twitter'da takip et
Ushuaia
 
bir İklim felaketine doğru mu gidiyoruz ?
İklim, insanoğlunun yaşama gereksinimlerini karşılayan kaynağın kendisi olduğundan, refah ve sağlık koşullarımızı çok değişik yollardan etkiliyor. İnsanoğlu, yüzyıllar boyunca, barınağını, yiyecek ve enerji üretimini genel olarak iklim ve çevre koşullarıyla uyumlu bir yaşam tarzı yaratmak için düzenlemiş ve kendisini de bu kaynak çerçevesinde uyarlamıştır. Sanayi devriminden sonraki iklimsel değişebilirlik, insan sağlığı ve refah/mutluluk koşullarımızdaki değişiklikler üzerinde önemli bir paya sahip. fransız tarihçi Le Roy Ladurie, ısınmayla ilgili derin ve düşünülmüş endişelerini dile getiriyor.   
Nadir Topraklar 'yeni Dünya' çatışmalarının kaynağı olabilir mi ?
 Batı'da ve bilhassa ABD'de, nadir topraklar en çok konuşulan, tartışılan ve incelenen konulardan biri haline geldi. 1995 yılından bu yana diğer bir stratejik olgu, Çin' in önemli bir askeri güç haline gelmesidir. Ve bu durum, aynı zamanda Çin'in nadir topraklar üzerindeki üretim ve dönüşüm tekelini sorunlu kılmaktadır. Dünya, bu tekel durumuna karşı ne gibi bir tavır alacak ? Yeni madde ve metotlarının araştırılması veya eski nadir toprak maden ocaklarının yeniden işletmeye açılması, Batı' nın, 2. sanayi devrimine girerken çözmek zorunda olduğu bir ikilem. (AC/ÇŞ/İkinciGrup)...  
Fukushima:'korkunç felaket'
 Fukushima sonrası korkunç dram, esas semboller ve muhayile kapsamında cerayan ediyor. Yaşayanlarından ilk boşaltılan Marian adaları, hatırlayanlar için, Hiroşima ve Nagazaki' yi radioaktif küle...
Fukushima, nükleer enerjinin sonu mu ?
 Japonya'nın, Fukushima nükleer santralında büyük patlamalara ve radyasyon salmalarına sebep olan deprem ve tsunami, muazzam bir jeolojik ve insani trajediye sahne oldu. Bilirkişiler bu felaketin...
Giddens / Rees: 'Çin ve ABD çevre dostu olmalılar'
 İklim değişikliği sorunları hakkında uluslararası BM zirveleri Kyoto dan bu yana toplanıyor; bu toplantıların çoğunda pek başarılı sonuçlar çıkmadı; fakat bu Zirveler gerekli. İklim ısınması hakkında...
Dünya, yıllık ekolojik kaynaklarının toplamını
2010 için 21 Ağustos da sıfırladı
 Her yıl 'Global Footprint Network' sivil toplum örgütü, insanlığın tabii kaynak tüketiminin, yeryüzünün imkanlarını aşacağı günü hesaplamaktadır. Bu tarih 2010 yılında, 21 Ağustos olarak...
“aciliyet” in esas olduğu modele muhalefet ediyoruz”
 'Cittaslow' hareketinin amacı, insanların daha mutlu olduğu şehirleri inşa etmek.(...) büyük hatalar yapıldı.(...) çevre kaynakları ölçüsüz bir şekilde kullanıldı;(...) şehirler, kimliklerini ...
İklim ısınması, uzun bir hikaye
 İklim tarihi, yüzyıllar boyunca tartışmasız bir istikrar gösterdi; bazı dalgalanmalar olmadı değil. Yüzyıl ölçeğinde, en aşırı durumlarda, yüzyılın ortalama ısısını 0,5° C 'ü çok az geçtiği oluyordu....
'Sistem, küresel çevre sorunlarına cevap vermiyor'
 Lozan Üniversitesi Coğrafya ve Çevre kürsüsünden profesör Dominique Bourg ve Pensilvanya Franklin and Marshall Üniversitesi siyasal bilgiler profesörü Kerry Whiteside, birlikte yayınladıkları,...
 
Sera etkisi, Küresel ısınma
 Dünya atmosferi çeşitli gazlardan oluşur. Ayrıca küçük miktarlarda bazı asal gazlar bulunmaktadır. Güneşten gelen ışınlar (ısı ışınları/kısa dalgalı ışınlar), atmosferi geçerek yeryüzünü ısıtır. Atmosferdeki gazlar yeryüzündeki ısının bir kısmını tutar ve yeryüzünün ısı kaybına engel olurlar. (CO2, havada en çok ısı tutma özelliği olan gazdır.) Atmosferin, ışığı geçirme ve ısıyı tutma özelliği vardır. Atmosferin ısıyı tutma yeteneği sayesinde suların sıcaklığı dengede kalır. Böylece nehirlerin ve okyanusların donması engellenmiş olur. Bu şekilde oluşan, atmosferin ısıtma etkisine sera etkisi denir. Dünya atmosferi cam seralara benzer bir özellik gösterir. Son yıllarda atmosferdeki CO2 miktarı hava kirlenmesine bağlı olarak hızla artmaktadır. Metan, ozon ve kloroflorokarbon (CFC) gibi sera gazları çeşitli insan faaliyetleri ile atmosfere katılmaktadır. Bu gazların tamamının ısı tutma özelliği vardır. CO2 ve ısıyı tutan diğer gazların miktarındaki artış, atmosferin ısısının yükselmesine sebep olmaktadır. Bu da küresel ısınma olarak ifade edilir. Bu durumun, buzulların erimesi ve okyanusların yükselmesi gibi ciddi sonuçlar doğuracak iklim değişmelerine yol açmasından endişe edilmektedir.
Kutupların buzul takkeleri eriyor
 'Science' dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre, Groenland buzul takkesi yılda 280 milyar ton ( Gt ) buz kaybediyor. Bu saptama iki değişik metod sayesinde gerçekleştirilmiş: birincisi, 2006 ile 2008 yılları arasında GRACE ( Gravity Recovery and Climate Experiment )adlı iki amerikan uydusunun ölçüleri; ikincisi ise 'Geophysical Research Letters' dergisinde yayınlanan çalışmayı tasdik eden bir modelleştirme teşebbüsü sayesinde. Bu modele göre, Groenland ve Antarktik buzullarının erimesi tehlikeli biçimde hızlanmış bulunuyor . Kaliforniya Irvine Üniversitesi Jet Propulsion Laboratuarı tarafından yürütülen bu araştırmada, 2002 ile 2003 yılları arasında Groenland takkesinin aşağı yukarı 137 Gt buzu denize saldığı gösteriliyor. Bu salmanın 2007 ile 2009 yılları arasında 286 Gt 'a yükseldiği kaydediliyor. Güney Kutbunda aynı hızlanma gözlemlenmektedir. 2002 ile 2006 arasında Antarktik yılda ortalama 104 Gt buz kaybetmiş; bu rakam 2006 ile 2009 arasında 246 Gt'a sıçrıyor. Bu kitle kaybı sadece buzulların erimesinden değil, buzulların oynaklıklarından da ileri geliyor; buzullar kıta kaidesi üzerinde ''kayarak'' ilerliyor ve denize dökülüyorlar. Netice itibariyle, iki kutup buzulu yılda, toplam 500 Gt buz kaybediyor; bu ise dünya deniz seviyesinin yılda 1,5 mm yükselmesine tekabül ediyor.
Bio-yakıtlar ne kadar faydalı ?
 Bio-yakıtların standart diezel veya petrolden dört kat daha fazla emisyona sebep olduğu ve küresel ısınmayı artırdığı ortaya çıktı. Bio-yakıt üretiminin artırılmasının, ormanlık alanların yok edilmesine sebep olabileceği ve gıda güvenliği üzerinde ciddi sonuçları olacağı, enerji üretim sağlanacak mahsullerin diğer ekim alanlarında yaygınlaştırılacağı gibi endişeler artmaya başladı. Toprak kullanımında dolaylı yoldan meydana gelen değişikliğin sera gazı çıkışı üzerindeki etkilerinin ve bu etkilerin nasıl en alt seviyeye indirilebileceği üzerinde durulması bir zorunluk haline geldi. AB önümüzdeki on yılın sonuna kadar ulaşımda kullanılan yakıtın % 10’ unun yenilenebilir enerji kaynaklarıyla özellikle bio-yakıtlarla sağlanması hedefini belirlemişti. Ancak, bugün, Birlik, bu hedefin çevre üzerindeki potansiyel olumsuz etkileri üzerinde düşünüyor. Endişelerin en başında bio-yakıt üretiminin emtea piyasasında ürün sıkıntısına sebep olması ve gıda fiyatlarında artışa, çiftçileri yeni ekim alanı arayışıyla tropikal ormanları yok etmeye yöneltmesi geliyor. Ormanların yakılması büyük ölçüde CO2 çıkışına sebep olurken bio-yakıtların iklim üzerindeki muhtemel olumlu etkilerini de bertaraf etmiş oluyor. Kuzey Amerika’da yetiştirilen soya fasulyesi nden elde edilen bio-diezelin standart diezel in etkisinden dört kat daha fazla etkisi olduğu belirlendi.
 DÜNYA / İKLİM-ÇEVRE
17-1 Paris
Planète
"Le géant de la chimie BASF stoppe sa production d'OGM en Europe"
17-1 New York
environment
"Climate Proposal Puts Practicality Ahead of Sacrifice"
17-1 Londra
environment
"Scott's lost Antarctica photographs bought for the nation"
Nadir Topraklar &
Çin, ABD, Japonya ve Avrupa
Batı dünyası, yüksek teknolojili iletişim ve savunma sanayisinde kaçınılmaz değerde madenlerin üretiminin Çin'in tekelinde olduğunu, geçtiğimiz 2010 yılında, yavaş yavaş keşfetmeye başladı. Bu keşıfin sebebini, aşağıdaki yazıda izah etmeye çalıştığımız gibi, Çin'in, bu madenlerin ihracatını kısıtlama kararı almasında arayabiliriz. Çin, bu 'nadir toprak' denen madenler üzerindeki küresel kontrolunu pekiştirmek için, Batı kapitalizminin çoktandır vaz geçtiği bir ekonomik stratejiyi gerçekleştiriyor: uzun vadeli bir sanayi politikası...İkinciGrup, Türkiye'de gazeteler dahil pek kimsenin ilgilenmediği bu haber-yorumu, 2011 yılının ilk manşetine taşıyor...   




Afrika açlıktan ölürken...

Batı Afrika çöllerinden birini dü$ünün; yer altı, en değerli madenlerle dolu olsun; petrol, gaz, uranyum, plutonyum... Bu zenginliğin üzerinde sefalet içerisinde yaşayan 70 000 insanı da düşünmeyi unutmayın. Bu insanların çoğunluğunu Tuaregler oluşturuyor.

Tuaregler gezgin bir halk; çöl kumunu ve güneşi çok seviyorlar. Fakat atalarının toprakları, pardon, kumları üzerinde yabancılaştırılmak, ötekileştirilmek üzereler...

İşletilen uranyum madeni stoklarının, artıklarının üzerinde, etrafinda yaşıyorlar bu insanlar. Uranyum zenginliğinin fakirleştirdiği Nijer, giderek sefalete batıyor. Eski sömürgeci efendi Fransa, 40 yıldır, bağımsız Nijer' in uranyumunu işletiyor; Nijer 'e gelişme vaadlerinde bulunuyor. Fakat Nijer bir türlü gelişmiyor; Fransa ise, Nijer kumlarının uranyumu sayesinde dünyanın en büyük sivil ve askeri nükleer ülkelerinden biri olmaya devam ediyor...

Peki bu nasıl mümkün oluyor ?

Fransa kendi uranyum ihtiyacını ilelebet Nijer 'den elde edebileceğini zannediyordu. Bunun adına enerji bağımsızlığı diyordu. Bu bağımsızlık, eski sömürge, şimdi bağımsız, fakat dost ülke Nijer sayesinde mümkündü. Resmi istatistiklere göre Fransa' nın enerji bağımsızlığı oranı % 46. Bu rakam nükleer elektrik üretimini de içermektedir. Bu ise uranyum gerektiren bir üretim. Fransa topraklarında işletilen en son uranyum madeni 2001 yılında kapandı. Netice itibariyle fransız nükleeri, ham uranyum tedariki için % 40 Nijer 'e bağımlı; geri kalan uranyum Kanada ve Kazakistan' dan geliyor.

Fransa, nükleer sayesinde petrol bağımlılığından kurtulduğunu iddia eden bir ülke. Fransa tüm Avrupa ülkeleri gibi petrol ithalatına devam ederken (86 milyon ton), her fransız yılda 1,4 ton petrol tüketmektedir ( en az, nükleerden çıkmaya çalışan Almanlar kadar ! ). Esasında tüm Avrupa bağımlı: Nijer uranyumuna, Orta Doğu petrolüne, Rus gazına, ve yarın Sahara güneşine. Buna tek çözüm, enerji tüketimini kontrol etmek.

Hollanda' da bulunan, Avrupa İklim Vakfi' nın ( European Climate Foundation ) yayınladığı ''Enerji Tasarrufu 2020'' ( Energy saving 2020 ), adlı bir raporda, bu saptama yapılıyor. Ne diyor bu rapor ? Avrupa, gerçek bir enerji tasarrufu politikası gütmeden, sera etkili gaz salmalarında hedeflediği azalmalara varabilmesine hiçbir imkan yoktur. Bu tür bir politika sayesinde 400 milyon ton ithal petrolü tasarruf edilebilecektir. Bu ise yeni enerjiler sektöründen daha çok istihdam sağlayabilecektir. Avrupa doğru bir enerji politikası takip etmese de... düşünüyor.

Biz ise ne akılcı bir politika güdüyoruz, ne de düşünüyoruz.

Her zaman olduğu gibi Avrupa'nın yol göstermesini bekliyoruz.

30-9-2010

arsenceyhan@ikincigrup.com

 


 
KÜNYE
© Telif Hakları http://www.ikincigrup.com'a aittir.