twitter'da takip et
New York
 
lidersiz ve sınır tanımayan Öfkeliler ( Los İndignatos )


15 Ekim 2011, ilk "Dünyayı işgal et" gününde, 82 ülkenin 951 şehrinde, Madrid'ten New York'a, Asya, Afrika ve Avrupa kıtasında, yüzde 99 olduklarını ilan eden "küresel öfkeliler", daha çok demokrasi daha adil "yeni" bir Dünya talep etmek için toplandılar.

Le Monde gazetesi editoryalistlerinden Sylvie Kauffmann, "öfkeliler" in kısa bir tarihini gazetesi için yorumladı.

16-10-2011 tarihli Le Monde gazetesindeki yorumu yayınlıyoruz...   
11 Eylül’ün değiştirdikleri
 11 Eylül’ü olmamış bir Dünya hayal edebilir miyiz ? hatta, Afganistan savaşı ve Irak işgali gerçekleşmemiş bir Dünya, nasıl olurdu ?

Başkan Bill Clinton'un eski danışmanı, Robert Malley, fransız Le Monde
(11-9-2011) gazetesinde yayınlanan görüşlerinde, 11 Eylül'ü, Irak işgali, Afganistan savaşı olmamış bir Dünyanın eskizlerini çiziyor.

R. Malley, öyle bir Dünyanın pasifist ve ideolojinin ağırlığından kurtulmuş bir Dünya olabileceği ihtimalinin kuvvetli olduğunu ileri sürüyor...   
 DÜNYA
11 Eylül 2001’de özgürlüklerimiz de yok oldu
 Hatırlayın. Öyle bir zaman oldu ki, sokaklarda askerler devriye gezmiyorlardı. E-postalarınız takip edilmiyordu; evinizden işinize, yüzlerce kamerda ancak bir iz bıraktıktan sonra gelmiyordunuz....
Göçler, bir şanstır
 Göçlere iyi gözle bakılmaz genellikle. ABD ve Avrupa Birliğini oluşturan tüm ülkelerde, Sol veya Sağ partiler, bu konuda açıkça karşı tavır alıyorlar. Ne gibi gerekçeler ileri sürülmektedir ? Daha...
Filistin Devleti’nin tanınması için çağrı-The Elders oluşumu
 
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, bu sene, Filistin Yönetiminin isteği doğrultusunda, Filistin devletinin tanınmasına ilişkin kararı, ABD ve İsrail'in şiddetli muhalefetine rağmen, büyük bir...
WikiLeaks veya
üçüncü başkaldırma
 WikiLeaks tefrikası, dünya çapında bir fikir alışverişi ve devletler arası mücadele haberciliğini yapıyor. Bu mücadelenin ana davası ise basın özgürlüğü. Amaç, bu özgürlügün, dijital devrimin...
Tahrir meydanının “anarşi rüyası”
 Mısır'da Mübarek sonrası seçimlerin hemen öncesinde, Tahrir meydanının "öfkelileri" ni hiç birşey dindirmiyor.

Arap baharı da neymiş ? emperyalistlerin yeni bir paylaşım oyunu diyenlerin...
 
Salvadore Allende, Şili Devlet Başkanı, 1970-1973
 Washington'daki 'Ulusal Güvenlik Arşivi' tarafından gizliliği kaldırılan belgeler, 1971 yılının aralık ayında Beyaz Saray'da Brezilyalı lider Medici ile bir araya gelen Nixon'un, Allende'yi deviren darbeden iki sene evvel Şili ordusunun Marksist Allende'yi devirip deviremeyeceği konusunda Medici'nin fikrini sorduğunu gösterdi. Belgelere göre, Medici, askerlerin darbe yapmaya güçlerinin yeteceğini ve Brezilya'nın da 'bu yönde çalıştığını' söylüyor. Nixon da bunun üzerine Şili'nin istikrarsızlığa sürüklenmesi gerektiğini söylüyor ve Washington'un Allende'nin düşürülmesi konusunda gizlice çalışabileceğini anlatıyor. Belgelere göre, Nixon,'Brezilya ve ABD' nin bu konuda sıkı işbirliğinin çok önemli olduğunu' belirtiyor, Medici'nin 'ihtiyaçlarını bildirmesini' istiyor, 'Para veya başka gizli destek isterseniz veririz' diyor. Allende, Nixon-Medici görüşmesinden 2 yıl sonra 11 Eylül 1973'te General Augusto Pinochet tarafından devrilmişti.
Luiz İnacio Lula da Silva, Brezilya Devlet Başkanı
 2001 Şubat krizine kadar IMF ile yapılan stand-by anlaşmaları, ekonomiden sorumlu devlet bakanları ve Hazine Müsteşarları tarafından imzalanırken, bu tarihten sonra koalisyonu oluşturan partilerin başkanlarının imzaları da alınmaya başlanmıştır. Brezilya'da seçim öncesinde de benzer bir durum yaşanmıştır. IMF'den talep edilen 'acil kredi' için, başkan adayları devlet başkanı Cardoso başkanlığında toplanmışlar ve IMF'ye verilen sözlerin yerine getirileceğini açıklamışlardır. Bunun üzerine IMF, büyük bölümü 2003 yılında kullanılmak üzere, 30 milyar dolar kredi açmayı kabul etmiştir. İşte bu anlaşmanın altında PT'nin Lula'sının da imzası bulunmaktadır. Böylece partisinin adı 'işçi partisi' olan, 'solcu' olarak bilinen Lula, yıllar boyu sloganlaştırmış oldukları 'IMF'ye hayır!' çizgisini terk etmiştir. Şüphesiz bu durum, basit bir seçim 'taktiği' değildir. PT ve Lula, o güne kadar yaptıkları tüm tahlillerden ve saptamalardan ayrılmışlardır. Artık emperyalizm, kapitalizm, geri-bıraktırılmışlık, emperyalist sömürü, Brezilya ekonomisi, IMF vb. konularındaki tahliller çöp sepetine atılırken, yerini Brezilya ekonomisinin 'rasyonalizasyonu' ve IMF ile 'karşılıklı uyum' almıştır.
Hugo Chavez, Venezuela
 Chavez, 1998 yılındaki seçimlerde %56 oy oranıyla devlet başkanlığına ilk kez seçilmişti. Yönetimde kalıp kalmaması için 2004'de yapılan halk oylamasında, oyların %94'ünü alan Chávez, uygulamaya koyduğu radikal siyasal dönüşümleriyle neo-liberalizme karşı somut bir alternatif oluşturmaya çalıştı. Ayrıca altı yıllık iktidarında girdiği her seçimde oylarını sürekli arttırmaktadır. Ülkesinin başındaki yoksulluk, açlık, cehalet, konut, sağlık, toprak, çalışma ve kadın hakları gibi sorunların çözümünün kapitalist sistem içinde kalınarak sağlanamayacağını iddia etmekte ve devrimden söz etmektedir. Venezüella'da çok daha adil, barışçı, eşit ve özgür bir dünyanın ancak sosyalizme açılarak gerçekleştirilebileceği görüşünü savunmaktadır. Washington yönetiminin düşman olarak gördüğü Küba, Kuzey Kore, İran, Belarus ve Suriye gibi ülkelerle sıkı bağlar kurmuş ve ABD karşıtlığını her fırsatta dile getirmeye dikkat etmektedir. Bununla beraber Obama'nın ABD başkanlığına seçildiğinden bu yana ABD' nin Latin Amerika politikasında bazı olumlu gelişmeler gözlemlendi; bu ise Venezüella'nın dış politikasina pozitif bir etkide bulunabilecegi düşünülebilir.
Joan Baez: eskiden direnmek için harekete geçmek çok daha kolaydı
 protest folk müziğin efsane sesi Joan Baez, bugün 70 yaşında, ve yeniden, Paris'te.

Le Monde gazetesi (18-9-2011) 40 sene ara ile, ikinci kez, L'Humanité şenliklerinde vereceği konser öncesinde, şarkıcı ile bir söyleşi gerçekleştirdi.

1960'lı yılların, Bob Dylan ile birlikte, efsane ikonu, hâlâ aynı zerafet, aynı sevimlilik, ve Dünya meselelerine aynı hassasiyetle yakın. J. Baez'in sesini duyurmak istedik...
Hrant’ın Arkadaşlarından Başbakan’a mektup
 hep beraber öldürdüğümüz ( 19 Ocak 2007 ) Hrant Dink, yaşasaydı, bugün, 15 Eylül 2011'de, 57 yaşında olacaktı.
Hrant’ın Arkadaşları bir mektup yazmış ve gazetelere, ajanslara, köşe yazarlarına göndermişler. Başbakan R.T. Erdoğan’a sesleniyorlar. Hrant için, adalet için, unutmamak için, bu mektubu yayınlıyoruz

H. Dink Vakfı Barış ödülünü bu sene Ahmet Altan meksikalı gazeteci Lydia Cacho ile paylaştı; "bu ödülü, gerçek katillerini ortaya çıkarana teslim etmek üzere emanet olarak utançla kabul ediyorum, çünkü hak etmedik"



17 anma ve unutma (2)

Bu neslin eserlerinde göze çarpan, daima geçmişin kahramanlarının ve önemli hadiselerinin unutulmaktan kurtarılıp gün iışığına çıkarılması kaygısıydı. Ernest Renan ''Millet Nedir ?'' adlı eserini yazdığında, zihnini kurcalayan husus ''unutma ihtiyacı'' idi: ''Halbuysa, bir milletin özünü teşkil eden, fertlerinin çokca ortak özelliğe sahip olup ve bilhassa birçok olgu ve olayı unutmuş olmalarıdır... Her fransız vatandaşınin St Barthélemy gecesini ve Güney Kırımları' nı unutmuş olması gerekir.'' Dikkate değer olan ise, Renan' ın, ne St Barthélemy ne de Güney Kırımları ile ilgili hiçbir izahat vermemesidir; halbuki, fransızlardan başka kim bilebilirdi St Barthélemy' nin, 24 Ağustos 1572' de IX. Charles ve anası Catherine de Médicis tarafindan, protestanlara karşı başlatılan zulümlerin adı olduğunu ? Veya Güney Kıyımlrı' nın, XIII. yyılda, uzun bir günahkar Papalar dizisine mensup III. Innocent' in kışkırtmasıyla, Pireneler' den Güney Alplere uzanan bölgede ''Cathar'' adlandırılan bir protestan tarikatının mensuplarının sonu gelene kadar kırılması olduğunu hangi millet fransızlardan daha iyi bilebilir ? Renan için ise, bu eski trajedyaların unutulması, çağdaş fransızların medeni ödeviydi. Güney Kırımları tabirinde ''Güney'' kelimesi nin, katilleri ve kurbanları birbirine karıştırdığını unutmayalım. Cathar' lar provansal ve katalan dillerini kullanıyorlardı.

XVII. yyılda Celali İsyanları ve XVI. yyılda Kızılbaş Ayaklanmaları aynı olguyu yansıtırlar. St Barthélemy, Celali ve Kızılbaş isyanlarının, ölenlerle öldürülenleri birbirlerine karıştırdığını gözlemliyoruz: katolikler protestanlara, sünniler ''hak mezhep dışı'' inançlara, merkezi devlet devletten hoşnut olmayanlara karşı savaşa tutuşmuş iken, XVI. ve XVII. yyıllarda Fransa' yı ve Osmanlı ülkesini parçalayıp bölen bu iç sava$lar esnasında bütün bu vuruşanlar kendilerini fransız veya türk olarak farzetmiyorlardı, adlandırmıyorlardı.

Yeni doğmakta olan devlet milliyetçiliği, kasıtlı bir şekilde, okullarda, üniversitelerde, kahvehanelerde... heryerde tarih seferberliği başlattı; amaç, genciyle yaşlısıyla herkese, ailevi ve toplumsal geçmişine ait olmuş bazı eskı kıyımları ''hatırlatmak'' tı.

Orta ve yüksek ögrenimde tarih kitapları garip manzaralar arz eder; örneğin büyük Devlet adamı olarak anılan Fatih Sultan II. Mehmed' in türkçe konuşmadığını, bunun sebebinin de gayet basit olduğunu, yani türkçe diye bir dilin o zaman mevcut olmadığını, hiç olmazsa bir varsayım olarak tartışmaya açmak kimsenin aklına gelmez ! Sadece ''İstanbul fatihi'' olduğu söylenir.

Tüm bilinç değişimleri, tabiyatlarına bağlı olarak ''bellek yitirme'' özelliğine de sahiptirler; öyküler bu bellek yitirmeden kaynaklanırler. Çocukluk yılları ile erginlik arasında kaç bin gün unutulup gider ! Ne gariptir, sararmış bir fotograftaki bebeğin biz olduğuna cidden inanmak için başka birine ihtiyacımızın olması ! Fotoğraf, nüfus cüzdanı, hatıra defteri, mektup, sağlık defteri... belirli bir devamlılığın belirtileri olmakla beraber şüphesiz, bellek yitirmenin de belgeleridirler. Yeni bir insan ve kimlik anlayışı doğacak; hatırlanmasa da anlatilabilecek. İnsan hücrelerinin yedi yılda bir değiştiğini söyleyen çağdaş tabiyat biliminin aksine, insanların özyaşamları artık hergün değişik bir biçimde, matbua ve internet kapitalizmi pazarında neşredilmektedir.

Biyografi yazarı, araştırdığı kişinin asla bilemiyeceği ''iki'' tarihi doğru vermekle yükümlüdür: doğum ve ölüm tarihleri. Aziz Mateus' un İncilinin çok ilginç bir giriş vardır : İncilin yazarı, birbirinden sırasıyla döllenen 30 kişinin listesini verir, Ibrahim' den İsa'ya. Adı geçen tek kadın, doğurucu olduğu için değil, yahudi olmayan bir Moabi olduğu için anılır. Mateus, İsa' nın atalarının sicillerini ve onlarla ilgili toplumsal, kültürel, biyolojik ve politik bilgiler vermez. Betlehem bir hatıradır. Mateus' un öyküsü olasıdır, zira onun için İsa, tarihi bir şahsiyet değil sadece Allahın gerçek oğludur. Akılcı olmayan herkes gibi, Mateus da hayal ettiği gerçeklere inanıyordu.

Milletler de insanlar gibidirler. Yüzyılların lineer zamanının içerisine hapsolunduğunun bilincinde olarak, hem devamlılık hem de bu tecrübenin unutulur olması, bir kimlik öyküsünü şart kılar. Fakat milletin açıkca saptanabilir bir doğum tarihi yoktur, ve ölümleri de tabii değildir. Bu tûr felaketlerin ismini bile icât etmiş insanoğlu, soykırım diyor. Yaratıcısı olmadığından, bir milletin yaşam öyküsünü Mateus gibi yazmaktan aciziz. Tek çare, zamanda gerilere gitmek, öyküyü biçimlendirmek, Ertugrul' a, Cengiz' e kadar gerilemek. Bu biçimlendirme bir hayli ölüyle belirlenir; bu ölülerin tümü günümüzden kaynaklanır. II. Dünya Savaşı, I. Dünya Savaşınin habercisidir; Türkiye Cumhuriyeti Kuvay-i Milliye hareketini belirler; İsrail Devleti Varşova getosunu canlandırır.

Fernand Braudel ''Akdeniz ve II. Filip Döneminde Akdeniz Dünyası'' adlı muazzam eserinde St Barthélemy kıyımlarından üstün körü bahseder; kıyımlar, Habsburg hânedanlığı döneminin tam ortalarında cereyan etmesine rağmen onun için ''bu olaylar toz dumandır, tarih' i ölgün bir ışık gibi geçerler; doğdukları an, gece karanlığına ve unutulmuşluğa dönerler.'' Braudel için önemli olan ölüler, bir sürü adi olmayan olaylarda ölen milyonlarca ölülerdi; onu ilgilendiren ''yüzyıllık ölüm oranı'' idi. Bu sayede milyonlarca insanın hayat şartlarının ağır gelişmesini izleyebiliyordu ve bu milyonların ne kavimden veya milletten oldukları en son kaygısı idi.

Millet' in yaşam öyküsü, mezarlıkların braudelvari acımasız çoğalmasına karşın, tarihin koyu karanlığından çekip çıkarılan ölgün ışıklarda yakalanır; ibretlik intaharlar, şehitler, idamlar, cinayetler, kavim kırımlar, soykırımlar ... Eğer gerçekten unutmak istiyorsak, bu titreyen ölgün ışıkları ''ölülerimiz'' miş gibi hafizamızda saklamamamız gerek.

21-11-2010

arsenceyhan@ikincigrup.com


 
KÜNYE
© Telif Hakları http://www.ikincigrup.com'a aittir.