| PANORAMA |
|
 |
José Saramago ( 1922 - 2010 ) 1998 Nobel Edebiyat Ödülü
Historia do cerco de Lisboa Lizbon Kuşatmasının Tarihi İş Bankası yayınları |
Lizbon Kuşatmasının Tarihi; bir yayınevinde düzeltmen olarak çalışan Raimundo Silva, provalarını okuduğu bir tarih kitabında, bir cümledeki fiile olumsuzluk takısı ekleyerek, 1147 Lizbon kuşatmasının tarihini tümüyle altüst eder. Bilerek yaptığı bu yanlışlık, kitabın yayınlaması sırasında düzeltilir; yeni editör Maria Sara, 'ona' yeni bir tarih kitabı yazmasını önerir. Düzeltmen alternatif bir Lizbon Kuşatması Tarihi yazarken, editörü Maria Sara ile de ilişkisi öyküye yansır... |
|
 |
Ensaio sobre a cegueira / Körlük Can yayınları / 1999 |
Körlük; araba kullanmakta olan bir adam, yeşil ışığın yanmasını beklerken ansızın körleşir. Körlüğü, başvurduğu doktora da bulaşır. Bu körlük, bir salgın hastalık gibi bütün kente yayılır; öldürücü olmasa da tüm ahlaki değerleri yok etmeyi başarır. Toplum, görmeyen gözlerle cinayetlere, tecavüzlere tanık olur. Ayakta kalabilenler ancak güçlü olanlardır. Koca kentte körlükten kurtulan tek kişi, göz doktorunun karısıdır. Portekiz'in yaşayan en önemli yazarı olan Jose Saramago, romanında körlük olgusunu bir metafor olarak kullanmış, basit imgelere, sıradan sözcük oyunlarına başvurmadan, yoğun bir anlatımla, anlatıcının ve kahramanların konuşmalarını ortaklaşa bir monologa dönüştürerek, kurgunun evrenselleşebilmesi açısından kişilere ad vermeksizin liberal demokrasinin insanları sürüklediği sağlıksız ortamı olağanüstü bir ustalıkla yaratmıştır. |
|
 |
Ensaio sobre a lucidez / Görmek Can yayınları / 2008 |
Görmek': adı belirsiz bir ülkenin başkentinde seçim günü bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başlayınca kimse oy atmaya gitmez. Öğleden sonra yağmur durunca, saat tam dörtte, seçmenler sanki emir almışçasına sandıkların başına koşarlar. Ama sandıklar açıldığında, kullanılan oyların yüzde 83’ünün boş olduğu ortaya çıkar. Bunun bozguncu bir grubun, dahası uluslararası bir anarşist örgütün işi olduğunu düşünen hükümet olağanüstü hal ilan eder. Yıllar önce kenti saran “körlük salgını”ndan kurtulan tek kişinin bu olayla bağlantılı olduğundan kuşkulanılır. “Beyaz veba”nın öteki kentlere de yayılmasını önlemek için başkent abluka altına alınır, bir polis komiseri “suçlular”ı bulmakla görevlendirilir. José Saramago’nun Körlük’ten sonra kaleme aldığı 'Görmek,' demokrasinin kırılganlığı ve hükümetlerce saptırılması üstüne şaşırtıcı bir taşlama. Günümüz edebiyatının üslup ustasından derin bir çağ eleştirisi.
|
|
 |
As pequenas memórias / Küçük Anılar Can yayınları / 2008 |
Küçük Anılar, 1998’de Nobel Edebiyat Ödülüllü José Saramago’nun çocukluk ve ilkgençlik anılarından oluşuyor. Saramago, o kendine özgü şiirsel anlatımıyla ve hiç yakınmadan, büyük bir yoksulluk içinde geçen çocukluk çağını anlatıyor. Hayal gücünün genişliği dışında yazar Saramago’ya hiçbir gönderme yapmadan, yoksul bir çocuğun önce köyünde, sonra büyük kentin kenar mahallesindeki yaşamını betimliyor. Ama yine de, Küçük Anılar, sıkıntıları ve büyülü anlarıyla, Saramago’yu büyük bir yazar olmaya götüren kişisel zenginliği gözler önüne seriyor.
|
|
 |
O Evangelho Segundo Jesus Cristo İsa ya göre İncil Turkuvaz Kitap / 2009 |
İsa ya göre İncil, Roma boyunduruğualtındaki Filistin'de, İsrailoğullarının bağımsızlığı için savaşan Yahuda'nın isyan eden birliklerinin dehşet şaçtığı bir ortamda, sefalet içindeki bir halkın tek umudu olan Nasıra lı İsa'nın mucizelerini, aşklarını, sevinç ve hayal kırıklıklarını, Tanrı'yla Şeytan'la mücadelesini anlatan bir roman. Hiristiyanlığın iki yıllık öyküsünü İsa'nın gözünden tekrar anlatırken, Saramago tanrı'nın bu Dünya daki işlerini açıklamak için şöyel yazıyor:' Ey İnsanoğlu onu affet, çünkü ne yaptığını bilmiyor' |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
'care-ihtimam'
Türkiye' nin Dünya yı okuyan, anlayan, hazmeden, yansıtan zihni Mehmet Altan, İnfomag dergisinin Eylül 2010 tarihli sayısındaki 'ihtimam toplumu' yazısı ile, İkinci Grup' da epeyce bir süredir takip etmekte olduğumuz evrensel 'sol bir arayış' kavramını uzun uzun yazdı.
M. Altan, aynı 'İnfomag' dergisinin, önce mayıs 2010, 'Avrupa'da sol arayışlar' sonra da temmuz 2010 sayılarında 'Kılıçdaroğlu fransızca bilir mi?' başlıklı yorumları ile de bu konunun gerektirdiği önemi daha önce de en geniş hali yansıtmıştı. ( bu yazıları M.A' ın kendi web sayfası mehmetaltan.com dan okuyabilirsiniz )
Temmuz ayı başında kısaca ''Lab'' diye anılan fransız Sosyalist Parti ( PS ) nin düşünce laboratuarı, ''Care, I. sahne'' adı altında bir metin yayınladı. Entellektüellerin katıldığı bir panelin özeti olan bu metin üç kısımdan oluşmaktadır. ''Care” in etik tercümesi'', 'care kavraminin kamu tartışmalarında belirmesi'' , ve ''care ve evrensellik''.
İkinciGrup olarak, Fransa'da fransız Sosyalist Partisi ( PS ) ekseninde başlayan bu 'yeni dünya tartışmalarını' önemsiyoruz. Anasayfa manşet haberimizden başlayarak PS in 'düşünçe laboratuarı' ında gelişen 'care-ihtimam' tartışmalarını sırasıyla türkçe metin olarak yayınlayacağız.
Martine Aubry, gelecek Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ( 2012) “değerler” üzerine tartışmalardan oluşacağına inanmaktadır. Sosyalist Parti de, 'care-ihtimam' konusunun sadece yüzeysel değil, derinlemesine irdelenmesinden yana olanlar çoğunlukta. Nièvre milletvekili Christian Paul, ''Bir üretim ve eşitlikçi dağıtım sosyalizmi yanında bir de ilişki sosyalizmi vardır'' diyor.
Neticede, birkaç yıl evvel 'üretim sosyalizmi' üzerine teoriler üreten D. Strauss Kahn' dan daha da ileriye gitmek gerekecek. Hiç belli etmeden, Martine Aubry, sosyalist düşünce içerisinde yeni bir denge noktasını temsil etmeye çalışmaktadır.
fransız Sosyalist Partisi 1.sekreteri Martine Aubry, 21.yüzyıl Dünya sında, Fransa için hazırlayacakları hükümet programlarında şu 3 temel sorunun cevabını arayacaklarını ilan etmişti: ''ne üretmeliyiz? nasıl üretmeliyiz? nasıl bölüştürmeliyiz? '
Dünya nın siyasi kavgası bu 3 temel soru üzerinden yürüyor... Muhafazakar'ı, Liberal'i, Yeşil, Sol veya Sağ'ı bu 3 temel soruya verdikleri cevaplar üzerinden birbirlerinden farklılaşıyorlar...
'ne üretmeliyiz ? nasıl üretmeliyiz? nasıl bölüştürmeliyiz?'
Bu temel 3 sorunun cevap arayışlarını tamamlayan, bu 3 soruyu birbirine eklemleyen boşluğu dolduran esas ise, bir yandan, toplum bütününü oluşturan bireylerin kendi aralarındaki ilişkileri olacağı kadar, bir yandan da, bireylerin toplum ilişkilerini düzenleyen kurumları tahsis eden ve güvenceye almakla yükümlü 'devlet' in bireyleri hangi esas ile kucaklayacağıdır...
fransız PS in ilgilendiği dördüncü soru ise şu;
'birbirlerimizle ve kurumlarla nasıl bir karşılıklı ilişki içinde olmalıyız?'
Siyaset dediğimiz şey, bu kadar basit ve karmaşık bir şey...
İlk defa, Fransa da, iktidar olabilecek bir siyasi partinin başkanı, Amerika da uzun zaman tartışılan anglo-sakson ''care'' kavramını kamu oyunun önüne getiriyor.
''Refah toplumu, bireylerin kendi aralarındaki ilişkilerin gelişmesinden geçmektedir.' Bireyci bir toplumdan, ingilizcede ''care'' olarak adlandırılan ''karşılıklı ihtimam'' toplumuna geçmek zorundayız: toplum size ihtimam gösteriyorsa, buna karşılık siz de topluma ve etrafınızdakilere ihtimam göstermek zorundasınız'' diye esasını özetleyeceğimiz 'care' veya 'karşılıklı ihtimam' kavramı, 'Bir İhtimam Politikası için, Kusurlu bir Dünya'' kitabı yazarı J.Tronto için, 'kaygı duymak', 'ilgilenmek', 'ihtimam göstermek', 'bakım görmek ' gibi esas özellikler taşıyor; '''İhtimam, sadece diğerlerine değil, eşyalara ve çevreye de yönelik olmalıdır; insanın tüm eylemleri yönlendirmelidir. 'Care', iyi niyetin de ötesinde, dikkat, sorumluluk, yetenek ve yanıtlama kabiliyeti gerektirmektedir; eğer, diğer demokratik değerlere ( insan hakları, hukuk, siyasi usüllere saygı ve uygun siyasi süreç tercihi ...) olan bağlılığımıza 'care' kavramını eklersek, daha akıllı, daha düşünen, diğerlerinin ihtiyaçlarına daha dikkatli ve kısacası daha iyi demokrat olma şansımız olabilir'' ( bkn.'Fransız Sosyalist Partisi Genel Sekreteri Martine Aubry 'ilerici sosyal düşünce' ye yeni bir dinamizm vermek istiyor', İkinci Grup )
Amerikalı düşünür, J.Tronto, siyasi sorumluları, ''toplum kurumlarına, bu yeni değerin dönüşümlerini yansıtabilecek bir çeki düzen'' vermeleri öğüdünde bulunuyor. Fransız Sosyalist Partisi 1.Sekreteri Martine Aubry' de bu kaygısını tartışmaya açıyor...
Fransa, Avrupa için 'yeni' sayılacak bu 'dönüşüm', Doğu' nun ( bizim ), Batı'ya yürürken kaybetmeye başladığı 'karşılıklı ihtimam'
değil miydi Mehmet Altan..?
Doğru yürümeyi becerebilirsek, AB yolumuzun önünün ne kadar açık olduğuna dair bir işaret daha...
değil mi Mehmet Altan..?
rejim ancak böylesi esas 'yeni dünya' kaygıları taşıyan usul ve uygulayıcıları eliyle dönüşür değişir...
değil mi Mehmet Altan..?
03-9-2010
caglarsavkay@ikincigrup.com
|
|
|
|
|
|
 |
|
|
|
|
|