Harvard Üniversitesinde öğretim üyeliği de yapan A. Sen, Fransız Hükümeti tarafından ''Ekonomik performans ve sosyal gelişme ölçümü Komisyonu'' nun çalışmalarına davet edildi. Bu komisyonun, Temmuz sonunda Gayrisafi Milli Hasıla (GSMH) 'yı tamamlayıcı, yeni ekonomik, sosyal ve çevresel göstergeler teklif etmesi bekleniyor. Bu göstergeler tabii bir şekilde kamu tartışmalarının hizmetinde araçlar olacak. Amartya Sen' in bu konuları işleyen 'The Idea of Justice' adlı kitabı Fransa' da bu yılın sonbaharında çıkacak.

(sıcaklığın +1 derece C artması / kaynak: Le Monde)
Ekonomik kriz, kalkınma modelimizi tekrar gözden geçirmek için bir firsat mıdır ?
Mutlaka. Büyük menfaatimiz olabilir, ve umarım deprem geçer geçmez ''business as usual'' a geri dönülmez. İçinde bulunduğumuz kriz, bilhassa ABD'de, kötü ekonomik politikaların neticesidir. Denetleme mekanizmaları Reagan'dan GW Bush'a kadar birer birer yıkıldı. Halbuki liberal ekonominin başarısı pazarın dinamizmine olduğu kadar, denetim ve kontrol mekanizmalarına da çok şey borçludur; bilhasa spekülasyon ve kazanç arayışındaki girişimcilerin gereksiz riskleri göze almamaları amaçlanır.
Bu sadece bir denetleme meselesi mi, yoksa bundan böyle ilerleme ve mutluluk kavramları tekrardan mi düşünülmeli ?
Evet, tekrar düşünülmeli. Fakat mutluluk ve denetleme birbirlerine bağlı meseleler. İnsanların mutluluğunu ve aynı zamanda özgürlüklerini, akıllarıyla yaşama ve kararlar alma yeteneklerini düşünmek, toplumun nasıl örgütlenmesi gerektiğini de sorgulamayı zorunlu kılar. Eğer pazarın denetime ihtiyacı olmadığını ve de insanların tabii bir biçimde doğru seçimleri yapabileceklerini düşünüyorsanız, böyle bir sorgulama aklınızdan bile geçmeyebilir. Eğer özgürlük ve mutluluk kaygılarınız arasında ise, ekonomiyi, bu yola hizmet vermesi için örgütlenmeye çalışırsınız. Ne türlü denetim istiyoruz ? Hangi raddeye kadar ? Hep beraber tartışmamız gereken sorular bunlar.
Bunun için, son zamanlarda çokça sorgulanan GSMH dışında başka ölçü araçları geliştirmek mi gerekiyor?
Mutlaka gerekli. GSMH çok yetersiz. Tek başına kullanıldığında, felaket neticeler verebiliyor. Üretim ve tüketim göstergeleri, insanların özgürlük ve mutluluklarına hiçbir ışık tutmuyor; bu sadece toplumun örgütlenme biçimine ve gelir dağılımının niteliğine bağımlıdır. Bununla beraber kompleks olguları izah için, rakam sıralamak yeterli değildir. Birçok göstergeye ihtiyacımız var; bunların içerisinde tekrardan gözden geçirilmiş bir GSMH'nin de yeri var.
Göstergeler yaşam süresi, eğitimi ve yoksulluğu yansıtırlar, fakat önemli olan bunları ölçmek değil, bilhassa ne pazar ekonomisinin ne de toplumun kendi kendini denetleyecek bir güce sahip olmadığını kabul etmektir. Toplum içerisinde, insanın akıllı bir şekilde müdahalesine ihtiyaç vardır. Demokrasinin varoluş sebebi budur: ne gibi bir dünya arzuladığımızı, nasıl bir denetim, sağlık, eğitim ve işsizlik sigortası sistemi istediğimizi tartışabilmek için. Göstergelerin rolü, bu tartışmaları kamu oyuna sunmaktır, yani demokratik karar araçlarıdır.
 
İnsani Gelişme Endeksi ( IGE ) bunlardan biri olabilir mi ?
İGE başlangıçta gelişmekte olan ülkeler için tasarlanmıştı. Çin, Hindistan ve Küba gibi ülkeleri mukayese etmeye yarıyordu. ABD'de de ilginç neticeler vermektedeydi, başlıca olarak, evrensel bir sağlık sigortasına sahip olmadığı ve büyük eşitsizliklerle belirginleştiği için. Bunu yanında Avrupa ve Kuzey Amerika için başka göstergelere ihtiyacımız var. Bunların tamamen mükemmel olmadıklarını da unutmuyoruz.
İGE'ni tasarladığınız dönemde, çevresel kriz tüm önemiyle belirmemişti. Bu durum yoksullukla mücadele anlayışınızda değişikliklere sebep olabilir mi ?
Çevresel kriz hayatımızı derinden etkilemektedir. Gündelik yaşamımızda olduğu gibi, uzun vâdede gelişme imkanlarımızı da yozlaştırmaktadır. İklim ısınmasının fakir topluluklar üzerindeki etkisi daha güçlü. Şehir kirlenmesini ele alın: en çok zarar görenler sokaklarda yaşayan insanlar. Bundan böyle birçok yoksulluk ve yaşam kalitesi göstergesi çevre sorunsalına bağlı olacaktır. Bu yüzden uluslararası iklim görüşmelerinde ( Kopenhag Aralık 2009 ) yoksulluk ve eşitsizlik sorunları göz önünde bulundurulmalıdır.
 
Nasıl yapmalı ?
Fakir ülkeler uluslararası görüşme mercilerinde geniş bir şekilde temsil edilmeliler. G8 'in G20' ye çıkarılması önemli bir gelişmedir. Çin, Hindistan, Güney Afrika ve Türkiye gibi ülkelerin meselelere bakış açıları kaale alınmaktadır. Fakat bu da yeterli değil. Zira gelişmekte olan ülkelerin yoksulluğunun sorunlarından kaygılandıkları şüphelidir. Afrika çok ihmal edilmektedir. BM Genel Meclis'inin rolü daha da güçlendirilmelidir; zira ekonomik gücü ne olursa olsun, her ülkenin aynı biçimde temsil edilip, söz sahbi olabildiği yegane mekan burasıdır.
Kıtlıkların demokrasinin güçlendirilmesi sayesinde hallolması ile ilgili çalışmalarınız, bugünün gıda krizine de tatbik edilebilir mi ?
Demokrasi, toplumları kıtlıktan esirgeyebiliyor; zira kamu oyunu böyle bir soruna karşı harekete geçirmek çok kolay. 1947' de, demokratik bir hükümete kavuştuktan sonra Hindistan kıtlıklara son verebildi. Buna karşın demokrasi, daha kompleks bir mesele olan kötü beslenmeye mâni olamıyor. Toplumda büyük bir tartışma açma ve ilgiyi çekmek için, bu konuda, siyasi parti ve medyaların toplu bir ilgisi gereklidir.
Bitki yakıt' ına vakfedilen toprakların gıda tarımına nazaran çoğalması sizi endişelendiriyor mu ?
Evet, insanları beslemek yerine alkol üretmek için tarım üretimini kullanmanın ne denli gelir verici oldugunu görmek beni endişelendiriyor. Gıda krizi malthuscü bir bakışla izah edilemez; 6 veya 9 milyar insanı beslemek başlı başına bir mesele değildir. Krizin sebepleri çok kompleks. Bilhassa değişik toprak kullanımları arasındaki rekabet ve Çin, Hindistan ve Meksika gibi ülkelerde gözlemlenen beslenme biçimlerindeki gelişmeleri kasdediyorum; bu ülkelerde adam başına besin talebinin çoğalması da önemli bir sorun ...
Demografik politikaların zecri yaklaşımlarını ifşa ediyorsunuz. Neden ?
İnsanligi iki şekilde görmek mümkün: ihtiyaçlarını gidermek için üretip tüketen durgun bir topluluk; veya akılla hareket eden, özgür ve değerlere bağlı bir topluluk. Malthuscular ilk kategoriye girer: örneğin, nüfus çoğalmasına engel olmak için aile başına çocuk sayısını sınırlamanın yeterli olacağını düşünürler. Birçok ülke bu yolu denedi; alınan neticeler çok mütevazi.
Çin örneği göründügünden daha komplekse benziyor: bence tek çocuk politikasına gereğinden fazla önem verilmektedir; halbuki kızların eğitimi, iş dünyasına girebilmeleri gibi kamu politkaları,demografik büyümenin kontrolunda daha etkili oluyorlar. Unutmayalım, XVIII. yyılın sonunda Malthus için 1 milyar insan haddinden fazla çoktu !
10 Haziran tarihli Le Monde 'dan derleyen A.Ceyhan / İkinci Grup |