|
|
|
|
| PANORAMA |
|
 |
| Alfons Mucha ( 1860-1939 ) |
Montpellier ( Fransa, güney-batı ) Fabre Müzesi, 20 Eylül'e kadar, salonlarında Art Nouveau'nun üstadı, tiyatro afişleri, reklam veya mücevher panoları, kitap resimlendirmeleri yaratıcısı, tarihi resimleri ile de bilinen, Alfons Mucha'yı sergiliyor. |
|
 |
| 'Art Nouveau' |
Montpellier müzesi müdürü Michel Hilaire, bugünün Çek Cumhuriyeti sınırlarında kalan Moravie doğumlu ( 1860 ) artistin, 30 yıldır Fransa'da sergilenmediğini hatırlatarak, müzesinde 280 Mucha eserinin toplandığını söylüyor. Sergide, Mucha ile özdeşleşmiş, 1900 sanatı sitilinin en zengin en renkli örnekleri yer alıyor. |
|
 |
| Slav destanı |
Montpellier Fabre müzesi salonlarında, Alfons Mucha'nın 'Slav destanı' nı anlattığı 20 tablodan 2 dev resminin önünde uzun uzun kalmak mümkün. İlk resim, Mucha'nın 1924'de Yunanistan seyahatinden sonra yaptığı 'Mont Athos ( Athos Dağı )', İkincisi ise, 'L'Apothéose des Slaves', 1.Dünya Savaşından sonra vücud bulan genç Çekoslavakya için... |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
hemen Seçim... hemen Kurucu Meclis...
Biz, Burası bu usullerle normalleşebilir mi ?
hayır...
Muazzam bir kaos yaşatılıyor, yaşanıyor; Tufandan sonra, değişmiş, dönüşmüş olsa bile, normalleşmiş bir ülke olacağımız hakkında en iyimserimiz, kötümser...
Muhafazakar'lar ın herhangi bir dönüşüme kılavuzluk edebileceklerini hiç düşünmedim;
Turunç' da 'Muhafazakar'lar 'dönüşüme' kılavuzluk edebilirler mi? etmişler miydi? başlıklı yazıda yazıldı; <<<< Sarkozy Fransa'da 5.Cumhuriyet'in 6.cumhurbaşkanı ilan edilince, çokça paylaşılan bir düşünceydi... Nihayet Fransa, ülkeyi 21.yüzyıla taşıyacak bir cumhurbaşkanı seçmişti. Öyle ya, Fransa Avrupa'nın öteki ülkelerine kıyasla bilhassa İngiltere'ye kıyasla son 10-15 yılda epeyce gerilemişti. Veya yerinde saymıştı, ötekiler ilerlemişti...'néo-con' Sarkozy bu gidişatı tersine çevirecekti...(...) Peki, 'muhafazakar'lar' bu dönüşüme kılavuzluk edebilirler mi? Etmişlikleri vukuu olmuş muydu? Bugün, Avrupa Birliği üye ülkelerinde esas 'Dönüşüm ve İlerleme', AB Komisyon'u tarafından gerçekleştiriliyor. Bu hususu unutmadan Avrupa'nın en önemli ülkelerinde son 30 yılda neler olmuş, dönüşüm ve ilerleme hangi düşünce öncüğünde gerçeklemiş? Çünkü 'muhafazakar düşüncenin herhangi bir ilerlemeye öncülük ettiği ve başardığı görülmedi...Bu yazının düsturu da bu 'şehir efsanesi'ni sıfırlamak Fransa'dan başlayalım; De Gaulle zamanından hemen sonra Fransa'da 1968 sonrasının rüzgarıyla, evet bir 'dönüşüm ve ilerleme' kaydedildi. Pompidou, De Gaulle'cü partinin en sol ve sosyal tarafı olmak sıfatıyla önemli şeyler yaptı; ömrü yetmedi; Avrupa Anayasa'sına hıristiyan kimlik tanımını sokmak isteyen muhafazakar Giscard zamanında Fransa yerinde saydı. Keza Mitterrand'dan sonra gelen Chirac'ın 10 senesinde de. Sosyalist Mitterrand'ın 14 senesi hem Fransa'yı dönüştürdü hem de sosyalist Delors'u Avrupa Birliğine hediye etmekle Mitterrand Avrupa Birliği'ni de kurdu, dönüştürdü. Çıplak basit gerçek bu. İngiltere'yi muhafazakar Thatcher mi dönüştürdü?Yoksa, Thatcher yaktı, yıktı, İşçi Parti'sinin en sağ kanadından Tony Blair mi ülkeyi bugünlere taşıdı ? İspanya'yı PSOE etiketli Felipe Gonzales'in 10 küsür yılı, Portekiz'i sosyalist Mario Soares, Yunanistan'ı PASOK'un Andreas Papandreu ve Simitis'leri dönüştürmedi mi? Avrupa Birliği'ne taşımadı mı? İtalya'yı Andreotti'nin hiristiyan demokratları ikinci savaştan sonraki 40 yılda ne kadar değiştirmişlerdi ? Yoksa İtalya bugünlere Berlusconi ile de gelmedi; Bettino Craxi devamında Prodi sol koalisyonları dönüştürdü İtalya'yı büyük ölçüde. Bugün, Vatikan'ın da bulaştığı bir süreçle muhafazakarlar tekrar iktidar olmak istiyorlar; ne kadar dönüştürecekler, ne kadar yıkacaklar hep birlikte göreceğiz. Almanya; SPD ile ilerledi; Schmitt, Fransa'da Giscard yerinde saymayı petrol fiyatlarına bağlarken, aynı krizde Almanya'yı ileriye taşıdı. Kohl'un getirdiği uçurumdan Schöreder ile kurtuldular, bugün Merkel yeniden yalpalıyor. Örnekleri Avrupa'nın bütün ülkelerine taşıyabiliriz. Çekoslavakya, Vaclav Havel'siz dönüşebilir miydi? Dediğim kısaca en basit hali ile şudur: 'Muhafazakar'lar ne menem şeyseler, bir şeyi düzeltmekten,dönüştürmekten yıkmayı, esmeyi, altüst etmeyi anlıyorlar. 'néo-con'ların kaos'tan daha iyi bir dünya çıkacak masalına inanacak kadar ultra değilsek, Reagan ve baba Bush'un yıktıklarını Demokrat Parti'nin en cumhuriyetçisi Clinton onarmıştı, oğul Bush'un tahribatını da öteki Clinton'un sıfırlayacağını görebiliriz. Herhangi bir toplumun 'ilerleme ve dönüşümünü' esas olarak sağlamanın önşartı, mutabakat... 'sosyal barış', 'mutabakat' sosyal demokrasinin endişesi. Muhafazakar'lar tınmıyorlar bile, esiyorlar, yıkıyorlar, dönüp dolaşıp 'muhafazakar'lıklarına yakalanıyorlar. Buralarda, Oralarda... bir fark yok... (...) Muhafazakar'lar hakkında boş heveslere kapılanmaktansa, Temel Hak ve Özgürlükleri esas alacak bir 'Sol' inşa etmenin vakti geldi, geçti, geçiyor...( ÇŞ, Turunç, 10-2-2008 ) <<<<
O gün, Sarkozy' nin Fransa' yı dönüştürebileceğini düşünenler, Bugün, muhafazakar Sarkozy' nin çapsızlığından bahsetmekteler; bugün Dünya'da Obama rüzgarı esiyor;
O gün, inşasına başlanılacak sosyal demokrat bir çatının etrafında toplanmayı; açık bir program; Avrupa Temel Haklar Sözleşmesini esas alacak 'yeni' bir Anayasa kurgulayacak, genel seçimlerle eş zamanlı Kurucu Meclis talep etmiştik;
korkarım, muhafazakar' ların akıllarına, usullerine ve merhametlerine terk ettiiğimiz demokrasiyi, daha çok bekleyeceğiz. yamalı, eğreti bir demokrasi istemeyen her yurttaşa duyurulur...
Bugün, hemen Seçim, hemen Kurucu Meclis...
01-7-2009
caglarsavkay@ikincigrup.com
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
Bir dünya klasiği ( Hürriyet, 17-3-2002 ) |
Karadeniz güzelliklerini hala kıskançlıkla koruyor. Özel fırınlarda pişirilen, ayrı bir ustalık gerektiren ve kendine özgü bir formülü olan Vakfıkebir ekmeği aslında bir büyük dünya klasiği. Ama yemek için taa Trabzon'a gitmek lazım. Çünkü İstanbul'da satılanların çoğu sahte.
Gusto Dergisi'nin Mart sayısında Vakfıkebir ekmeğinden söz etmiştim. Yazı umduğumdan fazla ilgi çekti. Meğer bizde ne kadar çok ekmek meraklısı varmış! Ekmeği nimet sayan, ondan ‘‘nan-ı aziz'' diye söz eden, yere düşen bir dilimi öpüp başına koyan bir toplumda bir ekmek yazısının bunca ilgi çekmesine belki de şaşırmış olmam, şaşılacak şey.
Bir gariplik daha, benim bu ekmekle bu kadar geç tanışmış olmam. Gerçek Vakfıkebir ekmeğini göreli on beş yıl oldu, olmadı. Açık konuşacağım: Kabahat benden çok, Karadenizlilerde. Karadeniz güzelliklerini hala büyük bir kıskançlıkla koruyor. Turizm denilen şey, daha oralara pek uğramış sayılmaz. Bu da hepimiz açısından büyük bir kayıp.
Sözü daha fazla uzatmadan Gusto'daki seyahat notlarıma döneyim...Giresun'dan Trabzon'a doğru gidiyoruz. Her zamanki yağmurlu hava inadına pırıl pırıl. Kışın ortasında bahardan kalma bir gün yaşıyoruz. Havanın soğukluğu umurumda değil, ama yağmurun olmamasına hafiften öfkelenmekteyim. O sırada Karadeniz'in yeşilini azdıran yağmuru ve onu izleyen toprak kokusunu arzuladığımı fark ediyorum.
Arabanın içinde dört kişiyiz. Fındık Tanıtım Grubu'nun Giresun'daki toplantısına katıldık. Dönüş yoluna erken çıkılmasını isteyen benim. Yolda gastronomik keşifler yapacağımı umuyorum. Bu da beni heyecanlandırıyor. Aramızdan birisi Trabzonlu, diğeri ise Giresunlu. Diğerleri de fındıkla ilgilerinden ötürü yöreye yabancı sayılmaz. Vakfıkebir'e yaklaşırken, ‘‘durup ekmek alalım'' deniyor. Araba bir fırının önünde duruyor. İçerideki kalabalık, yabancı olduğumuzu görüp sıralarını bize veriyor. Fırıncı önümüze kocaman bir Vakfıkebir ekmeği koyuyor. Bir de mısır ekmeği görüyorum. İstanbul'dakilerden farklı. İri ve kabarık bir mısır ekmeği bu. Her ikisini de kağıda sardırıp alıyorum. Naylon poşetler ekmeği bozuyor diye düşünüyorum. |
Devamı... |
|
|
|
|
|
 |
|
|
|