmen olmuştur. Filmin üç silahşörü de bir kez daha aynı paranın peşindedir. Politik görüşünü direk olarak filmlerine yansıtmayan Leone bir şekilde dolar üçlemesiyle kapitalist dünyanın benzeşen karakterlerine selamlarını gönderir. Ben sinemada büyüdüm diyen Leone yönetmen baba, aktris bir annenin oğludur. Setlerde her türlü işi yaparak sinema dünyasına girer Sergio. Amerikalıların ellili yıllarda, filmleri olayların geçtiği mekanlarda çekme modasından en fazla Roma ve Cinecitta stüdyoları faydalanır. Leone’de bu dönemde çalıştığı filmler, tanıştığı yönetmenler Amerikan sineması hayranlığını arttırır.
1968 de ‘Bir Zamanlar Batı’da-Cera Una Volta in West’ büyük beklentiler sonrası gösterime girer. Charles Bronson , Henry Fonda , Jason Robard , Claudia Cardinale gibi dönemin ünlü oyuncularının oynadığı film Avrupa’da büyük beğeni toplar. Amerika’da ise çok uzun ve ağır bulunur. Üç saatlik filmin diyalogları sadece on beş sayfadır. Usta başka bir ustanın John Ford’un ‘bir film ne kadar iyiyse diyaloglar o kadar azdır’ sözünü doğrular gibi çekmişti. Film Şiddet Operası olarak tanımlanır. Gerçekten film muhteşem bir müzikaliteye sahiptir, her karakterin kendine özgü bir müziği vardır. Morricone filmin çekimlerinden önce müziği bitirmiştir. Gerçekten de Leone içindeki opera sevgisini (her İtalyanda olduğu kadar) uzun planların yer aldığı , uzak plandan göz bebeklerine kadar gelen kamera hareketleriyle bezenmiş bir westernde göstermektedir. Amerikanın kuruluş yıllarına adanmış bu başyapıt yeni bir üçlemenin de ilk ayağıdır. Leone serinin ikincisi olarak James Coburn ve Rod Steiger ile western güldürüsü olan ‘Yabandan Gelen Adam-A Fistfull of Dynamite’ çevirir. Üçlemenin ve ustanın son filmi ‘Bir Zamanlar Amerika’da-Once Upon Time in America’1984 de gelir. On yıllık senaryo çalışmasının sonunda çevirdiği film bu kez bir Gangster Operası olmuştur. 30 yıllardan başlayarak 60 lı yıllara dek uzanan bu epik öykünün başrollerinde Robert DiNiro ve James Woods oynar. Dostluk , ihanet , politika , mafya üzerine unutulmaz kareleriyle defalarca seyredilip , ebediyete intikal eden filmlerden birisi olur. Leone 60 yaşında 1989 yılında aramızdan ayrılır.
Her yönetmen farklı bir şeyler yapmaya çalışır. Leone kadar bir türe yeni bir şekil veren az gelir. Sonraki nesilde Tarantino onu örnek alarak polisiye türünü aynı temel düşünceler çerçevesinde yenilerken usta herhalde yukarılardan bir yerden mutlulukla seyrediyordur.
Emin Yeğinboy / İkinci Grup |