sergi: Cézanne ve Paris Luxembourg Sarayı Müzesi / Paris 11 Ekim 2011-26 Şubat 2012
ver elini Paris
Montmartre'da La Rue des Saules sokağı 1873-1874 / yağlıboya-özel koleksiyon
Cézanne, Aix en Provence'dan lise arkadaşı romancı Emile Zola'nın teşvikiyle 1861 yılında, babası karşı olmasına rağmen Paris'e yerleşir. Paris'te Pissarro ve Guillaumin gibi ressamlarla tanışır. Paris'te, Salon akademizmi hakimdir; fakat aynı zamanda Paris, isyanın ve avangardın da merkezidir. Şehrin bilinen sitlerini değil, penceresinden, balkonundan gördüklerini resmeder...
surlar dışında Paris
Maincy Köprüsü ( 1879 ), yağlıboya Orsay Müzesi / Paris
Paris'e yerleşmiş olmasına rağmen, Cézanne, devamlı surlar dışına çıkar. Courbet, Corot ve Barbizon ressamlarının peyzaj geleneğine sahiplenmek isteyen Pissarro ve Guillaumin gibi empresyonist ressamların izinden giderek Paris dışında manzaralar görüntüler...
Paris'in çekiciliği ve cinsellik
Modern Olympia ( 1873-1874 ), yağlıboya Orsay Müzesi / Paris
Courbet ve Renoir gibi, çıplak, Cézanne için önemli bir kaygıya dönüşür. Erotik karaktere sahip birçok tablo gerçekleştirir. Yıkanan kadınlar bu döneme girerler. Esasında, Cézanne, kadın vücudunun erotik yönünü yansıtmayi amaçlamamaktadır; kaygısı "yeni" bir çıplak dışavurumu ve kendi resim dilini yaratma arayışıdır.
Bir elma gibi poz vermek
meyvalar, havlu ve süt şisesi ( 1880-1881 ) yağlıboya, Orangerie Müzesi / Paris
Cézanne için natürmort herhangi bir motifle eşdeğerdedir; bu eşdeğerlik, bir insan vücudu veya bir dağ ile de olabilir; bu sayede mekan çalışmalarına son derece elverişli olduğunu anlar. Bazen portre veya çıplak çalışmaları kapsamında yaptığı natürmort'lar bir nevi Paris peyzajı niteliğine sahiptirler...
Sessizligin yolları
kıvrılan yol, yağlıboya ( 1904 ) Londra, The Courtauld Gallery
Uzun yıllar Provence' da çalıştıktan sonra, Cézanne, Paris ve civarına birçok seyahat gerçekleştirir. Giverny' de Monet'yi ziyaret eder. Maison Alfort, ve Créteil civarlarında, Marne nehri kıyılarını resmeder. Nehir, Cézanne'ı çok şevklendirir; bu tablolarında doğanın sessizliğini tecrübe eder. Fakat, Paris'i sanatıyla fethettikten sonra çok bağlı oldugu Provence'ına geri döner. Artık Paris'i kara kutusuna koymuştur. Paris'e geri dönmeye ihtiyaci yoktur. Bundan böyle hayranları, Cézanne'ı görmek için Cézanne'a gelirler, yani Aix en Provence'a...
Mehmet Altan'ın "Denktaşlaşmak..." başlıklı gazete yazısını yayınlamamışlar (İkinciGrup / Turunç' da yayınladık / 18-1-2012 ) ve gazete ile yollarını ayırmışlar.
*****
Dünya'yı, 21. yüzyılı, birinci sayfasına taşıyamayan, öte yandan hergün, 'küreselleşiyoruz' yorumlarınını tekrarlamakla Dünya'lı olunmayacağını kavrayamayanların, Dünyalaşmamışların yaptığı Türkiye Basını, Dünya ile ilgili, Dünyaya meraklı, Mehmet Altan ve hepimizi daha çok bir vakit üzecektir...ben seviniyorum Mehmet Altan'ın Türkiye'nin "yazılı" Basınından uzaklaştığına...
Dünya'yı takip etmenin en yaygın ve etkili mümkün olabildiği yüzyılda, 21.yüzyılda, -bilgisiz değil çünkü bilgi erişimi herkese açık - dikkatsiz, özensiz, Ankara çıkışlı ve varışlı Türkiye Basınının acıklı, üzüntülü perişan halinden çok uzaklara gitmenin fiziki şartlarına kavuşmuş oldu Mehmet Altan, ben seviniyorum ...
*****
bir yazısında yeni Dünyanın "insan odaklı mefkureye" yol almakta olduğunu anlatıyordu; (...) küreselleşme hızlandıkça insanoğluna ait her olumlu ve yararlı birikim de dünyanın ortak malı haline gelmekte... (...) Rönesans’ın ideolojisi insana en büyük değeri veren ve hayatın odağına insanı koyan Hümanizm’di... Peki, yeni çağ nereye gidiyor? Külfet ve sıkıntılarını giderdikçe daha çok ‘insan odaklı’ bir mefkureye... (...) Bu minnacık gezegendeki yedi milyar insan türü canlının sınırlar, ordular, trampetalar olmadan birlikte keyfedeceği bir yaşama uzun bir yolculuk halindeyiz...(...)
Mehmet Altan'ın Dünya meraklarını paylaşan, "21.yüzyıl ve yeni dünya tartışmalarına" heves ve sütun açan İkinciGrup / Turunç' da OECD'nin "mutluluk endeksi" ni ölçmesine dair bir yazı-yorum yayınladığımızın ertesinde, mutlulukdan nasıl ve nereye uçtuğunu anlatıyordu; (...) 'yavaş yavaş “mutluluk” kavramı da toplumsal hayatın “hedefi ve ilkesi” olmaya başladı ya... Benim gibi “tahayyül piyadeleri” için ne büyük mutluluktur bu, bilemezsiniz.' (...) ( M.Altan, Star, 30-5-2011 )
*****
İkinciGrup, "tahayyül" ufuklarımızı bir defa daha çeşitlendirecek, meraklarımıza mazhar olacak, ve elbette, (yeni) gelmekte olanı harmanlayacak hamuru biçimlendirecek, ilerleme mefkuresini zenginleştirecek bir tarih yorumu dosyasını taşıyor birinci sayfasına; "Annales okulu tarih yazılımı" esaslı fransız tarihçi Romain Bertrand'ın bir "başka Dünya Tarihi" yorumunu yayınlıyoruz; Doğu-Batı karşılaşmasının gerçekleşmeyen hikayesini anlatıyor Bertrand; Hollandalıların Javalılarla ilk karşılaşmasının hikayesini kolonyal hiyerarşinin çerçeve baskısından, galiplerin yazdığı tarihden değilde, klişelerinden çok uzakta, ilk "küreselleşme" macerasının belirsizliğini muhafaza ederek anlatıyor; müslüman Javalılar için yeni bir binyılın hemen başında, yani hicret 1004 yılında; hırıstiyan Batı için 1596 yılında, yani 17.yüzyıl ufkunda iki Dünya birbirleriyle karşılaşabilirlerdi, birbirlerini anlayabilirlerdi ama, Doğu ve Batı karşılaşmadılar, birbirlerini anlamadılar, savaştılar...
işte ilk küreselleşme teşebbüsünün hikayesini, Hollandılılarla Javalıların ilk karşılaşmalarını, yani karşılaşmamış olmalarının hikayesi... sonrası, belki de, "tahayyül piyadelerinin" nin mutlaka heyecan duyacağı bir yolculuk ...
*****
Paris yıllarımızı hatırlıyorum; ilk "tahayyül tayfaları" olmaya yüz tuttuğumuz, yüz tutacağımız aşikar o 40 küsür sene öncesinin Paris günlerini...Mehmet Altan'ın "yerçekimsiz günlerim" diye tarif ettiği o günleri...
"tahayyül tayfaları" olacağımız, o okyanuslarda yüzeceğimiz, Paris'de, "La Fourmi Ailée-Kanatlı Karınca" çay salonu avarelikleri günlerinden kalmış olmalı ! yani, hayatı anlamaya çalıştığımız o günlerden...
daha yavaş, koşturmadan, yani daha hızlı ve doğru, kirlenmeden, kendini kirli hissetmeden, kirli olandan çok uzaklarda ve daha çok yakından Dünyaya, daha billur ve serin bakabileceksin...daha kolay süzebilecek ( yeni ) gelmekte olanı; istemediğin kadar 21. yüzyıl mecrasında, düşüncelerini ifade edebileceksin, istediğin (yeni) yüzyıl yolculuklarına çıkabileceksin, daha nice "ilerleme mefkuresine" demir atacaksın nasılsa..!
arkadaşım Mehmet Altan, hiç daralma..! seviniyorum ben...