Ushuaia
 
Dünya, yıllık ekolojik kaynaklarının toplamını
2010 için 21 Ağustos da sıfırladı


Her yıl 'Global Footprint Network' sivil toplum örgütü, insanlığın tabii kaynak tüketiminin, yeryüzünün imkanlarını aşacağı günü hesaplamaktadır. Bu tarih 2010 yılında, 21 Ağustos olarak hesaplandı. Örgüt bu neticeye, tabiyatın verdiği kaynak ve hizmetleri ( tatlı su sızmalarından ham madde, ve gıda maddelerine kadar ) insan tüketimi ile ( atıklar ve CO2 gibi sera etkili gazlar dahil olmak şartıyla ) mukayese ederek varmaktadır.  
Groenland buzul takkesinden koca bir buzul parçası ayrılıyor
 Groenland'ın kuzeyinde bulunan bir kutup buzulundan, iki defa Paris büyüklüğünde bir bir buz parçası kopmak üzere; buzul Kuzey Kutbunun 1 000 km güneyinde bulunuyor. Delaware (ABD ) Üniversitesi nden Andreas Muenchow'a göre, 1962 yılından bu yana bu Arktik kıtası bu büyüklükte bir buz parçası kaybetmemiş. NASA'ya ait uydulardan elde edilen fotograflara göre, 70 km uzunluğundaki Peterman Buzulu, 260 km² yüzölçümünde buz blokunun kopmasıyla, aşağı yukarı toplam yüzölçümünün dörte birini yitirmiş gözüküyor.

İngiliz The Guardian gazetesinin 'çevre' sayfasında 'Petermann...  
'İklim Isınması' na yeni bir isim mi verilmeli ?
 İklim ısınması terimini, siyasi olarak daha az lekelenmiş ve bilimsel olarak sınırlı bir deyimle değiştirmeli mi ? İngiliz 'The Guardian' gazetesi, terimin 35. yıldönümünde bu soruyu soruyor. 'İklim...
İklim: Bonn görüşmeleri sonuçsuz
 İklim ısınması görüşmeleri, büyük umutların tükendiği Aralık 2009 Kopenhag Zirvesinden bu yana içine düşdüğü çıkmazdan kurtulamıyor.29 Kasım ile 10 Aralık 2010 tarihleri arasında Cancun'da ( Meksika...
İklim değişikliği ekonomisi / A. Ceyhan
 İklim değişikliği ile mücadele ve düşük karbon ekonomisine geçişte ekonomik maliyetin ve yararların ne olacağı konusu hükümetler ve akademisyenler arasında ayrışmalara sebep oldu. 2006’da...
Kopenhag sürecinin tarihi
 Kopenhag Konferansını yönetecek olan Danimarka Çevrecilik Bakanı Connie Hedegaard' ın çalışma grubu ''İklim Konferansı çerçevesinde, kanuni bir metine, bir karara varmamız gerekiyor'' mesajını basına...
CLIMATGATE : CRU ( İklim Araştırmaları Bölümü ) İngiliz Parlamento Komisyonunda temize çıkarıldı
 Aralık 2009 tarihinde, tüm dünya siyasi sorumluları ve iklim bilirkişileri, Kopenhag' da toplanmaya hazırlanırken, East Anglia Üniversitesinden ( İngiltere ), CRU Başkanı Phil Jones, tüm yalan ve...
Dünya gıda yardımında 3'lü devrim
 Yeryüzünde açlık çeken 1 milyar insanın hayatta kalmasını saglamayı amaçlayan gıda yardımı sistemi 3'lü bir devrimle sarsıntı geçirmektedir: bilimsel, ekonomik ve politik. Bu kontekst, fransız...
''İklim mültecilerinin hiçbir statüsü yok'
 10 Haziran günü, Birleşmiş Milletlerin Çevre ve İnsan Güvenliği Enstitüsü, sivil toplum örgütü 'Care' ve 'Columbia Üniversitesi' Yer Bilim Enstitüsü tarafindan yayınlanan raporda, iklim ve çevre...
 
Sera etkisi, Küresel ısınma
 Dünya atmosferi çeşitli gazlardan oluşur. Ayrıca küçük miktarlarda bazı asal gazlar bulunmaktadır. Güneşten gelen ışınlar (ısı ışınları/kısa dalgalı ışınlar), atmosferi geçerek yeryüzünü ısıtır. Atmosferdeki gazlar yeryüzündeki ısının bir kısmını tutar ve yeryüzünün ısı kaybına engel olurlar. (CO2, havada en çok ısı tutma özelliği olan gazdır.) Atmosferin, ışığı geçirme ve ısıyı tutma özelliği vardır. Atmosferin ısıyı tutma yeteneği sayesinde suların sıcaklığı dengede kalır. Böylece nehirlerin ve okyanusların donması engellenmiş olur. Bu şekilde oluşan, atmosferin ısıtma etkisine sera etkisi denir. Dünya atmosferi cam seralara benzer bir özellik gösterir. Son yıllarda atmosferdeki CO2 miktarı hava kirlenmesine bağlı olarak hızla artmaktadır. Metan, ozon ve kloroflorokarbon (CFC) gibi sera gazları çeşitli insan faaliyetleri ile atmosfere katılmaktadır. Bu gazların tamamının ısı tutma özelliği vardır. CO2 ve ısıyı tutan diğer gazların miktarındaki artış, atmosferin ısısının yükselmesine sebep olmaktadır. Bu da küresel ısınma olarak ifade edilir. Bu durumun, buzulların erimesi ve okyanusların yükselmesi gibi ciddi sonuçlar doğuracak iklim değişmelerine yol açmasından endişe edilmektedir.
Kutupların buzul takkeleri eriyor
 'Science' dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre, Groenland buzul takkesi yılda 280 milyar ton ( Gt ) buz kaybediyor. Bu saptama iki değişik metod sayesinde gerçekleştirilmiş: birincisi, 2006 ile 2008 yılları arasında GRACE ( Gravity Recovery and Climate Experiment )adlı iki amerikan uydusunun ölçüleri; ikincisi ise 'Geophysical Research Letters' dergisinde yayınlanan çalışmayı tasdik eden bir modelleştirme teşebbüsü sayesinde. Bu modele göre, Groenland ve Antarktik buzullarının erimesi tehlikeli biçimde hızlanmış bulunuyor . Kaliforniya Irvine Üniversitesi Jet Propulsion Laboratuarı tarafından yürütülen bu araştırmada, 2002 ile 2003 yılları arasında Groenland takkesinin aşağı yukarı 137 Gt buzu denize saldığı gösteriliyor. Bu salmanın 2007 ile 2009 yılları arasında 286 Gt 'a yükseldiği kaydediliyor. Güney Kutbunda aynı hızlanma gözlemlenmektedir. 2002 ile 2006 arasında Antarktik yılda ortalama 104 Gt buz kaybetmiş; bu rakam 2006 ile 2009 arasında 246 Gt'a sıçrıyor. Bu kitle kaybı sadece buzulların erimesinden değil, buzulların oynaklıklarından da ileri geliyor; buzullar kıta kaidesi üzerinde ''kayarak'' ilerliyor ve denize dökülüyorlar. Netice itibariyle, iki kutup buzulu yılda, toplam 500 Gt buz kaybediyor; bu ise dünya deniz seviyesinin yılda 1,5 mm yükselmesine tekabül ediyor.
Bio-yakıtlar ne kadar faydalı ?
 Bio-yakıtların standart diezel veya petrolden dört kat daha fazla emisyona sebep olduğu ve küresel ısınmayı artırdığı ortaya çıktı. Bio-yakıt üretiminin artırılmasının, ormanlık alanların yok edilmesine sebep olabileceği ve gıda güvenliği üzerinde ciddi sonuçları olacağı, enerji üretim sağlanacak mahsullerin diğer ekim alanlarında yaygınlaştırılacağı gibi endişeler artmaya başladı. Toprak kullanımında dolaylı yoldan meydana gelen değişikliğin sera gazı çıkışı üzerindeki etkilerinin ve bu etkilerin nasıl en alt seviyeye indirilebileceği üzerinde durulması bir zorunluk haline geldi. AB önümüzdeki on yılın sonuna kadar ulaşımda kullanılan yakıtın % 10’ unun yenilenebilir enerji kaynaklarıyla özellikle bio-yakıtlarla sağlanması hedefini belirlemişti. Ancak, bugün, Birlik, bu hedefin çevre üzerindeki potansiyel olumsuz etkileri üzerinde düşünüyor. Endişelerin en başında bio-yakıt üretiminin emtea piyasasında ürün sıkıntısına sebep olması ve gıda fiyatlarında artışa, çiftçileri yeni ekim alanı arayışıyla tropikal ormanları yok etmeye yöneltmesi geliyor. Ormanların yakılması büyük ölçüde CO2 çıkışına sebep olurken bio-yakıtların iklim üzerindeki muhtemel olumlu etkilerini de bertaraf etmiş oluyor. Kuzey Amerika’da yetiştirilen soya fasulyesi nden elde edilen bio-diezelin standart diezel in etkisinden dört kat daha fazla etkisi olduğu belirlendi.
 DÜNYA / İKLİM-ÇEVRE
31-8 Paris
Planète
'Un rapport commandé par l'ONU estime que le GIEC doit se réformer en profondeur'
30-8 New York
environment
'With Neighbors Unaware, Toxic Spill at a BP Plant'
30-8 Londra
environment
'Why the case for GM salmon is still hard to stomach'
Buzullar İklim'i nasıl etkiliyor?
Mont Blanc'ın eteklerinde, Chamonix bölgesinde, bir jeolog ekibi, buzulların gizemini çözmeye çalışıyor. Ekibi, doktora tezlerini hazırlayan Strasbourg, Dijon Chambéry ve Grenoble (Fransa )Üniversitelerinden araştırmacılar oluşturuyor. Cevaplarını vermek istedikleri sorular şunlar: bu heybetli dağın buz takkesinin altında ne olup bitiyor? Buzullar ne dereceye kadar iklim ısınmasından zarar görmektedırler? Isınma olgusunun faal aktörlüğünü yapıyorlar mı? J.F. Buoncristiani ,''buzulun tamamen altına gitmek mümkün değil. Bazı şeyleri anlayabilmek için, buzulların erimesiyle oluşan sel sularını tahlil etmek zorundayız'' diyor.   



BP mi Amerikan halkı mı ? Kabahat kimin?

Doğrusunu söylemek gerekirse, Amerikan halkının BP'ye karşı hınca varan kızgınlığı biraz şaşırtıcı. Bu biraz, eroin müptelasının, uyuşturucuyu evine kadar getiren satıcısından, bahçesindeki çiçeklerin üzerinde yürüdüğü ve harab ettiği için şikayetçi olmasına benziyor ! Meksika Körfezindeki BP petrol felaketi talihin bir sillesi; uzun zamandan beri tüm gözlemci ve konuyla ilgili bilim adamlarının ifşa ettiği petrol mübtelalığının bedeli olsa gerek.

Trajedinin ilk sebebi, evvela patlayıp sonra da Meksika Körfezi sularına batan ( 22 Nisan 2010 ) BP' ye ayit Deepwater Horizon petrol platformu. Neticede, bu tarihten bu yana, Louisiana Eyaleti açıklarında bulunan 1500 m derinlikteki petrol kuyusundan her gün 40000 varil petrol kaçıyor. Amerikalı yetkililere kalsa bu rakam 60 000. Iki ayda okyanus sularına 300 milyar litre petrol akmış oluyor. Barack Obama felaketten '' ekolojik 11 Eylül '' diyerek bahsediyor artık.

Bu felaketin neticeleri aşağı yukarı biliniyor. Meksika Körfezine bakan 4 Eyalet'te ( Louisiana, Missisipi, Alabama ve Florida ) balıkçılık, turizm ve petrol arama sektörlerinde yüzbinlerce işin kaybı bekleniyor. Missisipi Nehrinin deltasını, kilometrelerce plaj ve mangrov havzasını ( deniz ormanları ) bu petrol felaketinden temizlemek için yıllar gerekecek. İçinde bulundukları ekonomik resesyondan nasıl çıkacaklarını henüz bilemeyen bu Eyaletler ayrıca milyarlarca $' a mal olacak bu felaketle de uğraşmak zorundalar.

Trajedinin derin sebebinin adı ise petrol. Dünyanın hiçbir ülkesi, ABD'nin petrola olan bağımlılığıyla boy ölçüşemez. Sadece ulaşım sektörünün % 90'ı petrola bağımlı. Buna karşın dünya petrol rezervlerinin sadece % 3'ünü elinde bulunduran ABD her gün 1 milyar $ değerinde petrol ithal ediyor. Aynı ABD dünya nüfusunun sadece % 5'ini teşkil ederken, dünya petrolünün % 2'ini tüketiyor ( OPEP ). Bu tezatlı rakamlar, sadece çevre ve küresel ısınma üzerindeki olumsuz etkileri tonlarca kg CO2 ile ölçülen bir felaketi temsil etmiyor; aynı zamanda ülkenin ekonomik dengelerini de tehdit eden bir olgu; petrol ithalatı ABD ticari açığının % 50'sini teşkil ederken, yakın bir gelecekte Hindistan, Çİn in ve Brezilya gibi ülkelerin petrol tüketiminin çoğalmasıyla fiyatların da yükselmesi de beklenmektedir.

Nihayet bu olgu stratejik bir handikapdır da. ABD, petrolünün % 70'ini Orta Doğu dan ithal ederken, devamlı barut kokan bu bölgeye bağımlılığının farkındadır. Uzun zamandan beri, bu bağılılığın tehlikeleri enerji ile ilgilenen tüm gözlemcilerce izah edilmektedir. Beyaz Saray, her 4 yılda bir yayınladığı ''Milli Güvenlik Stratejisi'' raporlarının sonuncusunda (2010), bu bağımlılığı ABD'nin en büyük zaaflarından biri olarak nitelendiriyor. Diğer yandan CIA, yayınladığı raporlarında ABD'yı ilgilendiren geleceğin tehlikeleri arasında aynı patolojiden bahsetmekten geri kalmıyor.

Bu raporlar aynı zamanda, ''American way of life'' ın sürdürülebilmesi için, artık, alternatif yakıtları öne sürmekten de çekinmiyorlar: metanol, etanol, elektrik aküleri... Fakat şimdilik, yeni bir enerji modeline geçebilmek için eksik olan, Federal Devletin aktif rolü; bilhassa vergi muhafiyeti ve bilumum finansal teşvik hala beklenmektedir. Brezilya gibi bir ülke, böyle bir model değişikliğini gerçekleştirmek üzere iken, neden ABD olmasın. Geçenlerde, Oval Büro da konuyla ilgili önemli konuşmasında, Barack Obama ''temiz enerjiler kullanmanın zamanı geldi'' diyordu. Fakat ABD'yi petrol bağımlılığından kurtarması ümit edilen ''Enerji ve Iklim Kanunu'' projesi 6 aydır petrol lobilerinin baskılarıyla Senato'da yerinde sayıyor. ABD ve dünya zaman kaybetmektedir. Alternatif enerjiler üzerine araştırmalarda belli başlı rakiplerine nazaran geride kalmaktadır ( CIA ).

Başını Bill Gates'in çektiği bir grup yeni teknoloji iş adamı Amerikan Kongresi üzerinde baskıda bulunuyor. Hedefleri, ABD' de yeni enerjilere vakfedilen federal bütçenin 3 misline çıkarılması ( 5 mılyar $'dan 16 mılyar $'a yükselmesi ). Bu konuda, Bıll Gates, New York Tımes' da endişelerini gizlemiyor ve ''Partönerlerimle önemli birşeyin saptamasını yapıyoruz: en iyi yakıt aküleri ve enerji stokajı ile ilgili en ileri teknolojiler ABD dışında gerçekleşiyor'' diyor, ''eğer Federal Devlet tarihi randevusunu kaçırırsa, özel sektörün, gerekli yatırımı yapması beklenmesin'' diye de ekliyordu.

Gerçekten de ABD yakın tarihine şöyle bir baktığımızda, her seferinde Federal Devletin inisyatifler aldığını, yeniliklere ön ayak oduğunu ve en önemlisi bu inisyatifleri finanse ettiğini görüyoruz. Bu inisyatifler çoğu zaman ekonomik resesyon dönemlerinde alınmış. Her seferinde Amerika için önemli dönüm noktalarına, yeni atılımlara ve yenilenmelere tekabül etmiş. Bu tabii ki bir tesadüf olmasa gerek. Belki de Meksika Körfezi kıyılarında, tarihin buna benzer anlarından biri yaşanıyor.

Barack Obama'nın elinde, geleceğe imza atma olanağı var ; ABD ve dünyada petrol sonrasını başlatan 44. ABD Başkanı olarak ...

03-7-2010

arsenceyhan@ikincigrup.com


 
KÜNYE
© Telif Hakları http://www.ikincigrup.com'a aittir.