AVRUPA BİRLİĞİ nedir, ne yapar, nasıl çalışır?

Avrupa Birliği (AB), demokratik Avrupa ülkelerinden oluşan, vatandaşlarının hayatlarını iyileştirmek ve daha iyi bir dünya yaratmak için çalışan bir ailedir.

AB, sadece yarım yüzyıllık ömründe Avrupa'da barışı ve refahı sağladı, tek Avrupa para birimini (Euro) oluşturdu ve sermayenin, hizmetlerin ve malların serbest hareket ettiği sınırsız 'tek pazarı' meydana getirdi. Aynı zamanda AB, hem büyük bir ticari güç hem de çevre koruma ve kalkınma yardımları gibi alanlarda bir dünya lideri haline geldi.

AB, ne Birleşik Devletler gibi bir federasyon ne de Birleşmiş Milletler gibi hükümetler arasında basit bir işbirliği organizasyonudur. AB'yi oluşturan ülkeler (üye devletler) bağımsız, egemen milletler olarak kalırlar fakat egemenliklerini, dünyada tek tek sahip olamayacakları gücü ve etkiyi kazanmak için bir araya getirirler. Egemenlikleri bir araya getirmek, pratikte karar-alma yetkilerinin bir kısmını, ortak fayda içeren belirli konulardaki kararların Avrupa düzeyinde demokratik olarak alınması için beraber oluşturdukları ortak kurumlara aktarmaları anlamına gelir.

Roma Antlaşması'nı hazırlayanlar, Avrupa Ekonomik Topluluğu için şu görev alanlarını belirledi: "Ortak bir Pazar oluşturarak ve üye devletlerin ekonomi politikalarını kademeli olarak birbirine yakınlaştırarak, Topluluğun tümünde ekonomik faaliyetlerin dengeli gelişmesini, daimi ve dengeli bir genişlemeyi, istikrarın artmasını, hayat standartlarının hızlandırılmış bir şekilde yükseltilmesini ve Topluluk içindeki devletler arasında daha yakın ilişkileri teşvik etmek".

Bu hedeflere malların, kişilerin, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımı, ve işletmeler arasında adil rekabetin sağlanması sayesinde ve tüketicilerin menfaatinin korunmasıyla büyük ölçüde ulaşıldı. Tek Pazar 1993'de tamamlandı ve Euro 2002'de dolaşıma girdi.

Ancak, ekonominin tüm sektörlerinin ve Avrupa'nın tüm bölgelerinin bu kazanımlardan yararlanabilmelerini sağlamak için, AB'nin kendisi tarafından finanse edilen ve taahhüt ve kararlılıkla izlenen "yapısal" politikalarla desteklenmesi gerekiyordu.

Avrupa'nın siyasi liderleri, daha işin başında Avrupa dayanışmasının "ekonomik ve sosyal uyumu" güçlendirmek, bir başka deyişle zengin ve yoksul bölgeler arasındaki açığı daraltmak için harekete geçmek anlamına geldiğini anladı. Uygulamada bu, bölgesel ve sosyal politikaların ortaya konmasını ifade ediyordu ve bu politikalar AB'nin her bir genişlemesinde daha da önemli hale geldi. Üye Ülkeler, ortak menfaat içeren belirli konulardaki kararların Avrupa düzeyinde demokratik olarak alınabilmesi için egemenliklerinin bir kısmını devrettikleri ortak kurumlar kurmuşlardır. Bu sayede, birbiriyle bağlantılı modern dünyanın pek çok problemi ile ulusal yerine bölgesel düzeyde daha iyi mücadele edilir. AB politikaları, üç temel kurum tarafından alınan kararlar sonucu belirlenir:

  • Avrupa Birliği Konseyi (üye devletleri temsil eder);
  • Avrupa Birliği Parlamentosu (vatandaşları temsil eder); ve
  • Avrupa Komisyonu (ortak Avrupa menfaatini gözeten siyasi olarak bağımsız organ).

Bu kurumsal üçgen, AB'nin her yerinde uygulanan yasa ve politikaları oluşturur. Prensipte yeni yasaları öneren Komisyon'dur, fakat bunları kanunlaştıran Parlamento ve Konsey'dir. Avrupa Adalet Divanı Avrupa Hukuku'nu gözetir ve Avrupa Birliği Sayıştayı Birliğin faaliyetlerinin finansmanını kontrol eder. Bu temel kurumların yanı sıra önemli görevleri olan kurumlar:

  • Ekonomik ve Sosyal Komite. sivil toplumu, işçileri ve işverenleri temsil eder;
  • Bölgeler Komitesi, bölgesel ve yerel yönetimleri temsil eder;
  • Avrupa Merkez Bankası, Birliğin para politikalarından sorumludur;
  • Avrupa Ombudsmanı, AB kurumları ve organları hakkında kötü yönetimle ilgili şikayetleri soruşturur