New York
 
“gevşek büyüme”senaryoları
ABD Ticaret Bakanlığı, amerikan ekonomisinin 2010 ikinci çeyreği için tahmini yıllık 2,4 büyüme yerine, yıllık 1,6 büyüdüğünü açıkladı. ABD ekonomisinin kriz sonrası yeniden şekillenmesi ve normal bir büyüme ye dönmesi nin şartlarının henüz tamamlanmadığını açıklayan FED Başkanı Ben Bernanke ise, ek önlemler almaya hazır olduklarını söyledi. Michel Aglietta, Paris X-Nanterre Üniversitesi ekonomi profösörü hem Amerikan ekonomisinin kötüleşmesini analiz etti, hem de bu yavaşlamanın Dünya ekonomisine getireceği riskler hakkındaki soruları Le Monde gazetesinin 29 Ağustos tarihli sayısında cevapladı. Röportajın tam metni şöyle : ÇŞ/İkinciGrup   
Lahey Uluslararası Adalet Divanı: 'Kosova'nın bağımsızlığı meşru'
 Uluslararası Adalet Divanı, Kosova'nın 2008'de ilan ettiği bağımsızlık kararının meşru olduğu yönünde görüş bildirdi. Mahkeme, Kosovalı Arnavutların aldığı bağımsızlık kararının, uluslararası hukuku ihlal etmediğine karar verdi. Sırbistan'ın Kosova bölgesindeki etnik Arnavutların bağımsızlık kararı Sırp güçler ve Arnavut ayrılıkçılar arasında dokuz yıl süren bir savaşın ardından alınmıştı. Savaş, Nato güçlerinin o zamanlar hala Yugoslavya olarak anılan Sırbistan ve Karadağ'ı bombalamasıyla son bulmuştu. Belgrat, Kosova'nın bağımsızlığın uluslararası hukuka aykırı olduğunu savunuyor.  
 DÜNYA
WikiLeaks yayınladığı gizli belgelerle Afganistan'da savaş suçu işlendiğini açıklıyor
 WikiLeaks, tüm engellere rağmen işleyen bir stratejiye sahip internet platformu; ABD’nin Afganistan Savaşı’na ait gizli belgelerini su yüzüne çıkardı. Belgelerde, kamuoyuna açıklanmayan...
Fransa Anayasa Konseyi'nin 'gözaltı' kararı ile ilgili:'alınan karar gerçek bir devrim sayılabilir'
 Fransız vatandaşının, mevcut bir kanunu yadsıma hakkı çerçevesinde, bir grup avukat tarafından yapılan başvuruyu inceleyen Fransa Anayasa Konsey'i, kamu hukukunun gözaltına alma ve gözaltında tutma...
'Facebook' Dünyanın üçüncü devleti
 Yeni teknoloji uzmanları, Facebook'u, Çin ve Hindistan'ın ardından dünyanın üçüncü devleti olarak görüyorlar. Meşhur sosyal iletişim ağı 500 milyon faal üyeyi geçmiş bulunuyor. Nisan 2009'da 200...
ABD savunma öncelikleri değişiyor
 Amerika Birleşik Devletleri, askeri operasyonlarla cephe ihtiyaçlarına ayrılan kaynakları artırabilmek için, başlıca on askeri komutanlıktan birini ve savunma harcamalarında başka kalemleri kesmeye...
Başbakan David Cameron: 'Kanlı Pazar-Bloody Sunday' olaylarında askerlerin 14 silahsız sivili öldürmesi haksızlıktı, hükümet adına özür diliyorum'
 İngiltere hukuk tarihinde 'Kanlı Pazar' diye bilinen olaylara ilişkin, en uzun ve en pahalı soruşturmasının sonuçları, dün açıklandı. Raporda, Kuzey İrlandalı 14 Katolik göstericinin 1972'de...
 
Salvadore Allende, Şili Devlet Başkanı, 1970-1973
 Washington'daki 'Ulusal Güvenlik Arşivi' tarafından gizliliği kaldırılan belgeler, 1971 yılının aralık ayında Beyaz Saray'da Brezilyalı lider Medici ile bir araya gelen Nixon'un, Allende'yi deviren darbeden iki sene evvel Şili ordusunun Marksist Allende'yi devirip deviremeyeceği konusunda Medici'nin fikrini sorduğunu gösterdi. Belgelere göre, Medici, askerlerin darbe yapmaya güçlerinin yeteceğini ve Brezilya'nın da 'bu yönde çalıştığını' söylüyor. Nixon da bunun üzerine Şili'nin istikrarsızlığa sürüklenmesi gerektiğini söylüyor ve Washington'un Allende'nin düşürülmesi konusunda gizlice çalışabileceğini anlatıyor. Belgelere göre, Nixon,'Brezilya ve ABD' nin bu konuda sıkı işbirliğinin çok önemli olduğunu' belirtiyor, Medici'nin 'ihtiyaçlarını bildirmesini' istiyor, 'Para veya başka gizli destek isterseniz veririz' diyor. Allende, Nixon-Medici görüşmesinden 2 yıl sonra 11 Eylül 1973'te General Augusto Pinochet tarafından devrilmişti.
Luiz İnacio Lula da Silva, Brezilya Devlet Başkanı
 2001 Şubat krizine kadar IMF ile yapılan stand-by anlaşmaları, ekonomiden sorumlu devlet bakanları ve Hazine Müsteşarları tarafından imzalanırken, bu tarihten sonra koalisyonu oluşturan partilerin başkanlarının imzaları da alınmaya başlanmıştır. Brezilya'da seçim öncesinde de benzer bir durum yaşanmıştır. IMF'den talep edilen 'acil kredi' için, başkan adayları devlet başkanı Cardoso başkanlığında toplanmışlar ve IMF'ye verilen sözlerin yerine getirileceğini açıklamışlardır. Bunun üzerine IMF, büyük bölümü 2003 yılında kullanılmak üzere, 30 milyar dolar kredi açmayı kabul etmiştir. İşte bu anlaşmanın altında PT'nin Lula'sının da imzası bulunmaktadır. Böylece partisinin adı 'işçi partisi' olan, 'solcu' olarak bilinen Lula, yıllar boyu sloganlaştırmış oldukları 'IMF'ye hayır!' çizgisini terk etmiştir. Şüphesiz bu durum, basit bir seçim 'taktiği' değildir. PT ve Lula, o güne kadar yaptıkları tüm tahlillerden ve saptamalardan ayrılmışlardır. Artık emperyalizm, kapitalizm, geri-bıraktırılmışlık, emperyalist sömürü, Brezilya ekonomisi, IMF vb. konularındaki tahliller çöp sepetine atılırken, yerini Brezilya ekonomisinin 'rasyonalizasyonu' ve IMF ile 'karşılıklı uyum' almıştır.
Hugo Chavez, Venezuela
 Chavez, 1998 yılındaki seçimlerde %56 oy oranıyla devlet başkanlığına ilk kez seçilmişti. Yönetimde kalıp kalmaması için 2004'de yapılan halk oylamasında, oyların %94'ünü alan Chávez, uygulamaya koyduğu radikal siyasal dönüşümleriyle neo-liberalizme karşı somut bir alternatif oluşturmaya çalıştı. Ayrıca altı yıllık iktidarında girdiği her seçimde oylarını sürekli arttırmaktadır. Ülkesinin başındaki yoksulluk, açlık, cehalet, konut, sağlık, toprak, çalışma ve kadın hakları gibi sorunların çözümünün kapitalist sistem içinde kalınarak sağlanamayacağını iddia etmekte ve devrimden söz etmektedir. Venezüella'da çok daha adil, barışçı, eşit ve özgür bir dünyanın ancak sosyalizme açılarak gerçekleştirilebileceği görüşünü savunmaktadır. Washington yönetiminin düşman olarak gördüğü Küba, Kuzey Kore, İran, Belarus ve Suriye gibi ülkelerle sıkı bağlar kurmuş ve ABD karşıtlığını her fırsatta dile getirmeye dikkat etmektedir. Bununla beraber Obama'nın ABD başkanlığına seçildiğinden bu yana ABD' nin Latin Amerika politikasında bazı olumlu gelişmeler gözlemlendi; bu ise Venezüella'nın dış politikasina pozitif bir etkide bulunabilecegi düşünülebilir.
Obama:' komuta eden bir orgeneralin sahip olması gereken standartlar esasdır'
 ABD Başkanı Barack Obama, Rolling Stone dergisinde yer alan ve üst düzey Amerikan yönetimini hedef alan alaycı bir dille eleştiren açıklamaları nedeniyle general McChrystal'ın istifasını kabul etti. Afganistan savaşının komutasını Orgeneral David Petraeus üstlenecek. Kararı açıklayan Obama, “yönetimde bölünmeye toleransı olmadığını' söyledi ve 'McChrystal'ın istifasını üzüntüyle kabul ettiğini ancak asker üzerindeki sivil denetim ve savaşın kazanılması için birlik içersinde hareket edilmesi bakımından bunun gerekli bir adım olduğunu” vurguladı.


Sayım, Harita ve Müze (2 )

Birbirine iyice bağlı bulunan ''sayım'', ''harita'' ve ''müze'' olguları, eski sömürgeci Devletin topraklarını nasıl göz önünde bulundurduğunu göstermesi açısından önemlidir. Sömürgeci Devlet, halkları, kavimleri, ırkları, bölgeleri, dinleri, dilleri, anıt ve ürünleri, kuşatıcı bir sınıflndırma ölçütünden itibaren düşünüyordu. Söz konusu ölçüt, nesnelerin ''şu'' olduğunun, ''bu'' olmadığını, 'şu nedenden'' olduğunu, ''bu nedenden'' olmadığını söylemeye yarıyordu.

Sömürgeci Devlet, sonuna doğru, milliyetçilere işte bu ölçü cetvelini miras bıraktı; bu ise, malesef, sömürgeciliğin önemli başarılarından biri olarak görülmelidir. Bu ölçü cetveli sayesinde herşey sınırlandırılabilir, belirlenebilir ve muhasebesi yapılabilir oldu.
Sömürge yapısının nıteliği kısırlaştırma, folklorlaştırma ve kültürsüzleştirme idi: dünya üretilebilir çoğullardan oluşuyor, özel olan daima bir dizinin geçici temsilcisi olarak beliriyor ve bu açıdan muamele görüyordu. Bunun için Batı, her bir Türk'ten, Ermeni'den, yeni beliren milliyetçiden evvel, bir ''Türk dizisi'', ''Ermeni dizisi'' ve  'milliyetçi dizisi'' hayal ediyordu.

Batı sadece denetimi altında, kusursuz bir görünürlükte insan manzaraları arzulamıyordu; bu görünürlüğün şartı, herkesin, herşeyin bir dizi numarası olması idi. Bunun siyasi neticelerinden birisi de sınıflandırıcı ''nüfus cüzdanı'' oldu ; bu her Osmanlı yetişkininin üzerinde daima bulundurması gereken kağıt parçası idi. Nüfus cüzdanı ile genel nüfus sayımı arasında hakiki bir benzerlik vardır. Bi nevi siyasi ve etnik sayımdı bu; bazı hususi noktaların , ''bozguncu'' , ''hain'' , ''hristiyan'' , ''kızılbaş' gibi nitelendirmelerin belirdiğini görüyoruz. Bu tür sayımlar Cumhuriyet' in 1923'de ilânıyla tamamlandı: irticacılar, halifeciler, komünistler vs ciddi bir şekilde isimlendirildiler.

Sömürge veya yarı sömürge sonrası toplumlarında ,bu tür aşırı tavırlar spontane bir şekilde belirmedi: denizcilik tekniklerinin,matematiğin, astronominin , saatçılığın, topografinin, matbaanın, ve neticede Batı'nın kaydettıği büyük gelişmeleri içine alan uzun bir sürecin neticesiydi. Haritacılık ve sayım teknikleri toplumun ''dilbilgisi'' ni oluşturdular; işte bu dilbilgisidir ki ''Türk'' , ''Ermeni'' , ''Kürt'' , ''Rum'' , ''komünistler'' vs gibi sınıflandırmaları mümkün kıldı...

Bu saydığımız imkanların topluma yayılıp somut bir hale gelebilmesi, Batı'nın kendi tarihini ve iktidarını düşünme tarzına çok şey borçluydu. Arkeoloji, Osmanlı Küçük Asyasında XIX. yyılın ikinci yarısına kadar düşünülmesi bile imkansız bir işti. Bu işi düşünen ve yapan Batı idi. Osmanlı Devleti olsun Türkiye Cumhuriyeti olsun , arkeolojik kazı imtiyazlarını, maden arama imtiyazı verir gibi veriyordu. Bu yüzden anıt, anıt parçası, heykel ve arkeolojik eşya, British Museum, Louvre veya Berlin Müzelerinin yolunu tuttular. Türkiye Cumhuriyeti, geç de olsa, Batı Arkeoloji uzmanlarının da yardımıyla, toprağının altındaki antik medeniyet zenginliklerine sömürgeci Batı teknikleriyle sahip çıkmaya başladı. Bu amaçla ''İlk çağ anıtları'' dizisi yaratıldı; bu dizinin coğrafi sınır ve sınıfları belirlendi; Batı Küçük Asya ( Yunan Medeniyeti ), Orta Küçük Asya ( Eti Medeniyeti ), Doğu Küçük Asya ve Orta Doğu ( Urartu, Sümer, Akad Medeniyetleri ) dendi. Bu şekilde isimlendirilerek, her kazı ciddi bir ideolojik gözetime tâbi tutuldu.

Bu meyanda, Batının uzmanları 100 yılı aşkın tecrübeleri sayesinde bilimsel olarak bu diziyi, haritabilim ve fotografçılıkla tamamladılar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ise bu diziyi, kendi tarih yazımında daha eskiler gitmek için göz önünde bulunduruyordu; bir hayali veya hayal edilen atalar albümü yaratmak istendi. Esas olan hiçbir zaman Efes, Milet, Fethiye, Alaca Höyük, Altın Tepe, Toprak Kale veya Nemrut Dağı olmamıştı ( Aynı bağlamda bakıldığında,Sovyetler Ermenistanında, Erebuni ve Garmir Plur kazıları, madalyanın öbür yanını oluşturuyordu. ); esasında, iktidarın, bu isimler karşı hiçbir derin hissi olmamıştı; bu isimler birer kazı yeri olarak, siyasi, ideolojik ve ekonomik menfaat kaynağı idi.

Belki, Paris, Londra ve Berlin'de, Efes, Milet, Didim ve Halikarnas heykel ve anıt parçalarının sergilenmesi, Batı' nın, Doğu' da bulunan Yunan kökenlerinin simge ve isbatlarıydı. Fakat Osmanlı'nın batılaşmacı mirasçıları için mesele başka idi; ''İlk çağ anıtları'' dizisi , üretilebilirliğiyle, yeni bir tarih perspektfi yaratıyordu batılılaşmacilara.

arsenceyhan@ikincigrup.com

23-7-2010
 
KÜNYE
© Telif Hakları http://www.ikincigrup.com'a aittir.