Claude Lévi-Strauss'un eskimeyen yeniliği ve uzaktan bakış üzerine/Arsen Ceyhan

31.03.2009 00:07:00
20. yüzyıl düşüncesine büyük etki yapan bilim adamı ve düşünür Claude Lévi-Strauss geçtiğimiz 28 Kasım'da 100 yaşını doldurdu.

Arsen Ceyhan
İkinci Grup

 

Şöyle bir geriye baktığımızda geçtiğimiz 28 Kasım'da 100 yaşını dolduran Lévi-Strauss'un gerçek teorik ve metodolojik girişimlerinin sınırlarını belirliyebiliriz.

Bu büyük bilim adamı ve düşünür evvela bilimin XX.yyılda geçirdiği muazzam çalkantı ve devrimlerinin farkına varmış, ayrıca bu altüstlüklerin ne şekilde sosyal bilimleri etkileyebileceğini de hemen kavramış. Eserinin bütünü bu bilimi sarsan yeraltı hareketlerinin bilinçli bilinçsiz laboratuarı olmuştur.

Nedir bu bahsettiğimiz çalkantı ve yeraltı hareketleri? Evvela L-Strauss'un gözlem ve araştırmalarını, diğer bilim dallarında gelişmekte olan yeni metod ve teorilerin makamına uydurduğu söylenebilir; mesela dilbilim (lingustique), paleontoloji, biyoloji, din tarihi, estetik, matematik mantık,iletişim teorisi vs gibi alanlarda mevcut yakın ilişki ve alakaları inkar edilemez. Fakat L-Strauss'un eserini sadece bu dediklerimize indirgemek haksızlık olur; sorunsalı daha geniş bir kapsamda görmekte fayda var bizce.

Yukarda saydığımız bilim alanlarının çoğunluğu eğer dikkat edilirse, dil, gizli şifre (code), işaret ve biçimlerle ilgilenirler. L-Strauss bu alanlara dogru meylini ''Aile Bağlarının Temel Yapısı (Structures Elémentaires de la Parenté) (1949) adlı ilk eserinde gösterir. Ayni dönemde yayınladığı makalelerde, ki 1955'de kitap olarak ''Yapısalcı Antropoloji'' (Anthropologie Structurale) adıyla çıkacaktı, geleneksel toplumlarda aile bağları ve ilişkileri sistemini izah için nasıl dilbilimden model aldığını gösterir. Evet model almıştır, sadece bir bilgi tatbiki değil. Bu dil ve işaret bilimlerinin düşünürümüz için önemi nerden gelmektedir? Sadece dilbilimsel bir viraj mi almıştır? Eğer almışsa bunun anlamı nedir?

Bilimlerin tarihinde fizik ve matematiğin yerinin çok önemli olduğunu biliyoruz; diğer bilimlerin kavramsal çerçevesini verir bu bilimler. Bu bağlamda modern bilimin Galile'nin fizik ve matematiğiyle doğduğunu söyleyebiliriz: evren ölçülebilir güçlerden oluşmakta ve oluştuğu ögeler bu güçlerin kendi aralarındaki ilişkilere bağlıdırlar. Bildigimiz gibi Newton bu modeli genişletmiş ve zamanına göre tamamlamıştır, fakat ''eşyanın ilk hareketi'' onun için de bir bilinmeyen muamma olarak kalmıştır. Dünya mekanik bir düzendir ve mekaniğin tetkik ettiği bu hareketler bu güç dengesine baglıdırlar. Termodinamik bu modeli baştan aşağı değiştirmiş, evreni bir enerji makinasına çevirmiş; daha dogrusu, soğuk ve sıcak, iki kaynak arasında oluşan gerilimle, ve maddeyi enerjiye çevirebilen, hareket üretebilen bir makina. Evren eski ebediliğini yitiriyor; muazzam bir değişim sürecine giriyor. Fakat maliyeti yüksek bir süreç, antropik enerji kaybı yüksek. Zaman oku da içinde olarak.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Galile evrenin matematik diliyle yazılmış olduğunu söylediğinde, maddeler arasındaki kuvvet ilişkilerinin ölçülebilirliğini gösteriyordu. Ondan beri ayni şeyin, maddelerin bileşimi için de söylenebileceğini, mineral ve organik kimya, molekuler biyoloji ile gördük. Hayatın temelini oluşturan olgunun DNA ile şifrelendiğini biliyoruz artık. Evvela mekanik ve termodinamik, sonra informatik evrene, madde bileşiminin canlı sisteminin, insan ve hayvan topluluklarının, insanın yarattığı sanat eserlerinin kompleks bir programa tâbi oldukları bir evrene girdik. Işte bu bilgi ve görüşler, XIX. yyıldan itibaren ve tüm XX. yyılda gelişip, zihinlere yerleşti. Bu bağlamda bakıldığında F. Saussure'ün başlattığı dilbilim son derece öncü konumundadır; fakat bununla zamandaş ve bağımsız olarak Birleşik Amerikada L. Bloomsfield aynı yolda araştırmalarına devam ederken, Prag, Moskova ve Kopenhag okulları da belirirler. L. Strauss II. Dünya savaşı sonrasında, ilk eseri olan '' Aile Bağlarının........'' nı yazarken New York'da Roman Jakobson'a rastladığında bütün bu yeniliklerin mirascısı olarak beliriyordu. Ilgilendiği esas mesele, aile bağlarını, ilişkilerini ve akrabalıkları düzenleyip örgütleyen modelleri belirlemekti: Morgenstern ve J.von Neuman'ın ''Oyun Teorisi''ni 1944'de , Norbert Wiener'in '' Sibernetik''ini 1948'de okuduğunda, bu düşünürlerin teorik eğilimleriyle çok ilgilendi. Savaştan sonra üç yıllığına gittigi New York'ta, Jakobson'un düzenlediği Macy Konferans ve tartışmaları sayesinde, daha sonra bilgisayar ve düşünce biliminin oluşmasına varacak bilgi kaynamasına tanık oldu.

L. Strauss'un model belirleme yönelimi onun yapısalcılığını diğer Ingiliz ve Amerikalı antropologların yapısalcılığından farklı kılmaktadır. Bu antropologlar toplum yapısından bahsederken, bir gurup içerisinde tecrübeyle gözlemlenebilir ilişkiler bütününden söz ediyorlardi. L. Strauss'un bahsettiği ''yapı'' ise başka bir nitelik taşıyordu: birbirinden ayrımsallaşarak belirlenen ögeler arasındaki değişmez ilişkiler düzenini veya modelini saptamaya çalışır bu yapı arayışı. Dilde sesbirimlerinin (phonème) yaptığının aynısıdır bu.

L.Strauss'un girişimi açıkcası XX.yyılın büyük bilgi değişimlerinin tam içinde bulunmaktadır. Son derece entelektüeldir girişimi. Lacan'la geliştirdiği ilişkiyi daha iyi anlıyoruz şimdi. Freud'ün ''bilinçaltı'' tanımlaması termodinamik bir olgu, ruh kazanı, büyük bir çatışma halindeki güçler dağarcığıdır. Bu güçler sembolik olarak söz bulmaya çalışırlar. Lacan ''bilinçaltı dil gibi yapılanmıştır'' derken, ruhsal enerjilerin şifreli olduğunu söylemektedir. ''Gösterenin'' in önemini bu bağlamda daha iyi anlarız. Lacan'ın Freud'ü informatik çağına tercüme ettigi bir gerçektir. Freud'e bağlılığını, insan ''arzu''larının sınırlarını dil ve işaretler düzeninde bulduğunu daha da açmasıyla göstermektedir; bu arzu ''söz'' yeteneğiyle, ölümlülüğünü de keşfetmektedir.

Işte yapısalcılığın kuramsal sağlamlığı ve işlerliği, bazı sosyal bilim alanlarında ögeler arasında ilişkiler doğurucu çekirdekler teşkil etmesi ve farkedilebilir kılmasındadır: dil ögeleri, aile bağları, sesli ve plastik sanat faaliyetleri, edebiyat, ayin pratikleri, konut ve giyim tarzları, mutfak sanatı ve daha bir sürü insan ugraşında bu öğreti işlerliğini gösterdi. Yapısalcılığın belirmesinden bu yana kelime dağarcığımız degişti, büyüdü, yeni sorular ortaya çıktı. L.Strauss'un eseri büyük bir ihtimalle bir dönemin tecümanlığını yapmakla kalmamış, dönemini yeniliğe dogru da yönlendirmiştir. Bunun yanı sıra birçok düşünür tarafindan '' kültürel görecelilik''le suçlanmıştır; bilhassa kültürler arasındaki hiyerarşinin yıkılması taraftarı gurupların akıl hocası farzedilmiştir. Birçok sefer bu hücumlara karşı metodunu müdafa etmiş, fakat göreceliğe karşı olanları hiçbir zaman ikna edememiştir. Bu hücumlar Gurvitch ve Rodinson gibi sosyolog ve doğubilimcilerden gelmişti. L.Strauss ise bu hücumlara herşeyden evvel etnoloji biliminin kurucusu Franz Boas'in bir sözü ile cevap vermiştir.  Boas
''etnologun ahlakı sadece kültürler arasında herhangi bir hiyerarşi reddine dayanmalıdır'' der. L.Strauss bunu müdafa ederken bazı kültür ve toplumlarda mevcut çeşitli örf ve adetlerin tartışma götürebileceklerini unutur gözükür denmektedir. Esasında L.Strauss'un tüm eserlerini öne sürmek gerekse de, kendisi hususi olarak bu görecelilik hücumlarına cevap vermiştir.

L.Staruss etnolojinin metodolojik prensiplerinin kültürel göreceliğiyle, felsefi ve siyasi göreceliği devamlı birbirinden ayırt etmesini bilmiştir. Ciddi bir etnoloğun ''uzaktan bakış'' tarzı dışında bir tavır alabileceği düşünülemez. « Başkaları''nın kim olduğunu anlamak için kim olduğumuzu az da olsa unutabilmeliyiz » diyor L.Staruss.

''Kültürler arasında bir hiyerarşi varlığını reddetmek, mensubu olduğumuz kültürün belirli bir statu quo içerisinde kalmasını kabule eşittir'' diyenlere, bu eski sosyalistin açık bir cevabı var: evvela ''Irk ve Tarih'' sonra da ''Irk ve Kültür'' adlı eserlerinde söylediği gibi «terakki kavramı sadece Batı toplumunun gerçekleştirdiği temel seçenek ve kanunlara nazaran bir mana taşır, bunun içerisinde elbette terakki vardır, buna katılmayi reddetmiyorum » diyerek cevap verir. Bununla beraber, L.Strauss'un metodolojik göreceliği, kültürler arası yargılama söz konusu olunca ne gibi felsefi ve ahlaki neticeler verir sorusu sorulabilir. D.Eribon'la yaptığı bir söyleşide, tüm toplumlar için tafsiye edilebilir Demokrasi ve Insan Hakları'nın evrenselliği üzerine sorulan bir soruya, L.Strauss « Batı medeniyeti bağlamında düşünürsek, kendi ruh ve duyu sistemimiz nazarında demokrasi en rahat siyasi sistemdir, fakat eğer ölçek değiştirmek gerekirse en küçüğünden en büyüğüne tarihi, kültürel ve sosyal farklılıkların belirdiği toplumlarda genellikle temel kavramlar bulanıklaşır, doğruluklarını kaybedip, bazan Batı toplumundaki anlamlarından çok farklı anlamlara varabilirler » diyerek cevap verir. Demokrasi'nin tüm tarihi çaprazlama geçen mutlak bir konumu yoktur, demek ister. Bu da bizi Michel Foucault'un ''Kelimeler ve Şeyler'' eserinde ''değişik dönem ve kültürlere ait bilgi parçaları (épistémè) dediği tahlil ve yargılarımızın, üzerlerinde geliştikleri kaidelere götürür .

Tabii ki burda L.Strauss'un Montaigne'ci bir kuşkuculuğun etkisi altında olduğu açıktır. Büyük bir ihtimalle L.Strauss'un bu soruya verecegi hazır, basit ve kesin bir cevabı yoktur. Bunun sebebi de zihninde bir yandan Batı toplumunu eleştirisi, diğer yandan da bu topluma olan aydın borcunun olmasıdır. Metodunun sebep olabileceği bazı siyasi durumlara açıkca sırtını çevirip, sesini kesmekle yetinmektedir.

Neticede L-Strauss'un göreceli bakışı bazılarının dediği gibi nihilist degil, ciddi bir şekilde yaklaşıldığında, aksine ''Tristes Tropiques''adlı şaheserinde eleştirip ifşa ettiği '' kavim-merkezci'' tavıra varmamanın tek yoludur: açık ve bariz, bazen bilinçsiz kavim-merkezcilik başkalarıyla eşit, onurlu ve verimli ilişki ağları örmemize manidirler. Lévi-Staruss'un bize bıraktığı öğreti budur.






Claude Lévi-Strauss


Les Structures élémentaires de la parenté (1949)
Race et histoire (1952)  / Irk ve Tarih
Tristes tropiques (1955) / Hüzünlü Dönenceler
Anthropologie structurale (1958) /  Yapısal Antropoloji
Le Totemisme aujourdhui (1962)
La Pensée sauvage (1962) /  Yaban Düşünce
Mythologiques I-IV
Le Cru et le cuit, 1964,
Du miel aux cendres, 1966,
L'Origine des manières de table, 1968,
L'Homme nu, 1971,
Anthropologie structurale deux (1973)
La Voie des masques (1972)
Paroles donnés (1984)
Histoire de lynx (1991)
Regarder, écouter, lire (1993)