C.Darwin:'herkese karşı tek başına'
Arsen Ceyhan

31.03.2009 00:01:00
İngiltere'nin tenha köşelerinden Kent şehrinde, büyük bir aile konağının araba parkına varır varmaz, ziyaretçiyi beyaz sakallı ve saçsız kafasıyla karşılayan büyük bilim adamının resmiyle karşı karşıya gelirsiniz. Garipdir, Darwin'in gençlik yıllarını gösteren, ince, uzun, yakışıklı bir resmini göremezsiniz. Ebediyete kalan yegâne resmi tüm kitap ve ansiklopedilerde rastladığımız beyaz sakallı saçsız kafalı Charles Darwin'dir. Evrim teorisi bir dini inanç olmuş, yaratıcısı ise sakalı ve dehasiyla bilim adamlarının babası, piri olmuş sanki.

Arsen Ceyhan / İkinci Grup

Down House'a (Kent) ibadethâneye girer gibi, sükünet içerisinde girilir. Burda Darwin 40 yıl yaşamış, 10 çocuk sahibi olmuş, ve 150 sene sonra bile, hâlâ hararetli tartışmalara sebep olan bir teori tasarlamış.

24 Kasım 1859'da yayınlandığı günden itibaren ''Türleri n Kökenleri' nden '' görülmemiş bir skandala sebep olur. Başlangıcında ne insandan, ne de maymundan bahis edilmemesine rağmen, herkes anlamıştı sözün nereye bağlanacağını. İntibak gösteremeyen bireyleri tabii bir şekilde eleyip temizleyen bir evrim sonucu tüm türlerin ortak bir tür'den geldiklerini söylerken Darwin hem dini inançları hem de antropomorfizmi karşısına alıyordu. Basın hemen hücuma geçmiş, karikatürler Darwin'i maymun vücudu ve kuyruğuyla alaya almıştı; kilise ise yerin dibine batırmaya hazırlanırken, Darwin bir günde meşhur olmuştu bile. Eserinin ilk baskısı (1250 adet) 24 saat içerisinde tükenmişti.

1860'da Oxford'da çok hararetli bir tartışma olur: Darwin'in savunucuları ve bilhassa hayvanbilimci Thomas Huxley ile karşıtlarının sözcüsü Oxford baş rahibi Sam Wilberforce karşı karşıya getirir. Bu tartışma esnasında rahip attığı meşhur bir lafla, T. Huxley'e '' Anne tarafindan mı, baba tarafindan mı maymundan geldiği'' ni sorar. Huxley ise bir o kadar meşhur ''Maymundan gelmeyi, aptal olmaya tercih ederim'' cevabını verir.

Eski çağdan bu yana tabiyat mekanizmalarının yüksek niteliği ve mükemmelliği, tanrının varlığının kanıtıydı. Darwin'in teorisiyle tanrının inayeti kapı dışarı ediliyordu. Bilim dinin yerini almaktaydı ; mesele bu kadar basit ve radikaldi. Aydınlar tamamen allak bullak olmuşlardı. Joseph Hooker, Thomas Huxley ve birçokları ömür boyu teoriyi müdafa etmişlerse de, '' Maymun Savaşı '' bundan böyle bitmez tükenmez bir hal alacaktı. Alev hiç dinmedi. 1925 yılında ABD'de Tennessee şehri, okullarında ''insanoğlunun ilahi yaratılışını inkâr eden tüm teorileri '' yasaklıyordu. Evrimciler meşhur bir dava açarlar, Monkey Trial; dava kazanılır, fakat şekil kusuru sayesinde . Ondan bu yana, teoriye karşı bir sürü kararname gün görür: en sonuncusu 1999 yılında Kansas'da idi. Vatikan 1996'da Evrim Teorisi için ''hipotezin de ötesinde bir olgudur'' demesine rağmen, güçlü protestan gurupları hala savaşı kaybettiklerini kabullenmiş değillerdir.

Teorisi büyük firtınalar yarata dursun Darwin rahat aile babası hayatına Down House'un sakin ortamında devam ediyordu. İnsanoğlunun ilahi kökenlerini sorguladığı için büyük skandala sebep olan bu büyük doğalbilimci, koyu muhafazakarlığıyla da tanınıyordu. Yemek saatleri, okuma, yazma, çalışma saatleri sabit; düşünmesi bile sabit: 12 ile 13 arası evinin büyük bahçesinde bastonu ve köpeğiyle dolaşırken idi. En büyük fantezisi arada bir gizlice burnuyla tütün çekmekti !

Evin giriş katı, viktorien üslubu, konforsuz mobilyaları, zevksiz duvar kağıtlarıyla, eski halinde muhafaza edilmiş. Darwin'in çalışma odasında, insani boğucu bir hava, her yanda tozlu hayvan ve heykelcik kolleksiyonları ve üstadın yüksek koltuğu duruyor. Darwin uzun ince görünümüyle, zayıf sihhatini tedavi etmekle geçirirdi günlerini. Devamlı olarak kalın giysiler ve robdeşambrla çalışır ve ziyaretçilerini ağırlardı. Ev, içine kapanıklığın, sabit adet ve alışkanlıkların, kağıt ve dosyaların sembolü bir yer olmuşdu. Ziyaretten sonra bahçeye çıktığınızda ayni sabit soru dimağınızı terk etmez olur ! Nasıl , hayati ve kendisi bu denli muhafazakar bir insan, böyle devrimci bir teori tasarlayabilmişdi ?

Hayat öyküsünü okuduğunuzda bu gizeme bir cevap bulamazsınız. Charles Darwin hayatı boyunca muhafazakar ve hiçbir zaman devrimci ve düzene karşı olmamış. Büyük taşra burjuvazisinin saf bir ürünü ve temsilcisi olarak, babasına sadakat ve hürmeti hiçbir zaman elden bırakmamış. Dedesi ve Babası taşra doktoru olmuş iken, kendisi bu yolu reddetmek zorunda kalır; kan görüntüsüne dayanamamaktadır ve bilhassa uzun eğitim yıllarını haz etmemektedir. Bıldırcın avı ve böcek kolleksiyonları en çok sevdiği faaliyetler olmuş. Tabiyata hayran, metodlu gözleme meraklı olmasına rağmen, dikkatsiz ve afaki olduğu biliniyor. Babasının bir gün ''İşiniz gücünüz avlanmak, köpekler, fareler ve böcekler, kendiniz ve aileniz için büyük bir utanç kaynağı olacaksınız '' dediği söylenir. Yine bu babanın nasihatlerini dinleyerek, sesini çıkarmadan, rahiplik mesleğini öğrenmek için Cambridge kolejine girmeyi kabul eder. Şansına burda botanik hocası Hanslow'a rastlar. Genç Darwin'in hiç aksatmadan takip ettiği tek derstir bu. Hocasının tavsiyesi üzerine jeoloji bölümüne kaydolur.

Yine bu Hanslow verecektir hayatının en büyük imkanını; kolej diplomasını elde etmesinin hemen ertesinde, 24 Ağustos 1831 yılında '' Beagle '' gemisinde kaptan Fitz-Roy'un yanında doğalbilimci olarak uzun bir gözlem ve araştırma gezisine çıkma teklifi alir. Darwin, kültürünün derinliği, bilimsel yetenekleri için değil, sadece centilmenliği için bu yolculuga lâyık görülmüştü. Hanslow mektubunda '' Sizi mükemmeliyete kavuşmuş bir doğalbilimci olarak görmüyorum fakat gerekli ve önemli olanı toplayıp toparlayıp kaydetmesini çok iyi bildiğinize inanıyorum ''der. Evvela Baba Darwin oğlu adına teklifi reddeder. Babasına sadık olduğundan Hanslow'a özür mektubunu bile yollar, fakat çok sevdiği amcasının yolculuktan yana olması sayesinde Baba Darwin de fikir değiştirir. Nihayet Kaptan Fitz-Roy da Darwin'i gemisine zor da olsa kabul eder ve 21 Aralık 1831 yılında Beagle, 5 yıl sürecek olan dünya seyahatına çıkar. Bu son derece konforsuz seyahat bugün her doğalbilimcinin, tüm aşamalarını ezbere bildiği bir efsaneye dönüşür: Montevideo yakınlarında tatu'ların atası farzedilen büyük hayvan fosillerinin, Avusturalya yerlilerinin, tropikal ormanların, Galapagos adalarının her birine özgü kaplumbağalarının keşfi vs vs . İşte bu tecrübeler zinciri esnasında çırak kolleksiyoncu ve gözlemci genç Darwin, dahi bir bilim adamına dönüşür.

Esasında gerçeklik daha kompleksdir: evet genç doğalbilimci bu seyahatten tamamen değişmiş olarak geri döner. Olgunlaşmış, ömrü boyu vücudunu terketmeyecek olan bir harareti de beraberine getirmiş, araştırmalarını destekleyecek bir sürü gözlem yapabilmişti; fakat ''Türlerin Kökenlerinden'' fikri Beagle'da oluşmamıştı. Döndüğünde, tüm gözlemlerini toparladığı, son derece verimli, seyahat günlüğünü düzenleyip yazdığı bir dönemdir bu. Nasıl? Esasında ''Türlerin Evrimi '' fikri yeni değildir; Jean Lamarck 1809 yılından itibaren bu fikri atmış, Darwin'in dedesi Erasmus, bilimsel olmaktan çok, düşler içerisinde bir '' Zoonomie '' yazmıştı. Bu teorilerde eksik olan esas olguydu, yani dönüşümü izah eden mekanizma. Bunu Darwin teklif edecek, ''Tabiyat sistematik ayıklamayla hayvan yetiştiricileri gibi davranmaktadır ''diyecekti. Her nesilde, tüm hayvan toplulukları içerisinde hayat mücadelesi, en zayıf bireylerden de istifade ederek en yüksek uyumu gösterenleri tercih eder. Malthus'u okumak Darwin'in gözlerini açmıştı. 1838'de Malthus'dan bahsederken '' Üzerinde çalışabildiğim bir teori bulmuştum nihayet'' diyor.

Fakat kurnaz Darwin bu önsezisinden kimseye bahis açmaz. 20 yıl boyunca tezine destek veren dağlar kadar belgeyi toplar da toplar; tüm itirazları teker teker öngörür, kanıtları sistematik bir biçimde toplar, yazışma yoluyla, güvercin yetiştiricilerinin metodları üzerine, arıların yön sezileri ve evcil kediler üzerine anketler yapar. Bu anketlerin bir satırını bile yayınlamaz. 1839'da dayı kızı Emma'yla evlendiğinde, birleşen servetleri, Darwin'e, hayatını kazanmak için çalışmadan yaşayabilmek imkanını verecekti.

1842 yılında tezinin bir taslağını kaleme alır ve ek olarak da başına bir felaket gelmesi halinde ne yapılması gerektiğiyle ilgili notlar bırakır. Bu taslak yıllar boyunca merdiven altında, tenis raketleriyle, kriket tahtaları arasında istiflenir; çocukların müsvedde kağıdı olarak kullandıkları bile olur! Bu meyanda Darwin başka tetkiklerle meşguldür. Aceleye gerek görmez. Bir zamanlar böceklerle yaptığı gibi, gözlemlerin kolleksiyonunu yapar ! '' Krezüs gibiyim, sahib olduğum olgu ve gözlemlerin altında boğulmaktayım ''.

Bununla beraber 1858'de Alfred Russel Wallace adında genç bir doğalbilimci, Darwin'e bir çalışma yollar. Bu kelimesi kelimesine kendi tezinin aynısıdır. Darwin'in şoku büyüktür; kırılmış, morali bozulmuş, içine kapanık fakat rekabetle kamçılanmış vaziyettedir. Dostlarının israrı üzerine, evvela bir taslak, sonra da '' Türlerin Kökenlerinden '' i yayınlar. Eser 500 sayfadır, bir yıldan az bir süre içerisinde tamamlanmıştır. Renkli, şahsı ve herkesce anlaşılır bir üslupla yazılmıştır. Başarısını teminatı da burdadır. Elde ettiği başarı ve meşhurluktan istifade etmeyecek, hayranlarının tüm saygı ve kutlama arzularını iterek , bilhassa karşıt tezlerle karşıkarşıya gelmeyi reddedecekti. Giderek Down House'a kapanarak alehtarlarına cevap olarak, başka eserler vermeye devam edecek, teorisini müdafa için en onurlu yolun bu olduğuna inanmaya devam edecekti.

Darwin, bir dehanın mütevazi ve garipliklerden uzak olmasının kanıtıdır. Basit, sevecen, uzlaşıcı ve methiyelere olduğu kadar tenkitlere de hassasdır. Teorisinin ve temel fikirlerinin nasıl algılandığı ile çok ilgilenir; mütemadiyen daha fazla insanı ikna etmek içindir bu ilgi, katiyyen kendini beğenmişlik değildir. 1876'da ölmeden 6 yıl evvel yazdığı otobiyografide, bilim aşkı dışında ''gözlem vergisini'' ve '' sınırsız sabır''ı, nitelikleri arasında saymaktadır. Peki dehası ? O ayrı bir keyfiyettir onun için: ''Yeteneklerimin vasatlığına rağmen, bilim adamlarını bu denli etkilemiş olmam beni her zaman şaşırtmıştır '' der. O dönem tevazu kurallarının etkisi altında yazılmış olduğunu kabul etsek bile, bu itiraf hayret vericidir. Bazıları bu tevazudan sonuçlar çıkararak, Darwin'i kopyacılıkla suçlayabilmişlerdir. 1835'de '' Hayat Kavgası''ndan ilk defa bahseden Edward Blyth adında bir doğalbilimcinin çalışmalarından etkilenmiş olabilir mi? Bu mümkündür, fakat Darwin'in hikayesinde hiçbir şeyi değiştirmez. Zira E. Blyth dönemin egemen ideolojisinin etkisi altında kalarak tezlerinde hiçbir kalıcı netice çıkaramaz. Darwin'in sırrı, yegâne özgünlüğü, fevkalade yalnız yaşama ve düşünme yeteneğindedir: toplumdan ve etkilerinden uzak. Bu bağımsızlık, düşünce dünyasının tüm katmanlarında kendisini gösterir: 1851'de kızının ölümünde dini inançlarını kaybetmesine rağmen karısını ve çevresini şaşırtmamak için belli etmez. Aynı şekilde 22 yıl boyunca '' hayatın sırrı''nı gizlice arar! Bu dehanın gücü burdadır. Metodlu ve inzivaya çekilmiş birisi tarafindan yazılmiş olmasaydı, belki de teorisi maruz kaldığı tüm tenkit ve hücumlara dayanamayıp yıkılabilirdi de, kimbilir.

Neticede, Darwin davasını kazandı. Türlerin ortaya çıkmasında ''eksik halka'' meselesinin hala çözülmemiş olmasına rağmen, artık hiçbir bilim adamı ciddi bir şekilde evrim teorisini inkâr etmiyor. 1930 yıllarında genetiğin keşifleriyle daha da sağlama oturan evrim ve dönüşümcülük teorisi birçok bilim dalını, tabiyat bilimlerini de aşarak, tarihi, felsefeyi ve sosyolojiyi etkiledi, bazen ırkçılık, soyarıtımcılık vs gibi tehlikeli çarpıklık ve sapmalara sebep olsa bile.

1980 yılında Richard Dawkins münakaşayı tekrar açtı: ''Sadece sonsuza kadar üreme kaygısındaki genlerinin mahkûmu '' imiş insanoğlu. Yeni Darwinci evrim teorisi yeni bulgu ve olguları içerisine almakta ve tenkitlere kapılarını açmaya devam etmektedir.

 

Darwin 'in hayatı, eserleri hakkında :

http://darwin-online.org.uk/